Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 12 Ocak 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Mehmet C. GÖKÇE

Beli bükülmüş yaşlılarımız



Yüce Allah'ın evrensel yasası gereği insanoğlu çocukluk ve gençlik dönemlerini atlattıktan sonra "yaşlılık" gerçeği ile karşı karşıya kalır.

Yaşı elverişli olup bu döneme yetişen kimselerin sosyal statüleri "farklı" olup hayat standartları "değişik" de olsa ve bu farklılıklardan dolayı söz konusu dönem, değişik şartlarda da geçse sonuçta belli bir yaşa ulaşan herkes, bu gerçekle karşılaşır. Önceleri güç ve kuvveti yerinde olan insan, zamanla güç ve kuvvetten düşer ve desteğe muhtaç olur.

Toplumun önemli bir kısmını teşkil bu grubun iyi değerlendirilmesi ve dikkatli tahlil edilmesi gerekir.

Cemiyetin emektarları sayılan yaşlıların kıymetini bilmeyen topluluklar geleceklerini karanlığa mahkûm ederler. Hatta denilebilir ki, "etme/bulma" dünyasında ihtiyarlarının değerini bilmeyen bireylerin ihtiyarlık dönemlerinde "saygı" görmeleri neredeyse imkânsız olur. Zaten, saygı göstermeyenin saygı beklemesi kadar abes bir şey düşünülemez.

Devletler bile, birkaç yıl hizmetten sonra emekliye ayrılan emektarlarına belli bir tazminat ödeyip maaş bağlamakta ve böylece emeklerini zayi etmemektedir. Üstelik bu emektarlar emeklilikten önce de maaş sahibi idiler; yani "karşılıksız" çalışmaları söz konusu değildir. Hizmetlerinin karşılığını her zaman almışlardır.

Kaldı ki, "karşılıksız" olmayan bu "emek", maddî ölçütlerle değerlendirilen bir özelliğe sahiptir.

Yaşlılarımızın bizlere sarf ettikleri emek ise sadece maddî olmayıp temelinde büyük fedakârlıklar yatan mânevî bir özellik de arz etmektedir. Fedakârca sergilenen ve sarf edilen bu maddî-mânevî emeğin heder edilmesi son derece üzücüdür.

Peygamber Efendimiz (asm), şefkat ve merhamete muhtaç kesimlerin ihtiramı ile ilgili olarak, "Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Yaratılanlara merhamet ediniz ki, Allah da size merhamet etsin" (Tirmizî, Birr, 66) buyurmuş ve merhamet etmenin merhameti celp ettiğini vurgulamıştır. Nitekim başka bir hadis-i şerifte de: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti" (el-Acluni, Keşfü'l-Hafâ, II, 163) buyurmuş ve ihtiyarların, İlâhî rahmete vesile olduklarına dikkat çekmiştir.

Yaşlılık dönemi; insanın en fazla ilgi beklediği, ruhen hassaslaştığı, çok duyarlı hâle geldiği ve yardıma ihtiyaç duyduğu bir devredir. Bu yüzden yaşlıların yalnızlığa terk edilmemeleri gerektiği gibi; gönüllerinin hoşnut edilmesi ve yardımlarına koşulması lüzumludur. Resûlullah'ın "Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir" (Ebu Dâvûd, Edeb, 66) ifadesi ise çok anlamlıdır.

Saygı gösterilmesi gerek yaşlıların başında ise anne ve baba gelmektedir. Nitekim Yüce Allah, "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine 'öf!' bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle" (İsra, 23) buyurmaktadır.

Saygı görmek isteyen, yaşlılara saygılı olur. Geleceğini-İlâhî rahmete tevdi etmek suretiyle-güvence altına alır.

Merhamet görmek isteyen, yaşlılara merhamet eder; onlara acır ve Allah'ın rahmetinden nasipdar olur.

İhtiyarlandığında sevgi ve şefkat görmek isteyen; yaşlıları sever, onlara şefkat kanatlarını açar ve Rabb'inin engin şefkatini hisseder. İhtiyarlığı döneminde de şefkat kanatları arasında huzur bulur.

İhtiyarların gönlünü alıp yalnızlıklarını gideren,-inşaalah-yalnız kalmaktan kurtulur ve-Allah'ın inayetiyle-kendisini üzecek olaylarla karşılaşmaz.

Öte yandan, yaşlılarımızın birer "tecrübe hazinesi" olduklarını da unutmayalım; bu yüzden, ilgi ve ihtisasları doğrultusunda onlarla istişare edip fikir ve görüşlerine değer verelim. Unutmayalım ki, yaşımız ne olursa olsun, yaşayan yaşlı anne ve babamızın gözünde birer "çocuk" hükmündeyiz.

12.01.2008

E-Posta: gulistan_yeniasya@yahoo.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (20.12.2007) - "Et bayramı" değil; Kurban Bayramı...

  (18.12.2007) - Seyda'nın ardından

  (17.12.2007) - Zekâtta "Fîsebilillâh" kavramı

  (19.11.2007) - Aile içi diyalog

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri