İstanbul’dan Zeynep Hanım: “Hüve nüktesinde geçen bir nefes ve bir tırnak benzetmesi. Nefes benzetmesini anladım. Hüve derken bir nefeste denildiği için sanırım. Ama tırnak benzetmesini anlayamadım.”
Allah’a İman Etmek Hadsiz Kolay
Kur’an, “Hiçbir şey yoktur ki, O’na hamd edip, O’nu tesbih ediyor olmasın.”1 buyurur. Üstad Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretleri bu ayetten, “Lâ İlâhe illâ hû” ve “Kul hüve’llahü ehad” kelimelerinde geçen “Hüve” zamirine bir köprü kurar. Hüve Nüktesi, “Hüve” ile “hava” arasındaki kopmaz bağı bizim anlayışımız çerçevesinde keşfeden ve nazarlara sunan bir görgü tanığı notudur.
Lâ İlâhe illâ hû’da geçen “Hû” veya “Hüve” lafızları zamirdir, “O” demektir; Allah’a râcidir, yani “Allah” lafzı yerine oraya gelmişlerdir, yani “Hû” veya “Hüve” Allah demektir.
Bediüzzaman Hazretleri, havanın hakikatini yukarıdaki âyetin dürbünüyle müşâhede ediyor. Görüyor ki, her bir hava zerresi Allah diyor. Yani “Hüve!” diyor. Yani her bir hava, “Hüve!” diyor. Her bir hava zerresi Allah’ı zikrediyor, Allah’ı gösteriyor, Allah’ın ilmini, irâdesini, kudretini, hikmetini, işitmesini, görmesini bildiriyor. Yalnız hava sayfası okunduğunda bile görülecektir ki, Allah’a îman etmek hadsiz derece kolay, şirk ve dalâlette kalmak hadsiz derece zordur, hatta imkânsızdır.
Bir Avuç Hava
Nasıl ki bir avuç toprak nöbetle yüzlerce çiçeğe saksılık ediyor. Bunu tabiata veya sebeplere havâle etmek için, ya o saksıda küçücük ölçülerde yüzlerce mânevî makineler ve fabrikalar bulunması lâzım gelecektir. Ya o bir parça topraktaki her bir zerre, bütün o yüzlerce çiçeği muhtelif özellikleriyle tanıması ve bilmesi lâzım gelecektir. Âdetâ her bir toprak zerresinin bir ilah gibi ilim ve iktidar sahibi olması gerekecektir.
Bu ise imkânsızdır.
Buna ihtimal vermek akılsızlıktır. Oysa toprak ile saksıdaki çiçekler arasında, veya toprak ile bitkiler arasındaki bu sıkı bağı ve birliği, bu hayâtî alışverişi, Allah’ın ilmine, iktidarına, emrine ve irâdesine verdiğimizde, her şeyin kolayca ve mükemmel biçimde olup bitişindeki sırrı görürüz.
Aynen bunun gibi, Allah’ın emir ve irade sıfatlarının bir Arş’ı olan havanın her bir parçasında, yani bir nefes veya bir tırnak kadar olan “Hüve” lafzını söylediğimiz miktardaki havada… Burada bir “nefes veya tırnak” ifadeleri, hüve dediğimizde ağzımızdan çıkan hava miktarını temsili olarak belirlemek içindir.
Bir nefes veya bir tırnak kadar olan “Hüve”de bütün dünyadaki mevcut telefonların, telgrafların, radyoların, hadsiz ve muhtelif konuşmaların bulunabilmesi için; ya küçücük ve hassas ölçekli, hârika alıcı ve verici istasyonlarının her bir hava zerresine kurulmuş olduğunu kabul edeceğiz. Çünkü her bir hava zerresinde tüm bu hadsiz işler bir anda ve beraberce yapılmaktadır.
Havanın Bütün Cüzleri
Ya da, “Hüve” diyecek ölçüdeki havanın her bir parçasının ve her bir zerresinin, bütün telefoncular, telgrafçılar ve radyo yayın frekansları kadar mânevî şahsiyetleri ve kâbiliyetleri bulunduğuna, onların hepsinin dillerini bildiğine, her konuşmayı anladığına ve aynı zamanda diğer zerrelere de bildirdiğine ihtimal vereceğiz! Her bir hava zerresinde hadsiz bir şuur, ilim ve iktidar bulunduğunu söyleyeceğiz! Nitekim havanın bütün cüzlerinde aynı derecede ses ve görüntü nakil kabiliyeti ve eksiksiz görev yapma terbiyesi vardır.
İşte küfür ve dalâlet ehlinin mesleklerinde değil bir imkânsızlık, hava zerreleri adedince imkânsızlıklar ve çıkmaz sokaklar vardır!
Dipnot:
1- İsrâ Sûresi: 44