"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaser Arafat vefatının 14. yıl dönümünde rahmetle anılıyor

11 Kasım 2018, Pazar 15:13
Filistin'in hürriyet mücadelesine büyük katkı sunan efsanevi lideri Yasir Arafat, ölümünün 14. yıl dönümünde rahmetle anılıyor.

Filistinlilerin daha çok "Ebu Ammar" olarak zikrettikleri merhum liderin ömrü Filistin davasına hizmetle geçti.

Davasıyla özdeşleşen Arafat, bağımsız Filistin mücadelesi için farklı yolları benimsedi. Mücadelesinin ilk yıllarında Filistin'in bağımsızlığının yolunun silahlı mücadeleden geçtiğine inanan Arafat, 1990’lı yıllardan itibaren ise diyalog yolunu seçti.

Attığı adımlar, izlediği yol bazı Filistinli gruplar tarafından eleştirilse de Arafat, Filistin davasının dünya kamuoyunda gündeme gelmesinde önemli rol oynadı. Kendine özgü kıyafetleri ve duruşuyla Ortadoğu’nun en önemli liderlerinden biri olarak gösterilen Arafat, son nefesine kadar halkının bağımsızlığı için mücadele etti.

Nobel Barış Ödülü sahibi Yasir Arafat, her ne kadar Filistin’in bağımsızlığı için mücadele eden grupların tamamını tek çatı altında toplamayı başaramasa da en azından yaşamı boyunca bu gruplar arasındaki ayrışmanın derinleşmesini önleyen bir lider olarak tarihe geçti. Ancak, onun ölümünden sonra Filistinli gruplar arasındaki ayrışma daha da derinleşti.

Filistin'in hürriyeti için geçen bir ömür

Doğum yeri ile ilgili tartışmalar ölümünden sonra bile devam eden Yasir Arafat, 1929’da Filistin davasının kalbi Kudüs’te doğduğunu söylemesine rağmen bazı araştırmacılar onun Kudüs'te değil Mısır'ın başkenti Kahire'de doğduğunu öne sürdü.

Belki de Kudüs'ün Filistin davasındaki öneminden dolayı Arafat'ın doğum yeri hep tartışma konusu oldu. Henüz 4 yaşındayken annesini kaybeden Yasir Arafat'i, ablası büyüttü.

Gençlik yıllarından itibaren İsrail işgaline direnen Filistinlilere yardım etmeye başlayan Arafat, 1948'deki Arap-İsrail Savaşı başladığında halkının savaşçılarına silah temin etmeye çalıştı.

Sürgünden sürgüne zorlandı

Fetih lideri Arafat, Siyonizm'i düşünce, hedef, örgütlenme ve yöntem açısından saldırgan emperyalist faşist bir hareket şeklinde niteleyerek, Filistinlilerin uluslararası camiada temsil edilebilmesi için Arap devletleri tarafından kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) 1969'da liderliğini üstlendi.

İşgal edilen topraklarını kurtarmak ve vatanından sürülen milyonlarca Filistinlinin evlerine dönüşünü sağlamak için İsrail'e karşı silahlı mücadelenin şart olduğuna inanan Arafat'ın başında olduğu Filistin hareketi, İsrail’in yanı sıra bazı Arap ülkeleriyle de çatışmak zorunda kaldı.

Eylül 1970’de başlayıp Temmuz 1971’e kadar süren ve tarihe "Kara Eylül" olarak geçen çatışmalarda Ürdün ordusu ile Filistinliler karşı karşıya geldi. Ürdün askerlerinin binlerce Filistinli sivili öldürdüğü çatışmaların ardından bu ülkeyi terk etmek zorunda kalan Arafat, Lübnan'a geçti.

Arafat, 1974'te Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünde yaptığı konuşmasında şu meşhur sözlerini sarf etti:

"Elimde bir zeytin dalı ve bir özgürlük savaşçısının silahını taşıyorum. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin."

İsrail, Arafat’ın sığındığı Lübnan'a 1978’de saldırarak ülkenin güneyinde küçük bir bölgeyi işgal etti. İsrail'in 1982'de de Lübnan'a karşı daha büyük bir saldırı başlatması üzerine bu ülkeden de ayrılmak zorunda kalan Arafat'ın bu seferki durağı Tunus oldu.

Sürgünde bağımsızlık ilanı

Yasir Arafat, en büyük hayali olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasından hiç vazgeçmedi. Bu hayalin gerçekleşmesi için Cezayir’de, FKÖ'ye bağlı Filistin Milli Konseyi 1988'de başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulduğunu ilan etti.

Bunun ardından Arafat kamuoyu önünde şiddeti reddettiğini açıklayarak İsrail ile diyaloğa giden yolda önemli bir adım attı.

İsrail'i tanıdı

Arafat’ın Filistin mücadelesindeki en kritik dönüm noktalarından biri belki de İsrail'i tanıma kararı oldu.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 1988'de yaptığı konuşmada Arafat, FKÖ'nün İsrail'in "var olma hakkını tanıdığını" ilan etti.

Bu adımı Filistinli gruplar arasında farklı tepkilere yol açsa da ABD'nin Arafat'a ve hareketine yönelik algısını olumlu yönde değiştirdi. Filistin Merkez Konseyi 1989'da Arafat'ı Filistin Devlet Başkanı ilan etti.

Bundan bir yıl sonra Süha isimli bir Filistinli ile evlenen Arafat'ın bu evlilikten Zahva adını verdikleri tek bir kız çocuğu oldu.

Oslo Anlaşması

İsrail hükümeti ile Arafat liderliğindeki FKÖ arasında sürdürülen gizli ve açık görüşmeler, 1993'te "Oslo Barış Anlaşması"nın imzalanmasıyla sonuçlandı.

Anlaşmanın imzalanmasının ardından Filistin lideri Arafat ile İsrail Başbakanı İzak Rabin el sıkışarak kameralara poz verdi. Bu anlaşmadan dolayı 1994’te Arafat ve Rabin'e Nobel Barış Ödülü verildi.

Oslo Anlaşması çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria; A, B ve C bölgelerine ayrıldı. Yüzde 18'i kapsayan "A bölgesi"nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin'e, yüzde 21'lik "B bölgesi"nin idari yönetimi Filistin'e, "güvenliği" İsrail'e devredilirken, yüzde 61'ini kapsayan "C bölgesi"nin "idare ve güvenliği" İsrail'e bırakıldı.

Anlaşma metni, İsrail askerlerinin Gazze Şeridi ve Eriha'dan çekilmeleri ile başlayan beş yıllık bir geçiş dönemini öngörüyordu. Bunun yanı sıra, Batı Şeria ve Gazze'de yönetimin kısmen Filistinlilere teslim edilmesi ile sonuçlanacak geçici bir dönemin belirlenmesi konusunda anlaşılmıştı.

Filistinlilerin istediği bölgeler Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'tü ancak, gelişmeler planlanan şekilde olmadı ve İsrail taahhütlerine uymadı.

İsrail anlaşmalara aykırı olarak Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimi faaliyetlerine hız kesmeden devam etti. Oslo'nun getirdiği yükümlülüklerden biri de su kaynaklarının paylaşımında tek taraflı adım atılmamasıydı. Ancak İsrail bu kurala da uymayarak, Batı Şeria'daki su kullanımını kendi lehine sürekli artırdı.

Kimi uzmanlara göre, İsrail'in ayak sürümesi ve sözlerini yerine getirmemesi nedeniyle görüşmelerin akamete uğramasının ardından 2000 yılında Filistin halk ayaklanması olan "İkinci İntifada" patlak verdi.

Ev hapsi ve şüpheli ölümü

İsrail güçleri 2002'de Arafat'ı işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah kentinde bulunan konutunda ev hapsine aldı.

Filistin yönetiminin merkezi olan konutu 2 yıl abluka altında tutan İsrail güçleri, burayı birçok kez tanklarla da hedef aldı.

Arafat 2004'te hastalandı ve grip teşhisi konuldu ancak, Filistinli lider bir türlü iyileşmedi. İsrail'in izin vermesinin ardından tedavi için 29 Ekim’de Fransa'ya götürülen Arafat, 11 Kasım 2004'te Paris’te Percy Askeri Hastanesi’nde 75 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Arafat'ın Kudüs'e defnedilmesi yönündeki vasiyeti, İsrail işgali nedeniyle gerçekleşemedi. Ramallah'a defnedilen Arafat'ın ölüm nedeni ise tartışma konusu olmaya devam etti.

Zehirlendiği iddialarının kuvvetlenmesinin ardından 2012’de Arafat'ın mezarı açılarak örnek alındı.

İsviçreli bilim adamları, Arafat’ın cesedinden alınan örnekler üzerinde yaptıkları incelemenin ardından 2013’te Filistin liderinin zehirlendiğinden yüzde 83 oranında emin olduklarını açıklamıştı.

 

AA

Okunma Sayısı: 937
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı