"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hücrelerden yıldızlara, kâinatta tam bir adalet var

27 Eylül 2021, Pazartesi
Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘kâinatta adalet-i tamme,’ yani tam bir adalet var. Mesele, varlık düzleminde bütün varlıklara böyle bakabilmek, daha doğrusu insaniyetimizle böyle bakıp her yeri ve her şeyi kuşatmış olan ‘adl’in cilvelerini görmek, görebilmektir.

Prof. Dr. İlyas Üzüm ile Hafıza Tazelemesi

YENİ ASYA - RÖPORTAJ

***

En temel insanî değerlerden ve Kur’ân’ın dört ana maksadından birisi olarak ‘adalet’ konusunda sık sık hafıza tazelemeye ihtiyaç var galiba?

Kesinlikle öyle. Adalet, tarihin her döneminde ve yeryüzünün her bölgesinde en temel insanî değerlerden birisi olduğu gibi, Kur’ân’ın, hatta bütün semavî kitapların en temel mesajlarından birisidir. Bu kavram bazılarının zannettiği gibi sadece yargı alanıyla sınırlı olmayıp her insanı, her insanın yaşadığı her alanı, hatta her ânını içine alan bir kapsama sahiptir. Dolayısıyla bu temel mükellefiyetimizle ilgili olarak ferdi hayatımız ve sosyal ilişkilerimiz bakımından ‘nerede’ olduğumuzu yahut bu mükellefiyetin hakkını verip vermediğimizi sorgulamaya ve gereğini yapmak üzere harekete geçmeye daima ihtiyacımız var. Kur’ân-ı Hakîm’de ‘hatırlatın’ emri olduğu gibi, ‘hatırlayın’ emri var. Bu bakımdan hayatımızın her alanı için ‘adalet’ konusunda bilgilerimizi hatırlamaya, sık sık hafıza tazelemeye ihtiyacımız olduğu muhakkak.

O zaman ‘adalet’in tanımından başlayalım hafızamızı tazelemeye?

Bu tür kavramları bir ya da birkaç cümlelik tanımlara sığdırarak ifade etmek hem zor olduğu, hem de uygun olmadığı için genel işaretlemelerde bulunmakla yetinmek gerekir. Sözlükte adalet ‘bir şeyi yerine koymak’, bunun zıddı olan zulüm de ‘bir şeyi yerine koymamak’ anlamına geliyor. Bu kök anlamından hareketle sözlükler adalete düzen, denge, ölçülülük, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük, doğru olmak, doğru davranmak ve doğru hükmetmek gibi anlamlar veriyor. Terim olarak ise felsefe, hukuk, ahlâk, teoloji gibi alanlarda farklı şekillerde tanımlanıyor. Meselâ felsefede birçok tanımdan birisi olarak; ‘Doğrunun izlenmesi ve korunması, herkese uygun düşenin verilmesi’; devleti kapsayan boyutu ile ilgili olarak da ‘Ferdin ve devletin farklı parçalarının uyumlu ilişkisi’ diye açıklanıyor. Hukukta, yine birçok tanımdan birisi olarak, ‘Kanunların herkes için eşit bir şekilde kullanılmasının sağlanması, doğruluk, hukuka uygunluk ve insan haklarını gözetme’; başka bir tanım olarak ‘pozitif hukukun onaylanması ve onun doğru bir şekilde uygulanması’ diye ifade olunuyor. 

Ahlâk ilminde, ‘İnsanların ferdi ve toplum hayatında hakkaniyet, denge, eşitlik ilkelerine uygun yaşamasını sağlayan fazilet’ diye tarif ediliyor…

Bu tanımlara baktığımızda temel bileşenin ‘hakkaniyet’ ve ‘doğruluk’ olduğunu görüyoruz. Adaletin zıddı olan zulüm de ‘haksızlık ve ‘doğruluktan uzaklık’ olarak karşımıza çıkıyor. Fert-devlet ayrımında, kişi hakkaniyet ve doğruluk temelli yaşıyorsa âdil, zıddını yapıyorsa zalim oluyor. Aynı şekilde devlet mekanizmasında yargı hakkaniyet ve doğruluk prensiplerine göre hüküm veriyorsa adaletli, tersi söz konusu oluyorsa zulmedici oluyor. Burada merkezî önem taşıyan ‘hakkaniyet ve doğruluk’ ise kaynağı bakımından bizi kaçınılmaz olarak insanî gerçekliğimize ve fizikî âlemdeki yaratılış düzenine götürüyor. Buradan yola çıktığımızda adalet kişiye bakan boyutuyla, ‘İnsanın insaniyetine ya da vicdanına kodlanmış ‘hakkaniyet’ özelliklerine bağlı kalarak ‘doğru’ inanması, ‘doğru’ yaşaması ve ‘doğru’ hükmetmesi’; devlet erkine bakan yönüyle de ‘otoritenin vatandaşın hak ve hukukunu eşit olarak koruması, yargının da hiçbir vicdanî ölçü ve cihanşümul değeri ihlâl etmeden hakkaniyetli olarak hüküm vermesi’ şeklinde anlaşılıyor.

Adaletle ilişkili bir kavram olarak ‘hakkaniyet’ ve ‘doğruluğun’ bizi insanî gerçekliğe ve yaratılış düzenine götürdüğünü söylediniz. İnsanî gerçekliği vicdanla açıkladınız, peki bunun yaratılış düzeniyle ilgisi nedir? 

Sözü tam da getirmek istediğim yer burası. Adalet kelimesinin sözlükte ‘Bir şeyi konması gereken yere koyma’ anlamına geldiğini, buna bağlı olarak kelimenin denge, ölçü, tartma, ölçülülük gibi mânalar ihtiva ettiğini belirtmiştik. Fizikî âleme, en küçük varlıktan en büyüğüne kadar bu gözle baktığımızda, her şeyin yerli yerinde olduğunu, tam bir ölçü, ölçülülük ve uygunluk içinde bulunduğunu görüyoruz. Bu, ontolojik olarak yaratılışın baştan sona kadar ‘adalet’ eksenli, ‘adalet’ temelli olduğunu gösteriyor. Peki bu neye delâlet ediyor? Elbette Yaratıcının ‘adalet sahibi’ olduğuna. Nitekim Risale-i Nur’da Allah’ın, ism-i azamından birisi olarak anılan ‘adl’ sıfatı böyle bir temellendirme üzerine inşa ediliyor. Üstad Hazretleri, ‘Allah âdildir, şu âyette şöyle geçiyor, bu hadiste şu ifadeler var’ demiyor. Tahkikî iman mesleğini inşa eden bir müceddit, bir ahir zaman müceddidi olarak içinde yaşadığımız varlık âleminden yola çıkarak, her varlıkta gördüğümüz ‘dengeli, ölçülü, amaçlı’ yaratılışı dikkatimize sunup Yaratıcının ‘adl’ sıfatını ispat ediyor. 

Bu husus çok orijinal görünüyor. Biraz daha açabilir miyiz?

Yaratıcının ‘âdil’ olduğunu ezbere söylemenin neredeyse hiçbir anlamı yok. Âyet ve hadis nakilleri yahut esma-i hüsna kitaplarındaki sathî açıklamalar da çoğunlukla sathî kalıyor. Üstad Hazretleri Risale-i Nur’da, diğer iman esasları gibi Allah’ın âdil olduğunu ilkin kâinatta gözlemlenen denge, dengeleme, ölçü ve ölçülülük üzerinden ispatlıyor, sonra da ilgili âyet-i kerimelere yer veriyor. İlgili metinde (30. Lem’a, İkinci Nükte) kâinat, bir saraya; saray, içinde mütemadiyen tahrip ve tamir içinde olan bir şehre; şehir, içinde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memlekete; memleket, her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âleme’ benzetiliyor. Ardından, “Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayretengiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor ki…” diyerek bu fiil ve özelliklerin Yaratıcının ölçülü yapan, dengeyi gözeten, her şeye hakkını veren anlamında ‘adl” sahibi olduğunu gösterdiğini ifade ediyor. Devam eden pasajlarda bir canlının kanındaki alyuvar ve akyuvar sayısından güneş sistemindeki gezegenlerin hareketlerine, denizdeki balıkların yumurtalarından yer yüzünde bitki ve hayvanların doğum ve vefat oranlarına kadar inkârı mümkün olmayan denge ve ölçülülüğü gözümüzün önüne koyuyor. Böylece varlık düzleminde Onun ‘adl’ sıfatıyla muttasıf olduğunu, -deyim yerindeyse-, güneş gibi berrak bir şekilde delillendiriyor.

Yani sadece vicdanımız değil, hücrelerimiz de ‘adalet’ten söz ediyor; balıklar da adaletten söz ediyor, yıldızlar da adaletten söz ediyor mu diyoruz?

Aynen öyle. Küçük-büyük, bedenimiz-duygularımız, yer -gök, canlı-cansız her şey, her zaman, -bir anlamda-, adaletten bahsediyor, Yaratıcının âdil olduğunu hatırlatıyor ve elbette bizi de âdil olmaya dâvet ediyor. Evet, Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘kâinatta adalet-i tamme,’ yani tam bir adalet var. Mesele, varlık düzleminde bütün varlıklara böyle bakabilmek, daha doğrusu insaniyetimizle böyle bakıp her yeri ve her şeyi kuşatmış olan ‘adl’in cilvelerini görmek, görebilmektir. Esasında Bediüzzaman’ın bu söylediği âyetlerde dile getiriliyor. Meselâ Rahman Sûresi’nin yedinci âyeti, ‘Allah’ın göğü yükseltip âleme mizan yani ölçü verdiğini’, dolayısıyla adaleti tesis ettiğini net biçimde ifade ediyor.

Tamam, varlık âleminde, her şeyde hassas bir ölçü, eşsiz bir denge, muntazam bir mizan var, ama insan hayatına baktığımız zaman yaratılışta özürlü olanlar, maddî bakımdan sıkıntı içinde yaşayanlar, türlü ‘haksızlıklar’a maruz kalanlar da var. Bunlar İlâhî adaleti gölgelemiyor mu?

Hayır! Bir defa hüküm çoğunluğa ya da genele göre verilir. Yaratılışta özürlü ya da engelli olarak var edilenler azın azıdır, istisnaîdir. Bunların da bir kısmı insanların kendi hatalarından kaynaklanmış, bir kısmı imtihan gereği verilmiştir. İnsanların hatalarından kaynaklananlar bahis dışıdır. İmtihan gereği verilenlere gelince, ‘Allah mülkün sahibi’ olarak, dilediği gibi tasarruf eder. Şu kadar var ki, hadislerde açıkça vurgulandığı üzere, bu tür olumsuzluklar içinde var edilen kimseler, iman ve sabırla mukabele etmeleri şartına bağlı olarak ahirette özel imkân ve ihsanlara nail kılınacaklardır. Ayrıca bu suretle Yaratıcı bir mecburiyet altında bulunmayıp irade sahibi olduğunu gösteriyor, diğer insanlara da pek çok ibret ve dersler veriyor. Fakirliğe gelince, adalet ‘eşitlik’ değildir, dolayısıyla Yaratıcı herkese eşit malî imkân vermiyor. Öte yandan bu dünya şartlarında nasıl malî imkâna sahip olunacağının yolları da gösteriliyor. Âyette belirtildiği gibi “İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır”. Türlü biçimlerde haksızlıklara maruz kalanlara gelince, âyetlerde insan eliyle işlenen her zulmün ahirette cezasının verileceği, her mazlumun hakkının mahkeme-i kübrada alınacağı beyan ediliyor. Sonuç olarak işaret edilen bu hususlar dikkate alındığında, bunların Allah’ın ‘adl’ini gölgeleyici mahiyet taşımadığı açıkça anlaşılıyor.

Tekrar ana konuya dönersek, Yaratıcının âdil olması bizim için ne ifade ediyor? 

Gerek varlık âleminin şahitliği, gerekse vahyin ve hadislerin beyanıyla Yaratıcının mutlak adalet sahibi olduğu hakikati hem bizim O’na ‘adl’ sıfatıyla iman etmemizi, hem de her türlü inanç, davranış ve hükümlerimizde adaletli olmamızı zorunlu kılıyor. Başka bir tabirle hepimizin, her zaman, adaletin zıddı olan her çeşit haksızlık ve zulümden uzak durmamızı gerektiriyor. Şöyle bir sıralama yapabiliriz: a) Vicdanımız adaletli olmamızı gerektiriyor, b) Kâinat adaletli olmamızı gerektiriyor, c) Kur’ân emirleri adaletli olmamızı gerektiriyor, d) Sünnet uygulamaları adaletli olmamızı gerektiriyor. Buradan hareketle kolaylıkla diyebiliriz ki, insanın kendisiyle çelişmemesi, fizikî âlemle çelişmemesi, vahyin mesajıyla çelişmemesi, sünnetin uygulamalarıyla çelişmemesi her alanda ve her zaman adaletli olmasına bağlıdır. Adaletten ayrılan, şu veya bu alanda yahut şu veya bu oranda zulüm ve haksızlık yapanlar bütün bunlarla çelişiyor demektir. Sonu vicdan azabı, dünya ve ahirette ceza demektir. Allah korusun!

İfadelerinizde herkesin, her zaman, her alanda âdil olması gerektiğine vurgu yapıyorsunuz. Ne demektir bu? Adaletin kapsam ve alanı yahut alanları nelerdir?

Adalet çok yönlü bir kavram; temelde ferde bakan yönü var, devletin uygulama ve yargılamasına bakan boyutu var. Ferde bakan boyutuyla adalet; kişinin bütün inanç, düşünce ve davranış alanlarını kapsar. Meselâ inanç ve düşünce boyutu itibariyle, kâinata Yaratıcısı adına bakmak ‘adalet’, Yaratıcıyı devre dışı tutarak kendi adına bakmak adaletsizliktir, zulümdür. Bu yüzden küfür en büyük adaletsizlik, en büyük haksızlık, en büyük zulümdür. Nasıl ki meselâ, bir öğrenciye ‘sen öğrenci değilsin’ demek haksızlık ise, zulüm ise güneşe ‘sen Allah’ın görevlendirdiği bir memur değilsin’ demeye gelen küfrî bir bakış da zulümdür. Yahut nasıl ki belli bir hızla giden bir arabaya bakıp ‘bu araba çok güzel gidiyor’ demek şoföre haksızlık ise; meselâ, gezegenlerin hareketini kendi başına gerçekleşiyor gibi düşünmek adaletsizliktir, zulümdür. 

Yani iman etmek adalet, inkâr etmek zulüm mü oluyor?

Evet, tam da öyle oluyor. Nitekim Üstad Hazretleri küfrü sıradan bir cürüm ya da günah olarak değil, “hadsiz mahlûkatın manevî hukukuna karşı işlenmiş hadsiz bir zulüm” olarak anıyor. Elbette bunun zıddı olan iman da adaletin ta kendisi oluyor. Adalet sözlükte ‘her şeyi kendi yerine koymak’ diye tanımlanmıştı ya, küfür bütün varlıkların Yaratıcısına olan delâletlerinin üstünü örttüğü için gerçek anlamda bir adaletsizlik; iman ise varlıkları Yaratıcının memuru ve mahlûku olarak görmek demek olduğu için gerçek anlamda adalet ve hakkaniyet oluyor. 

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 1339
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Halil İbrahin KARAHAN

    29.9.2021 02:43:46

    Allah razı olsun.tebrik ederim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı