22 Haziran 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Dergilerimiz

Ahmet ÖZDEMİR

Hayatımızda nelere daha çok önem veriyoruz?


A+ | A-

Hayatımızda değerli olan şeyler nelerdir?

Ev mi, araba mı?

Mal mı, mülk mü?

Para mı, pul mu?

Yoksa makam mı, mevki mi?

Biraz daha geniş düşünelim: Önceliklerimiz nelerdir?

Dünya mı, ahiret mi?

İnsanların dünyayı terk etmesi oldukça zor, ama ahireti terk etmesi kolaydır. Çünkü dünyaya çağıran o kadar şey var ki, saymakla bitiremeyiz. Bizi dünyaya çağıran şeyler o kadar masumane ki, bizi kendine cezb edip celp ediyor. Etrafında pervane gibi döndürüyor. O kadar süslü, o kadar cazip teklifler sunuyor ki, birisini atlatsak diğerlerine takılıyoruz. Sonra da koşup gidiyoruz arkasından. Dünya aşıkları öyle değil mi?

İnsanlar genel olarak para ödedikleri, emek harcadıkları şeylere çok daha fazla değer verirler. Onları kaybetmemek için zaman zaman uykuları kaçar. Belki bir ömür vererek kazandıkları bu servetlerini bir de korumak telâşına düşerler. Meselâ insanlar altınlarını, paralarını vb. daha güvenlikli gördükleri özel veya çelik kasalarda saklarlar. Köşklerini, villalarını özel güvenlik çemberine aldırırlar. Gerekirse bekçi tutarlar, kameralarla kontrol ederler. Bunlar insanların “dünyalıkları” kabul edilir. Bir gün dünya o insanlara “Haydi dışarı!” deyiverir. Belki canından çok sevdiği gözü gibi koruduğu malları geride kalıverir. Ayağından çorapları çıkarılır, sırtından elbisesi. Özel yatakları altından alınır. Hayattayken belki hiç uğramadığı ayrı bir dünyaya götürülür. Birkaç metre kefenle kara toprağın soğuk koynuna uzun boylu uzatılır, hem de çok sevdiği dostları tarafından.

Kabristana hiç gitmeyeceğini zannederdi. Gidenleri gördüğünde gözlerini kapardı, konuşulduğunda kulaklarını. Halbuki ölüm hakikati hiç inkâr edilemeyecek bir gerçekti, hayat kadar.

Orada ne kapı vardır çıkılacak, ne pencere vardır bakılacak, ne yemek vardır yenilecek! Arkadaşı da yoktur ki, dertleşsin. Sadece ameli vardır. Şimdi ameliyle baş başadır. Resûl-i Ekrem (asm) Efendimizin bildirdiğine göre, “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur”dur.

Paraları, altınları, köşkleri, villaları dünyada kaldı artık. Bir de bakmışın, vârisleri “dünyalıkları” bölüşme telâşına düşmüşler. Dillere destan mallar medyaya günlerce malzeme oluvermiştir.

Burada dünyanın üç yüzünü hemen hatırlamakta fayda vardır:

Birinci yüzü: Cenâb-ı Hakk’ın Esmâü’l-Hüsnasına (güzel isimlerine) bakar; onların nakışlarını gösterir, mânâ-i harfiyle, onlara âyinedarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubât-ı Samedâniyedir. Yani, Cenâb-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını anlatan, Allah’ın varlık ve birliğini gösteren yaratılmış mektuplardır. O yüzde isimlerin cilvelerini okuruz, bıkmadan usanmadan. Bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır.

İkinci yüzü: Ahirete bakar; âhiretin tarlasıdır, ekinliğidir, rahmet çiçeklerinin yetiştiği bahçedir. Burada ekip ahirette biçeceğiz. Meyvelerini orada toplayacağız. Şu yüzü de, önceki yüzü gibi güzeldir; tahkire değil, muhabbete lâyıktır.

Üçüncü yüzü: İnsanın heveslerine, arzularına bakan, gaflet perdesi olan, ehl-i dünyanın arzu ve heveslerini uyandıran yüzüdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânîdir, hemen kaybolur gider, elemlidir, aldatır.1 Günahlar, belâlar, musîbetler, sıkıntılar hep bu yüzdedir.

Kur’ân-ı Hakîmin kâinattan ve varlıklardan pek çok önem verircesine, beğenerek ve güzel bularak söz etmesi ise, önceki iki yüzüne baktığı içindir. Sahabelerin ve diğer Allah dostlarının rağbet ettiği ve değer verdiği dünyaları, önceki iki yüzdedir. İlk iki yüzü sevmişler, üçüncü yüzden kaçmışlardır. Çünkü üçüncü yüzde boğulan insanlar ahiretini de kaybetmişler.

Acaba insan sırf dünya için mi yaratılmış ki, bütün vaktini ona sarf ediyor?

Halbuki insan istidad ve yetenek cihetiyle bütün hayvanların üstünde olduğunu ve dünyevî hayata lâzım olan ihtiyaçlarını karşılamakta, iktidar cihetiyle, bir serçe kuşuna bile yetişemediğini herkes biliyor, anlıyor. Demek ki, insanın aslî vazifesi hayvan gibi çabalamak değil, belki hakikî bir insan gibi, hakikî daimî bir hayat için çalışmaktır.2

Bununla beraber, dünyevî meşgaleler, çoğu zaman bize âit değildir. Onlar da çoğu lüzumsuz bir şekilde karıştığımız ve bazen karıştırdığımız boş işlerdir. En önemlisini bırakıp, güyâ binler sene ömrümüz varmış gibi en lüzumsuz bilgilerle vakit geçiriyoruz. Konuştuğumuz ve bazen arkasından koştuğumuz şeyler “incir kabuğunu” bile doldurmayacak kadar lüzumsuzdur. Halbuki en küçük ama en önemli olan kalb ve mide dairesini bırakıp, en büyük ama en önemsiz dairelerde ömrümüzü telef ediyoruz. Ebedî ahiret saadetini kazandıracak işleri bırakıp Cehennem odunları ile uğraşıyoruz. Âdeta elmasları çöpe atıp kömüre sarılıyoruz.

Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz dünya-ahiret dengesini şöyle belirlemiştir: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız!”

Dünyayı kalben terk etmeli, kesben değil. Yani dünyayı kalbimize koymamalıyız; ahiret yolculuğunda azık yapmalıyız.

Ebedî hayat yollarını açacak ve aydınlatacak işlere ihtiyacımız vardır. Onlar ise ibadetlerdir. En kısası ve en kolayı da Sünnet-i Seniyyeye uymaktır. Yani Resûl-i Ekrem (asm) tabi olmaktır. Çünkü sünnete uyan âdetini ibadete çevirir.

Dünyaya gelmek bizim elimizde olmadığı gibi, gitmek de bizim elimizde değildir. Hangi kuvvet bizi dünyaya gönderdi ise, aynı kuvvet dünyadan alıp vaad ettiği ebedî hayata gönderecektir. Gidiş gün ve saatini bilmiyoruz. Her an “Haydi gel” emrine muhatap olabiliriz. Şu sözleri dinleyelim:

“Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem ‘Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez’3 âyeti sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.

“Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyevîye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.”4

Dünyamız fani, ömrümüz kısa, görevlerimiz çoktur. Ebedî hayat burada kazanılacaktır. Yapılan her iyilik mükâfatını göreceği gibi, her kötülük de cezasını görecektir. Allah bize taşıyamayacağımız yükü yükletmeyeceğini bildirmiştir. Öyleyse taşıyabileceğimiz yükten de kaçmayalım.

Önceliklerimizi bir kez daha gözden geçirsek mi?

Hayatta nelere daha çok önem veriyoruz?

Beşer olarak yaptığımız hatalardan ve işlediğimiz günahlardan geri dönmek ne kadar güzel bir şey. Çünkü Allah tövbe edenleri sever.

Her gün yatsı namazının arkasından okuduğumuz şu âyeti hatırlayalım ve öyle duâ edelim:

“Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla!” 5

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 1018-1019

2- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 428-429

3- Bakara Sûresî, 286.

4- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, s. 118-119

5- Bakara Sûresi, 286.

22.06.2009

E-Posta: ahmed@ahmedozdemir.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (18.06.2009) - Hava sayfasına vurulan tevhid damgası

  (01.06.2009) - Dünya hayatının trafik işaretleri

  (25.05.2009) - Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) bir şefkat peygamberidir

  (21.05.2009) - Zarûretler haramı helâl kılar mı?

  (16.05.2009) - Nurun kahramanlarından Ali İhsan Tola Ağabeyi yolcu ederken

  (13.05.2009) - Dünyaya nasıl bakılır?

  (04.05.2009) - Küresel ekonomik krize çareler

  (03.05.2009) - Müsbet İman hizmeti

  (24.04.2009) - Kâinatın Sultanına muhatap olmak

  (17.04.2009) - O’nun (asm) gelişiyle dünya nura gark oldu

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.