"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman milletvekillerini uyarıyor-2: Hukukullah Kur’ân’ın emridir

Hüseyin Kıymık
24 Mart 2026, Salı 01:54
Bu temel bilgileri Üstadımızın ifadeleriyle verdikten sonra, şimdi de asıl makalemize, yani okuduğumuz makalede serdedilen fikirlere geçelim.

Dizi: Üstad Bediüzzaman milletvekillerini uyarıyor - 2

Üstad o günkü (1908) mebuslara ve bugünün vekillerine, mealen, diyor ki:

Ey mebuslar ve ey bu zamanın milletvekilleri! Milletin çıkarlarını koruyun, zira onlar hukukullahtır. Medeniyetin bahçesini Peygamberimize (asm) gönderilen ve evrensel olan Şer’î kanunlarla sulayınız ki, medeniyetimizin gençliği ebedîleşsin ve gerçek adalet hakkıyla görünsün. Zira İlâhî adalet Şeriatın arşında tecellî ediyor. Oradan inen ahkâmı işlerinizin kuralı yapınız. Tâ ki millete hizmet ederken tasarrufunuz dayanaksız olmasın. Hakkın sahibi olan Allah’ın izni olmazsa, yani yaptığınız işler sağlam bir kaynağa, kanuna dayanmazsa tasarrufunuz caiz olmaz. “İnsanlar hür oldular, lâkin yine abdullahtırlar.”

Üstad Hazretleri makalesinin devamında bize ve milletvekillerine istibdadın çok zararlı, tehlikeli ve vahşî bir şey olduğunu anlatıyor, ondan kurtulmanın yollarının da nasıl olacağını gösteriyor.

Süleyman Aleyhisselâmı meşrutiyete ve parmağında bulunan adalet mührünü de hukuka benzetiyor.

Yine makalede devamında diyor ki:

İSTİBDADI HUKUKLA YOK EDİNİZ

İstibdat, yırtıcı ve parçalayıcı bir dev gibidir. Zalim pençesiyle, hürriyetimizi ve saadetimizi ebedî olarak yok etmek istiyor. Siz buna karşılık medeniyetin tahtında oturan meşrutiyeti, (yani demokrasiyi) kökü ve kaynağı sağlam olan evrensel (Şer’î) kanunlarla koruyunuz. Meşrutiyetin (demokrasinin) adaletli eline yakışan beyaz kılıcıyla yani hukukla istibdadın pençesini yok edin ki, bundan sonra garazlarına vesile ederek o mübareği lekelendirmesin.

Üstad Hazretleri, bu defa meşrutiyetin hukuk ilkelerini Kur’ân’dan nasıl çıkaracağız diye düşünen milletvekillerine ayetle sesleniyor ve diyor ki: Kur’ân-ı Kerim’de; “Yaş ve kuru ne varsa her şey apaçık yazılmıştır.” [En’am: 59] buyurulmaktadır. Âlimlerimizin farklı mezhep görüşlerini ortaya çıkarmaları bu ayetin sırrının bir tefsiri olarak görülmektedir.

Üstad, konusunda iyi, uzman bir ekibin, çalışmaları neticesinde meşrutiyetin temel esaslarını, anayasadaki hükümleri ve hayatımızı tanzim eden kuralları (kanunları) Kur’ân-ı Hâkim’den çıkarabileceklerini söylemektedir.

Yine makalenin devamında; Cennetteki Tuba ağacının farklı dalları aynı gövde ve kökte birleştiği gibi, milyonlarca dâhinin tek dayanağı olan Kur’ân-ı Hâkîm’in kesin hükümlerinden çıkardıkları farklı neticeleri, siyaseten ve maslahaten takip etmenin caiz olduğu bildirilmiştir. Dört mezhep o tükenmez definenin cevherleriyle doludur.

Siz o parlak şeriattan adalete ve yüksek hakikatlere düstur olmak üzere tanzim için bu konunun uzmanlarının ortak fikirlerine müracaat ediniz. Onlar meşrutiyetteki hakikatleri, anayasa hükümlerini ve hukukun kurallarını Kur’ân’dan çıkarsınlar ve tanzim etsinler. Nasıl ki yakın geçmişimizde az bir gayretle Mecelle’yi ortaya çıkarmışlardır. İşte o zaman hayatımızın sağlam ve kopmaz bağı olan birlik ve beraberliğimiz gerçekleşecek ve güç kazanacaktır.

Şimdiye kadar İslâmiyet güneşi istibdadın karanlık bulutuyla örtülmüştü. Bu karanlığın neticesinde ise, ahlâksızlık, dinî yaşantıda gevşeklik ve laubalilik meydana gelmişti. Medeniyet; cehalet ve vahşetle gölgelendiğinden, hâşâ İslâm dini istibdada ve tembelliğe elverişli zannedildi. Bazı kesimlerde böyle asılsız bir düşünce meydana geldi. Halbuki Peygamberimiz (asm) Tirmizî’de geçen bir hadis-i şeriflerinde: “Hikmet mü’minin yitik malıdır, nerede bulursa alır.” buyurmuştur.

Bu hadis dinin bir esası olduğuna göre, dini terakkîye, medenî gelişmeye neye dayanarak engel görürler? Sizler meşrutiyeti (demokrasiyi) sağlam İlâhî kanunlarla tefsir ederek ve kabul ederek o batıl düşünceyi yalanlayın. İslâm dinini diğer dinlere kıyas ederek, yaşantımızı düzenleyen kurallardan ayırarak sadece vicdanlara hapsedip, tecrid ederek o saçma zannı tasdik etmeyiniz. Zira dinimiz, aklî, manevî, uhrevî, vicdanî ve naklîdir. Manevî yaşantımızı tanzim ettiği gibi, maddeyi, siyaseti, aklı ve ekonomiyi de tanzim eder.

Bazı Avrupalı araştırmacılar demişlerdir ki: “Bir kısım yerlerdeki insanların medeniyet dairesine girmelerine yegâne vasıta İslâmiyettir.” 

Din, Müslümanların et ve kemiklerine karışmıştır. İslâm dini onların hissiyat ve fikirlerinde en etkili boyun eğilen bir güçtür. Şimdi terakkinin, kalkınmanın temellerini sağlam esaslara dayandırmak için fikirler ve zihinler ortasında cereyan eden dinî meseleler vicdanlarıyla neşredilsin.

Üstad Hazretleri milletvekillerine olan hitabının devamında da eğitime dikkat çekiyor. Onun bu sözlerinden anlıyorum ki, ilköğretim ve eğitim mecburî olmalıdır. Hürriyet zamanında eğitimde zorlayıcı etken ise, şevk ve muhabbettir. Gerçek şevki meydana getiren ise vicdanlardan çıkan diyanetin sesidir. Onu da harekete geçiren özellik, ruhtaki manyetizmaya sahip olan Şeriat-ı Ahmediyenin emriyle olacaktır. Onların zihinlerini ruhanî manyetizma ile manyetizmalandırmak ancak Şeriat namıyla olacaktır.

***

Peki hastalığımız nedir? Bunu iyice araştıralım ki tedavisini de ona göre yapalım.

Hastalıklarımızı kısaca sıralarsak:

Birincisi; tembellik.

İkincisi; cehalet.

Üçüncüsü; dinimizi yaşamamaktan meydana gelen ahlâksızlık ve bunların neticesi olarak da ortaya çıkan fakirlik, çaresizlik, hilekârlık ve değişik adlar altında yapılan hırsızlıktır. Medenî âlem bizden bu kötülükleri yok etmemizi istiyor. Biz ise, çareyi dinden uzaklaşmakta görüyoruz! Böyle bir anlayış, parmakta meydana gelen ufak bir yaranın tedavisi için gözün çıkarılmasına benzer. “Zira milletin kalp hastalığı zaaf-ı diyanettir.”

Sözün özü; meşrutiyet (demokrasi) Şeriatın (hukukun) elmas kılıcını elinde tutmaya mecburdur, tâ ki meşrutiyeti öldüren üç zakkum ağacını temelinden kesip yok etsin. O zehirli ve öldürücü zakkum ağaçlarının yerine, hayat verip yaşatan tuba ağacını muhafaza etsin.

Şimdi gelelim, Cehennemin bir ağacı olan o üç zakkum ağacıyla, cevherlerin hazinesi ve Cennetin bir ağacı olan üç tuba ağacının izahına:

İSLÂMİYETİ KALKINMAYA ENGEL SAYMAK HATADIR

Birinci zakkum ağacı: Avrupa’nın hakkımızda yanlış bir zanna sahip olması. Bu zan sebebiyle bize besledikleri nefret, acımasızlık ve bizim düştüğümüz duruma sevinmeleri. Onlar İslâmiyeti kalkınmaya engel, baskıcı, otoriter bir rejime müsaadekâr zannetmişlerdir.

İkinci zakkum ağacı: Dinsizlik. Ahlâksızlığın kaynağı ve medeniyetin en büyük günahıdır. Bu zakkum ağacını büyüten toprak da budur ki: Her türlü kemali içine alan İslâm dini, yalnız vicdanlara sığıştırılırsa, din bir tarafta kalır, onu ayakta tutanların hükmüyle geriye itilir ve böylelikle git gide gücünü kaybeder. O zakkum ağacı da böylelikle gelişmek için müsait bir zemini bulmuş olur. Dolayısıyla pek çok kişi dine sathî olarak bakar.

Cahil halk dikkatsizlik ve taassuplarıyla dine sonradan sokulan bazı hikâyeleri, özellikle Hıristiyanlık ve İsrailiyattan gelen hikâyeleri İslâm dinine ait olduğunu zannetmişler. Hatta onları bazılar imandan ve akideden görmüşler. Ecnebiler de dine sokulan bu hikâyeleri aynen bizim cahil halk gibi gerçek zannetmişler. Bunları fenlerle karşılaştırdıklarında dinimize karşı olan bakışları elbette iyi olmayacaktır. — Devam edecek —

Okunma Sayısı: 139
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı