Bediüzzaman Said Nursî’nin 66. vefat yıldönümü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen programda, insanlığın kurtuluşunun Kur’ânî hakikatler ve vicdanın ihyasıyla mümkün olduğu vurgulandı.
ANKARA - MEHMET KARA - YASİR ÖZER
FOTOĞRAFLAR: FATİH BATUR
Yeni Asya Ankara Temsilciliği tarafından, Bediüzzaman Said Nursî’nin 66. vefat yıldönümü dolayısıyla anma programı gerçekleştirildi. “Küresel vicdan, insaniyet ve demokrasi” konulu programın sunuculuğunu Ali Serdar Beykoz yaptı.

Program eğitimci Şerafettin Birol’un Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ile başladı.

Programın açış konuşmasını yapan Yeni Asya Medya Grup Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Atik, Bediüzzaman Haftası dolayısıyla 10 ilde program gerçekleştirileceğini ifade etti. İfsat şebekesinin en çok okuduğu eserin Risale-i Nur olduğunu söyleyen Atik, “Çünkü bize başka türlü saldıramazlar. Bizi tanıması için bizi bilmesi lâzım. Aynı Tel Aviv’deki İslâm Üniversitesi’nin olduğu gibi. Bu üniversiteye yalnızca Yahudîler gidiyor. Fertlerin ruh hâllerine bu komite ne gerekiyorsa yapıyor. Bunu Risale-i Nur’ları okuyarak, inceleyerek yapıyor. Yoksa başarmaları mümkün değil. Hazret-i Ali’nin ‘Düşmanın silâhları ile silâhlanın’ ifadesi var. Onlar bunu yapıyorsa, bizim de hem ferdî, hem de cemaatî noktada hassasiyetimizi arttırmak gibi bir görevimiz var” diye konuştu.

Olmazsa olmazımız meşveret ve şûrâdır
“Bizim olmazsa olmazımız meşveret ve şûrâdır. Dünyada ve İslâm âleminde meşvereti bu kadar zikreden başka cemaat yoktur” diyen Atik, “Kur’ân-ı Kerîm’deki emir herkesin istişare ve şûrâya katılımıdır. Meşveret ve şûrâyı bütün programlarımızda yapıyoruz. Bunu sosyal alana da taşımak mecburiyetindeyiz. Üstad’ın 66. vefat yıldönümünde seçtiğimiz konu, ‘Küresel vicdan, insaniyet ve demokrasi’ olmuştur. Gazze’deki soykırım küresel vicdanın uyanışına vesile olmuştur. Dünyanın bu sıkıntıdan çıkmasının tek çaresi insanların oturup konuşmasıdır. Problem yaşayan insanlar aralarında konuşmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Meşveret, birlikte hareket etmeyi gerektirir
Meşveretin neticesinin “ittifak” olduğuna dikkat çeken Atik, “Birlikte fikir teatisinde bulunacağız. Ama sonunda ‘beraber hareket edeceğiz’ diye meşveret yapılır. ‘Oturup konuşalım ama işime gelirse ben bu kararı onaylarım, yoksa yokum’ denilirse meşveret olmaz. Dolayısıyla meşveretin temel kuralı, karar verildikten sonra—muhalif olunsa bile—çıkan karara herkesin ittifakla tâbi olmasıdır. Süfyan komitesi bunun gözden kaçırılması için uğraşıyor. Dolayısıyla hem içimizdeki meşveret ve şûrânın mânâsını arttırmak, hem de diğer kardeşlerimize ‘örnek olma’ konumuna gelmemiz lâzım. Birbirimize daha çok sarılmamız, birlik ve beraberliğimizi sağlamamız gerekiyor. Bediüzzaman’ın 66 yıl önce bıraktığı emaneti olması gereken yerde tutmak için gayret göstermeliyiz” dedi.
İslâmiyet’le değer kazanırız
Edebiyatçı-yazar İslâm Yaşar, Bediüzzaman Said Nursî’nin görüşleri ışığında, “Küresel vicdan, insaniyet ve demokrasi” konusunda konferans verdi.

Yaşar, Bediüzzaman Hazretlerinin her şeyi farklı bir tarifle nazara verdiğini ifade ederek, “İslâmiyet’i de insaniyet-i kübrâ diye nazara veriyor. ‘İslâmiyet, insaniyet-i kübrâdır’ diyor. Ben bu cümleden şunu anlıyorum: İnsanlık, İslâmiyet’le insan olur. Eğer insanlık İslâmiyet’e imtizac ederse, intibak ederse, ittihad ederse, tâbi olursa gerçek insanlık olur. İslâmiyet ve insanlık birbirinden ayrılırsa İslâmiyet kaybetmez, insanlık kaybeder. Vicdanla ve insanlıkla dünyaya yeni bir sistem getirmeye çalışıyoruz. Bunu siyasî olarak değil; fikir olarak, inanç olarak, düşünce olarak yapmaya çalışıyoruz. Bunu da elimizdeki Kur’ânî kaynaklarla, Risale-i Nur kaynaklarıyla yapmaya çalışıyoruz. O zaman yaptığımız şey doğru. Nereye bakıyoruz? Kur’ân’a bakıyoruz. Nereden güç alıyoruz? Kur’ân’dan güç alıyoruz” dedi.
Çare Asr-ı Saadette
Cehalet asrının saadet asrı hâline geldiğini söyleyen Yaşar, “Şu anda cehalet asrından çok farklı şeyler yaşıyor değiliz. Bir nevi cehalet asrındayız. O zaman çareyi yine Asr-ı Saadet aramamız gerekiyor. Oradaki insanların dünyasında aramamız gerekiyor. Oradan bularak insanlığa bunu arz etmemiz gerekiyor. Ama bunu vicdanî bir hassasiyetle yapmamız gerekiyor. İnsanlarda vicdan varsa acıma vardır. Acırsa insanlık için bir şeyler yaparlar. Vicdan yoksa acımak yoktur. Peygamber Efendimiz (asm) insanların düştüğü hâle bakıyor, zaman zaman gözyaşı döküyor. Şefkat var, merhamet var, insaf var, vicdan var. O zaman insanlık ne zaman başlar dediğimizde vicdanla başlar diyebiliriz” diye konuştu.

İnsanlığın Kur’ân ilmine ihtiyacı var
Yaşar, şöyle konuştu: “Said Nursî’yi vicdanla mukayese ettiğimizde, acaba ne zaman vicdan sahibi olmaya başlar diye düşündüğümüzde, normal şartlarda akıl bâliğ olduktan sonra, hayatı biraz yaşadıktan sonra, pek çok tecrübe kazandıktan sonra vicdan sahibi olması gerekir. Ama eğer Said Nursî gelecekte Bediüzzaman Said Nursî olacaksa, bu çocukken de öyledir. Çocukken de farklı olması lâzım. Farklı mı? Elhak farklı. Peygamberimizi (asm) rüyasında görüyor. Said Nursî 9 yaşında bir çocuk; dili sürçmüyor, ne isteyeceğini biliyor, ilim talep ediyor. İlm-i Kur’ân talep ediyor. Demek ki insanlığın insanî değerler bulması için Kur’ân ilmine ihtiyacı var. Peygamberimiz de ona müjdeyi veriyor: ‘Sana ilm-i Kur’ân verilecektir’ diyor. İşte orada vicdan devreye giriyor.”
Kelebeklerin yanmasın
Bir örnekle Bediüzzaman’ın nasıl bir vicdan sahibi oluşunu anlatan Yaşar, “Bu rüyayı gördüğü yıllardaymış Allahu âlem. Camiye derse gidiyor. Kelebekler idare lambasında yanıyor. İdare lambasının alevi dışarıdadır. Kelebek aleve konar, yanar. Yıllarca devam etmiş böyle. Nurs Mescidi’nin etrafı hep simsiyah dumandır o zamanlar. Kim bilir kaç kelebek yandı? Ama diğerlerinin vicdanı yanmamış; Said Nursî’nin vicdanı yanmış. O gün gidiyor annesine, ‘Kelebekler yanmasın’ diyor. ‘Ne yapabiliriz?’ diye düşünüyor. Sepetçikler örüyorlar, kafesçikler yapıyorlar, üstüne koyuyorlar. Kelebekler yanmıyor. İşte vicdan devreye girdi. Ve orada canlılar kurtulmaya başladı adeta. Demek ki nasıl yapacağını, ne yapacağını, ne zaman yapacağını, ne kadar yapacağını biliyor. Bilmeden yapamaz zaten. Ve insanlığı keşfetmeye, aramaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Vicdanı onu harekete geçirdi
“Kendisi tam bir mükemmel insan olmuş Bediüzzaman. Zikri de var, ilmi de var, ibadeti de var. Bir evliya kadar takvâ sahibi, bir âlim kadar ilim sahibi. Acelesi ne? İnsanlık değer kaybediyor. Vicdanını kaybediyor insanlar” diyerek konuşmasına devam eden İslâm Yaşar şunları söyledi: “Her bir kelebeğin yandığı gibi… Onun için acelesi var. Demek ki âlimlerin, şeyhlerin, büyük insanların yapmaları gereken şeyi o daha çocukken hazmediyor ve yapıyor. Niye? Çünkü Peygamberimizden müjde almış. O müjdeye lâyık olması lâzım. O müjdeye istihkak kesbetmesi lâzım. Oraya doğru gidiyor. Ama bir eksik var. Yalnız kendisinin yolunun doğru olması meseleyi bitirmiyor. İnsanlığın yolu yanlış. İnsanlık yanlış yollara doğru gidiyor. İnsanlığın yolunu doğrultması lâzım. Ne yapıyor? Kendi ruhunun kemâlâtını erdirmek için Kubbe-i Hâsiye’de inzivaya çekiliyor. Gece gündüz zikrediyor. İnzivaya çekilenlerin hâlleri belli; dünyayla alâkası yok.”
Bediüzzaman cumhuriyeti kâinat kitabında aradı
Bediüzzaman’ın reşit olmayan çocuk yaşlarda yemeğinin tanelerini karıncalara vermesiyle vicdanın devreye girdiğini, bunu sordukları zaman verdiği cevabın mânidar olduğunu söyleyen Yaşar, “Bunlar cumhuriyetçidirler” diyor. Daha kimse cumhuriyeti telaffuz etmiyor. “Cumhuriyetçidirler” tabiri belki Said Nursî’nin o günün şartlarında ortaya koyduğu yeni tabirlerden biri. “Cumhuriyetçiliklerine mükâfaten bunları yapıyorum” diyor. Said Nursî insanlığa yol açıyor. Cumhuriyet yolunu açıyor. Demokrasi yolunu açıyor. Dünyada bunun başka bir örneği yok. Cumhuriyeti sistem olarak kuranlar çok, ama cumhuriyeti temelde arayan yok. Said Nursî cumhuriyeti kâinat kitabında arıyor. İlk cumhuriyet dersini kâinat kitabından alıyor.” şeklinde konuştu.
Hakikî cumhuriyet
Yaşar, “Var mı dünyada başka cumhuriyet düşüncesini kâinat kitabından alan? Yok. O yaşta var mı? O da yok. Ne yapıyor o günün âlimleri? Sen Selef-i Salihine muhalefet ediyorsun diyerek karşı çıkıyorlar. Said Nursî bir çocuk onların gözünde. ‘İslâmiyet’te cumhuriyet yok’ diyorlar. O zaman Said Nursî Asr-ı Saadete dönüyor. Örneği orada buluyor. Asr-ı Saadet hakikî bir cumhuriyettir. Sıddık-ı Ekber dindar bir cumhuriyetçiydi. Sahabeler cumhuriyet reisi olarak seçtikleri insanlara tâbi oldular. Peygamberimiz (asm) vefat ettikten sonra ne oldu? Sahabeler toplandı, Hazret-i Ebu Bekir’i seçtiler. İşte cumhuriyet; demokratik bir cumhuriyet” dedi.
Vicdanlar harekete geçmeli
Cumhuriyet adıyla birçok sistemler kurulduğunu, kimisinin diktatörlük, kimisinin bürokratik, kimisinin de istibdat cumhuriyeti olduğunu ifade eden İslâm Yaşar, “Bizimki de istibdat cumhuriyeti oldu. Ama demokratik cumhuriyet yok. Said Nursî işte burada ders veriyor insanlara. İnsanlık değerleri cumhuriyetle ortaya çıkabilir, demokratik cumhuriyetle ortaya çıkabilir. Cumhuriyet kurulurken bizzat onlara ders veriyor. Büyük inkılapların temeli sağlam olmalıdır. Nerede sağlamdır? Asr-ı Saadettedir. Mecliste dağıttığı beyannamede, yaptığı konuşmalarda mütemadiyen Asr-ı Saadet cumhuriyetini nazara veriyor. Orayı esas alın diyor.
Nur talebelerini de aynı vazife bekliyor
“İnsanlık eğer bugün vicdanı arıyorsa, Kur’ân’da ve Asr-ı Saadette araması gerekir” diyen Yaşar şöyle konuştu, “Bediüzzaman, Müslümanlara ve diğer insanlara İslâm’ı yaşayışıyla örnek olmuşsa ve bu örnekliğin neticesinde pek çok insan Müslüman olmuşsa, bugün Nur talebelerini de aynı vazife bekliyor. Onun için Bediüzzaman Hazretleri mesleğini sahabe mesleği olarak tarif ediyor. Hakikat mesleğidir diyor. O zaman sahabeler ne yapmışsa Nur talebelerinin de onu yapmaları gerekiyor. Örnek olacaklar.”
Bediüzzaman’ın bu hassasiyetleri önce kendi dünyasında tesis ettiğini anlatan Yaşar son olarak şunları söyledi: Van’a gidip bütün memleketi kurtarma çabası var; ama önce ‘Kendimi yetiştireyim’ diyerek Erek Dağı’na çekiliyor. Orada mesele başlıyor. Peygamberimizin (asm) müjdesi orada tecellî ediyor. Vehbî ilim kapıları orada açılıyor. Ondan sonra insaf, insanlık, vicdan ve diğer değerler peyderpey insanların dünyasına yayılıyor ve Risale-i Nur Külliyatı ortaya çıkıyor.”
Programın sonunda Şerafettin Birol, başta Peygamber Efendimiz (asm)olmak üzere bütün ehl-i imanın ve Bediüzzaman Said Nursî ile talebelerinin ruhları için dua etti.