Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 21 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Hakan YALMAN

Başörtüsü, meşrûiyetini Kur'ândan alıyor



Memleketimizin azametli fakat bahtsız oluşuna yol açan en önemli sebeplerden biri gereksiz konuların zihinleri fazlasıyla meşgul etmesi ve asıl meselelere harcanacak enerjinin zayıflamasıdır. Başörtüsü ya da türban ayrımının ya da başörtüsünün sembol olup olmadığının memleketimizdeki tesettür problemi ile en ufak ilgisi yoktur. Bütün dünyanın muasır medeniyet noktasına yöneldiği ve bu vatanın da bahtının yeni yeni açılmaya başladığı bir zamanda insanları mağdur eden uygulamaların herkes için moral bozucu olduğunu ve çok hız kestiğini görmek gerekiyor. Şu an hepimizin temel vazifesi bahtımızın açılması ve ülkemizin maddî terakkisi ile ila-yı kelimetullah noktasında eski şevketine kavuştuğu günler için sözlerimizle ve fiillerimizle duâ etmektir. Oysa başörtüsünün koca memleketin temel meselesi olduğu ve çarpıtılarak gündeme getirildiği bir durumda kırılmış kalpler ve aleyhte duygular arttıkça bir millet olma şuuru ve ortaklık duygusu zaafa uğrayacaktır. Tesettür gibi geniş ve Settar isminin genişliği ile alâkadar olan ve kâinatın tamamını ilgilendiren bir kavramı sadece hanımlar ve yalnızca başın örtülmesi ile alâkalı olarak ele almak, kavramı çok sığ hale getirmektedir.

Başörtüsü tartışması gerçekten, zemininden çok uzaklarda cereyan ediyor gibi. Zaten kullanılan kelime de fiili basitleştiren ve gerçek anlamının çok uzaklarına taşıyan bir anlam içeriyor. Kelime yalnızca bir organın örtülmesine hizmet eden bir nesneyi ifade ediyor. Yani her şey gibi Yaratıcıdan bağlantısı koparılmış, mânâsı ismen algılanan genel varlık sahnesinden nasibini almışlığın ifade edildiği bir terminoloji ile ortaya konuyor. Âlemleri Yaratan ve her nefes alış verişimiz, kâinatın başlangıcından bugüne gelişimiz kontrolü altında olan bir Zat-ı Akdes'in emrini yerine getirme fiili tamamen ismileştirilip ve siyasîleştirilip dünyevî zeminlerde tartışma konusu yapılıyor.

Başörtüsü meşrûiyetini ne insan hakları evrensel beyannamesinden, ne Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından, ne de yönetmeliklerden almaktadır. Onun asıl meşrûiyet kaynağı kâinat anayasası Zat-ı Ezeli'den bizlere mukaddes bir hitap ve hayatımızı yönlendiren emirler manzumesi olan Kur'ân-ı Azimüşşan'dır. Bu göz ardı edilince gerek karşısında yer alanlar, gerekse savunanlar tartışmayı dünyevî zeminlerde yürüterek bir çözüm yolu bulma arayışı içinde çırpınmakta, ancak bunu da başaramamaktadırlar.

Kamusal alanın ne demek olduğu konunun özü açısından hiçbir anlam taşımamaktadır. Konuyu savunanların da olayı dünyevî bakışlarla aynı zemine taşıması, olayın kudsiyetini gölgelemek ve aslî kaynağını göz ardı etmek gibi mahsurlar taşıyor kanaatindeyim. Başını örtmek ya da örtmemek tercihi ile yüz yüze gelen bir bayanın aklına gelecek ilk soru bulunduğu yerin kamusal alan olup olmadığı, bunun bir sembol olup olmadığı, kanunlara uyup uymadığı, hatta evrensel tabiî hukuk kuralları dışındaki kurallara uyup uymadığı değil; bunun Allah'ın emri olup olmadığı olacaktır. Şu anki tartışma zemininde gündeme getirilen konular başörtülünün iç âleminden, psikolojisinden, kaygılarından, beklentilerinden çok uzakta cereyan ediyor diye düşünüyorum. Bütün âlemi sonsuz kudreti ile çekip çeviren Rububiyet-i Mutlaka tarafından gelen bir emir ile toplumun ve devletin baskıları arasında yaşadığı çelişkiler, iç âleminde hissettiği bocalamalar çaresizlikler, yalnızlıklar, tereddütler yaratılışları zayıf, nazik ve hissî olan toplumun bu kesiminin ruh âleminde ciddî yaralara yol açmaktadır. Ne başını açan, ne de kapatanın kendine huzurlu ve refah dolu bir ülkenin mensubu olarak hissettiği ideal vatandaşlık duygularını yaşamaktadır. Aslında her fert gibi o da insanlığını, medeniliğini, kendine güveni ve bunlarla uyum içerisinde algılamak istediği kulluğunu aramaktadır. İnsanlığın dünyevî bakışla bile ulaşmayı başardığı, bana göre esas itibariyle vahyin kontrolünde şekillenen insanî değerler insan hakları, dünyanın refah ve mutluluğu, tam hürriyet ve evrensel tabiî hukuk uzantısında şekillenmiş hukuk kurallarının üstünlüğü aslında ona bu imkânları sunmaktadır. Ancak asırlardır süren hakkın yerine kuvvetin üstün olduğu benlik etrafında şekillenmiş anlayış bunu engellemektedir.

Tesettüre engel olan herkes bilmelidir ki, iliklerine kadar işlemiş zerreleri dahi O'nu zikreden her nefes alış verişinde yardımına koşan, her dakika kalp atışlarını kontrol eden bir rahmetin, depremler, salgın hastalıklarla, savaşlar ve musibetlerle onları terbiye eden bir Celâlin karşısında yer almaktadırlar. İnsanlık tarihine bir göz attığımızda bu tavır dehşet verici ve insanı titretecek karşılıklar görmüştür.

Bu konuyu tartışan ve içinde yer alan herkes önce kendi konumunu iyi algılamalı, dünyevî konumlarının ötesinde uçsuz bucaksız bir uzay boşluğunda esamesi okunmayan bir gezegende uçaktan bile bakıldığında görülemeyen, sistemin bütününde sinekten daha ehemmiyetsiz varlıklar olduklarını unutmamalıdırlar. Dünyevî konumlar yalnızca günlük yaşantının darlığında izafi bir anlam ifade etmektedir. O yüzden bir konuda kimin ne düşündüğünden ve söylediğinden çok, varlığın asıl Sahibinin ne dediği önemlidir. Sonucu belirleyecek de O'nun hükmüdür. Bu yüzden, varlığın geneli karşısında aciz ve zayıf olan ve bu durumlarını hiçbir dünyevî makamın değiştiremediği insanlar birbirine dayanmalı hoşgörü, esneklik ve anlayışla hayatı ve sosyal ortamları kendilerine zehir hükmüne geçirmeden Kadir-i Külli'şey'e dayanmakla yarınlarından emin olmanın tarif edilmez huzurunu bütün insanlık olarak hissetmelidirler.

21.01.2008

E-Posta: hakyalman@yahoo.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (14.01.2008) - Cemaat ruhu dünyaya ışık tutacak

  (07.01.2008) - Zıtlıklardan kudrete ulaşmak

  (31.12.2007) - Yılın son günü ve günahlarımız

  (24.12.2007) - Kurban psikolojisi

  (17.12.2007) - Nurlu günler yaklaşıyor

  (03.12.2007) - Ölüm bizden ne ister?

  (26.11.2007) - Adalet sempozyumu ve barış içinde bir dünya

  (19.11.2007) - Sivil toplum anlayışı

  (12.11.2007) - Ölümü hatırlamak

  (05.11.2007) - Yaprak dökümü

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri