"Gerçekten" haber verir 03 Mayıs 2009
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formuİletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Ahmet ÖZDEMİR

Müsbet İman hizmeti



Bediüzzaman Said Nursî, en son dersine, “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz”1 cümleleriyle başlar.

Demek ki, her şeyin müsbet (pozitif)i olduğu gibi menfîsi (negatif) de vardır. Risâle-i Nur’da benzer örnekleri görmek mümkündür. Meselâ, müsbet milliyet-menfî milliyet, müsbet Avrupa-menfî Avrupa, müsbet ibadet-menfî ibadet vb.

Müsbet sözlükte, isbat olunan, delilli, pozitif, açık ve sabit olan şeyler için kullanılmıştır. Müsbet hareket ise, doğruluğu aşikâr, belli ve isbat edilebilen; doğru düşünenlerin kabul edebileceği kanun ve nizama uygun hareket demektir. Bir başka ifadeyle, Allah’ın emrine uygun, tahribkâr ve tecavüzkâr olmayan, yapıcı ve tamir edici tarzda olan, mizan, adalet ve insafa uygun harekettir. Bediüzzaman müsbet harekete iki şekilde bakar:

a. Allah rızasına göre yalnızca iman hizmeti yapmaktır. Allah’ın rızasına en uygun olanı herhalde ihlâsla yapılan ameldir. İhlâs ise, başka bir maksat için değil, Allah’ın rızasını umarak yalnız emredildiği için yapmaktır. Bir başka ifadeyle farzları yapmak, kebâirden (büyük günahlardan) kaçınmaktır. Bunları yaparken de Allah’ın vazifesine karışmamaktır. Bunun nasıl olacağını daha sonra Celâleddin Harezmşah örneğiyle açıklayacaktır.

b. Asayişi, emniyeti muhafaza etmek ve zarar verici davranışlardan kaçınmaktır. Burada dikkat çeken bir ifade daha vardır: “Müsbet iman hizmeti”

Hemen aklımıza bu ifadenin zıddı gelmektedir: Acaba menfi iman hizmeti de mi vardır? Menfisi olmasa herhalde yalnızca iman hizmeti denilirdi. Ayrıca “müsbet” kelimesi kullanılmazdı.

Şöyle bir etrafımıza ve geçmişe bakarsak menfî iman hizmetlerinin pek çok örneklerini görebiliriz. Meselâ, Van’da bulunduğu yıllarda bir isyan teşebbüsünde bulunmak için kendisinden yardım isteyenlere, “Millet tenvir ve irşat edilmelidir. Bu teşebbüsünüzden vazgeçiniz” demiştir. İsyancıları menfî hareketten uzaklaştırarak müsbete kanalize etmeye çalışmıştır. Bediüzzaman’ın sözünü dinlememişler ve pek çok masumun idam edilmesine sebep olmuşlardır.

Geçmişte tahrip ederek, hatta cinayet işleyerek adam öldüren ve kendisinin iman hizmeti yaptığını söyleyen kimseler yok muydu?

Onlardan bazıları darağaçlarına giderken “Biz Bediüzzaman’ı şimdi daha iyi anlıyor ve takdir ediyoruz!” demişlerdir. Said Nursî, her bir sıkıntıya karşı sabrı ve şükrü tavsiye ediyor. Hatta bunlarla mükellef olduğumuzun altını çiziyor.

***

Musibete sabretmeyi anladık ama şükür nasıl olur?

İnsanların dünyasında musibetlere sabır zor ama şükür hele daha zor olsa gerek! Bediüzzaman sabırda da şükürde de ileri seviyededir. Hayatını incelediğimizde onların en güzel örneklerini görmek mümkündür.

Kur’an’da Müslümanların musibetler karşısında sabretmeleri emrediliyor ve şöyle buyuruluyor: “O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine O’na döneceğiz’ derler.”2

Bediüzzaman “şükürle mükellefiz” derken bize bir ibadet kapısı daha açmış oluyordu. Dünya madem imtihan meydanıdır. Bizler bu imtihan meydanına gönderilmişiz. İmtihanda sorulan sorulara itiraz edilmez. Kul olarak sorulan soruları doğru cevaplandırmakla mükellefiz. Belki bizim şer gördüğümüz şeylerde hayır vardır. Onu biz bilemeyiz. Doğrusunu ancak Allah bilir. Meselâ, Kur’ân’da geçen şu âyete bir kere daha bakalım: “O her şeyi en güzel şekilde yarattı.”3

Bu âyetin hükmüyle her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir güzellik yönü vardır. Kâinattaki her şey, her olay, ya bizzat güzeldir veya sonuçları itibariyle güzeldir. Bazı olaylar var ki, görünüşü çirkindir. Fakat o dış görünüşü altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar vardır.4

Bediüzzaman, ibadetleri bildiğimiz klasik tarzda değil, farklı olarak tasnif eder ve iki çeşit ibadetten söz eder: Biri müsbet, diğeri menfî.

Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler müsbet ibadetlerdir. Bunların yeri, zamanı, miktarı ve nasıl yapılacağı bellidir. Anlatılması kolaydır. Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle isbat edebilirsiniz. İlmihal kitaplarına baktığımızda müsbet ibadetleri kolaylıkla öğrenebiliriz.

İkinci çeşit ibadetlere menfî ibadet diyoruz. Hastalıklar, depremler, ekonomik krizler, belâlar ve musibetler karşısında sabretmek menfi ibadettir. Bunların ne zaman, nereden ve nasıl geleceği belli değildir. İsbat edilmesi zor olduğu gibi derecesi de ölçülmez. Menfî ibadetlerde musibetzede acizliğini, zayıflığını anlar. Sonsuz merhamet sahibi olan Allah’a sığınır ve bütün içtenliğiyle yalvarır. Yavrunun tehlikeler karşısında annesinin şefkatli kucağına sığındığı gibi musibete uğrayan kimse de nihayetsiz şefkat sahibi Cenâb-ı Hakk’a sığınır. Halis, riyasız, gösterişsiz mânevî bir ibadete mazhar olur. Zorda kalan bir insanın nasıl duâ ettiğini ve yalvardığını anlayabiliyor musunuz?

Ağır bir ameliyata giren bir hastanın yaşadığı ruh halini ve yaptığı duâların nasıl samimi ve içten olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Acaba malını, çocuklarını sorsanız hatırlayabilecek mi?

O anda neler düşünmektedir kim bilir?

Bediüzzaman, sabreden ve şükreden hastaların bir dakikalık hastalığının bir saat ibadet hükmüne geçtiğini belirtir ve “Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî (şikâyet) değil, teşekkür et” der.5

Buradan hareketle musibetler karşısında sabır ve şükürle nasıl mükellef olunduğunu görüyoruz.

***

Bediüzzaman hazretlerinin hayatının üç devresi vardır: Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said.

Üstad son dersinde Eski Said dönemine dikkat çekerek der ki: “Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, birçok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ, Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfî’de idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suâllerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım, tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikati için, bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis Aleyhisselâm gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi, sabır ve rıza ile karşıladım.”6

Bediüzzaman, “Yirmi sekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun” der. Kendisine zulmedenlere, kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda yer hazırlayanlara hakkını “helâl etti”ğini söyler. Bediüzzaman’ın bütün hayatı zahmet ve meşakkatle, felâket ve musîbetle geçti. Cemiyetin îmânı, saadet ve selâmeti yolunda nefsini, dünyasını fedâ ettiğini söyler. Onlara “bedduâ bile etmediğini” belirtir. Çünkü asıl meselenin “cihad-ı mânevî” olduğuna dikkat çeker. Bu zamanda en fazla mânevî yönden tahribat yapılmaktadır. Mânevî tahribata karşı sed çekmek gerekir.

Nursî, Kur’ân’da ve Risâle-i Nur’da çok tekrar edilen şu âyete bir kez daha dikkat çeker: “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.”7

Bu âyetin düsturuyla Nur talebelerinin vazifesi, dahildeki âsâyişe bütün kuvvetleriyle yardım etmektir. Onun içindir ki, İslâm dünyasında âsâyişi bozucu iç savaşlar ancak binde bir olmuştur. O da aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir.

Mânevi cihadın en büyük şartı Allah’ın vazifesine karışmamaktır. Yani, “vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakk’a âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.” Aslında bu tarz bir hizmet Nebevî bir hizmet tarzıdır. Kur’ân-ı Kerim’de peygamberlerin vazifesinin sadece “tebliğ” olduğu bildirilmiştir.

Bediüzzaman bu konuda tarihî bir şahsiyet olan Celâleddin Harzemşah’ı örnek alarak: “Benim vazifem hizmet-i imaniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenâb-ı Hakkın vazifesidir” deyip ihlâs ile hareket etmeyi Kur’ân’dan ders almışım der ve yukarıda sözünü ettiğimiz âyete işaret eder. Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin bütün hayatı müsbet iman hizmetiyle geçmiş ve arkada aynı yolu takip eden milyonlarca Nur talebesi yetişmiştir.

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, s. 870

2- Bakara Suresi, 156

3- Secde Suresi, 7

4- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 365

5- Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s. 472

6- Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s.870

7- En’am Suresi, 164; İsra Suresi, 15; Fatır Suresi, 18; Zümer Suresi, 7

03.05.2009

E-Posta: ahmetozdemir@nurasya.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (24.04.2009) - Kâinatın Sultanına muhatap olmak

  (17.04.2009) - O’nun (asm) gelişiyle dünya nura gark oldu

  (24.03.2009) - BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ'NİN VASİYETİ

  (25.02.2009) - “Kırk”ların hikmetine bir kırk daha eklendi

  (05.02.2009) - “Kırklar”ın hikmeti -2

  (04.02.2009) - “Kırklar”ın hikmeti -1

  (01.02.2009) - İstanbul seyahatinden notlar

  (20.01.2009) - “Aklen Hulusi, kalben Sabri, vicdânen Hüsrev hükmünde olan Refet Bey”

  (01.01.2009) - Risâle-i Nurlar usandırmaz

  (26.12.2008) - Şeair-i İslâmiye toplumsal şuurdur

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır

Kurumsal Linkler:
Bediüzzaman Haftası - Risale-i Nur Enstitüsü - Yeni Asya Vakfı - Demokrasi100 - Yeni Asya Gazetesi - YASEM - Bizim Radyo
Sentez Haber - Yeni Asya Neşriyat - Yeni Asya Takvim - Köprü Dergisi - Bizim Aile - Can Kardeş - Genç Yaklaşım - Yeni Asya 40. Yıl

Reklam Linkleri:
Risale Yorum- Risale Çocuk- Oktay Usta - Euro Nur - Fıkıh İnfo- Ahmet Maranki- Cevşen - Yeni Asya Barla - Makdis