Yeni Yol Partisi Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı: (2)
Birinci Bölüm: Bediüzzaman dikkate alınmadan çözüm olmaz
RÖPORTAJ:
ABDULLAH ERAÇIKBAŞ - MEHMET KARA
[email protected] - [email protected]
Fotoğraflar: Erhan AKKAYA - Yeni Asya
- Bediüzzaman, devleti yönetenlerin asıl vazifesinin millete efendilik ve hükümranlık yapmak değil, tam aksine onlara “hizmetkârlık” etmek olduğunu açıkça ifade etmiştir.
- Bu düstur, siyasetin bir imtiyaz ve güç devşirme alanı değil, millete vekalet etme ve ona hizmet götürme makamı olduğunu ihtar eder.
Yeni Asya’nın sorularını cevaplandıran Ekmen, Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı ve özellikle Münazarat eseri ekseninde şekillenen fikirlerinın, günümüz siyaset dünyası için son derece ufuk açıcı düsturlar içerdiğini dile getirdi.
SARSILMAZ KARARLILIK VE KORKUSUZ MÜCADELE AZMİ
Bediüzzaman’ın hayatı ve yazdıklarından bir siyasetçi olarak sizi en fazla etkileyen ve örnek alınması gerekenler nelerdir?
Bediüzzaman Said Nursî, toplumda daha çok dinî yönüyle bilinse de ömrünün çok önemli bir kısmını sosyal, siyasî ve beşerî meselelerde hak ve adalet mücadelesi vererek geçirmiştir. Hayatının her döneminde hedefi; fertlerin kalbî ve fikrî dünyasını imar ederek oradan hareketle sağlıklı bir toplum modeli inşa etmek olmuştur. Onun hayatından ve eserlerinden çıkarılabilecek, günümüz siyasetine yön verecek temel başlıklar şunlardır:

1. Sarsılmaz Kararlılık ve Korkusuz Mücadele Azmi
• Bediüzzaman’ın gerek doğduğu coğrafyadaki ilk çabaları gerekse İstanbul’da dönemin elitlerine ve yöneticilerine yönelik hakperest ikazları tam bir cesaret örneğidir.
• Hayatı boyunca karşısına çıkan hiçbir güç odağı veya iktidar sahibi karşısında tek bir adım geri atmamış; inandığı değerleri ve milletin menfaatini her şeyin üstünde tutarak tavizsiz bir duruş sergilemiştir.
• Bu ilkeli ve cesur duruş, bugün ilkeli siyaset yapmak isteyen herkes için en büyük motivasyon kaynağıdır.
2. Münazarat Ekseninde Sosyal ve Siyasî Reçeteler
• Bediüzzaman’ın Münazarat eserinde ele aldığı meşrutiyet (hukuka bağlı yönetim), hürriyet, kanunun üstünlüğü ve Meclis’in hâkimiyeti gibi kavramlar, bugün de siyaset kurumunun geliştirmesi gereken temel alanlardır.
• Eserde toplumun geri kalmasındaki en büyük engeller olarak zikredilen “cehalet, zaruret (yoksulluk) ve ihtilâf (kutuplaşma)” sacayağı, günümüz siyasetinin de halletmesi gereken en mühim meselelerdir.
• Aynı şekilde Uhuvvet ekseninde değerlendirilebilecek tefrika, kin, düşmanlık, inat ve haset gibi toplumu içten içe çürüten manevi hastalıkların tedavisi; siyasette kutuplaşmayı değil, kucaklaşmayı esas alan bir üslubun benimsenmesini zorunlu kılmaktadır.
3. Tahakküm Değil, Millete Hizmetkârlık Anlayışı
• Bediüzzaman, devleti yönetenlerin asıl vazifesinin millete efendilik ve hükümranlık yapmak değil, tam aksine onlara “hizmetkârlık” etmek olduğunu açıkça ifade etmiştir.
• Bu düstur, siyasetin bir imtiyaz ve güç devşirme alanı değil, millete vekalet etme ve ona hizmet götürme makamı olduğunu ihtar eder.
• Siyaset kurumunun ve Meclis’in temel fonksiyonu; vatandaşın haklı sesini en gür şekilde duyurmak, sorunları ortak akılla çözüme kavuşturmak ve milletin iradesini her şeyin üzerinde tutmaktır.
Kendisi, devleti yönetenlerin vazifesinin millete hizmetkârlık etmek olduğunu, onlara hükümranlık ve hegemonya kurmak olmadığını ifade ediyordu. Ben de vatandaşa hizmet etmenin; vatandaşın sesini Genel Kurul’da dile getirmenin ve sorunları Meclis yoluyla meşru zeminlerde gündeme getirmenin önemli olduğunu düşünüyorum ve bunu yapmak için gücüm dahilinde uğraşıyorum.

MÜNAZARAT EKSENİNDE ÜÇ BÜYÜK DÜŞMAN VE ÇÖZÜM YOLLARI
Diyarbakır’da RNE adına düzenlemiş olduğumuz çalıştayda yaptığınız konuşma gazetemizde yayınlandı. Mesajlarınız okuyucularımız tarafından takdirle karşılandı. Bediüzzaman’ın ve Yeni Asya Camiası’nın Doğu meselesine bakışını nasıl görüyorsunuz?
Bediüzzaman’ın Kürtler, Kürt coğrafyası ve Kürt içtimaî hayatı hakkındaki görüşleri Münazarat eserinde tecessüm etmiştir. Belki de bu eser Kürtler hakkındaki ilk sosyolojik etütlerden biridir. Yeni Asya Camiası’nın da bazı ifade farklılıkları olsa da Bediüzzaman Hazretlerinin dengeli ve hakperest duruşunu, düşünce dünyasını ve onun mirasını merkeze alan bir anlayışla, Kürtler ve Kürt coğrafyasına yaklaşımında çok derin bir hakikat ve adalet arayışı vardır. Bu bakış açısını Münazarat ekseninde şu başlıklarla somutlaştırabiliriz:
1. Kelime ve Kavramların Ötesindeki Hakikate Odaklanmak
• Bediüzzaman, döneminin tabiatı gereği, “Kürt meselesi” yerine “Şark meselesi,” coğrafî adlar yerine “Vilâyet-i Şarkiye” gibi farklı terminolojileri tercih etse dahi, meselenin özündeki teşhis ve tedavi noktasında asla yanılgıya düşmez. O dönem resmî bir inkâr politikası olmadığından Kürt-Kürdistan-Şark-Vilayet-i Şarkiye gibi terminolojik geçişler siyasî bir tutumu tarif etmezdi.
• Münazarat’ta da işaret edildiği üzere, aslolan lafızlar değil, o lafızların işaret ettiği hak ve adalettir. İsimlendirmeler ne olursa olsun, bölge insanının ve bütün coğrafyanın temel haklarının korunması ve insanca yaşaması asıl gayedir.
2. Hikmetli Dil ve Dengeli Üslup Tercihi
• Toplumsal meseleleri halka anlatırken insanları ürkütmeyecek, ön yargıları tetiklemeyecek ve reaksiyon doğurmayacak yapıcı bir dil ve üslup kullanmak fevkalade önemlidir. Bu, toplumsal barışı korumanın ve muhatapları ikna etmenin bir gereğidir.
• Ancak bu üslup tercihi yapılırken son derece hassas bir denge gözetilmelidir. Toplumun tepkisinden çekinerek hakikatin bizzat kendisini örtmek, görmezden gelmek veya meseleyi önemsizleştirmek gibi bir savrulmaya da asla müsaade edilmemelidir. Hakikat, nezaketle, ama bütünüyle söylenmelidir.
3. Münazarat Ekseninde Üç Büyük Düşman ve Çözüm Yolları
• Bediüzzaman, Doğu’nun ve genel olarak İslâm coğrafyasının geri kalmasındaki asıl düşmanları; “cehalet, zaruret (yoksulluk) ve ihtilâf (kutuplaşma/bölünme)” olarak kodlamıştır.
• Bu düşmanlara karşı sunulan reçete ise eğitim (marifet), ekonomik iş birliği (sanat/ticaret) ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmektir (ittihad).
• Camianın ve eserin meseleye bakışı; dışlayıcı ya da asimile edici bir anlayışın tam karşısında durarak; adaleti, hürriyeti, meşvereti ve İslamiyet’in o kuşatıcı uhuvvet (kardeşlik) harcını esas alan bir ortak hayat iradesidir.

BEDİÜZZAMAN’IN SİSTEMİNDE ADALET VE HÜRRİYET BÖLÜNEMEZ BİR BÜTÜNDÜR
“Açılım” ya da “Çözüm Süreci” adıyla yürüyen bir süreç var. Bediüzzaman’a kulak verilmeden sağlıklı ve gerçek bir çözüme ulaşılabilir mi?
Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşık 130 yıl önce Münazarat adlı eserinde ortaya koyduğu sosyolojik tespitler ve çözüm önerileri dikkate alınmadan sağlıklı ve kalıcı bir neticeye ulaşılması mümkün değildir. Eserin ruhu ve temel yaklaşımları çerçevesinde meseleyi şu başlıklarla ele alabiliriz:
1. Tarih ve Coğrafyanın Dayattığı Ayrılmaz Kardeşlik
• Bediüzzaman, Münazarat’ın hemen girişinde eserini tarif ederken; “Şu eserlerden her birisi Kürt olduğu gibi, aynı halde Türk, aynı vakitte Arap’tır” diyerek bu coğrafyadaki halkların iç içe geçmişliğini ve kader birliğini harika bir temsil ile ifade eder.
• Dolayısıyla onun ortaya koyduğu birlik vurgusu, sadece soyut bir din kardeşliği söyleminden ibaret değildir. Bu kardeşlik; asırların getirdiği ortak tarihin, aynı coğrafyayı paylaşmanın ve kaderin dayattığı sarsılmaz bir komşuluk hukukunun zaruri bir neticesidir. Bu fıtri bağ göz ardı edilerek üretilen suni projeler akim kalmaya mahkumdur.
2. Bütüncül Adalet ve Hürriyet Anlayışı
• Toplumsal sorunları çözme iddiasında olan süreçlerin en büyük yanılgısı, meseleyi lokal veya etnik bir çerçeveye sıkıştırmaktır. Bugün sadece Kürt’e, Türk’e veya Arap’a ayrı ayrı hukuk, adalet ve özgürlük vadeden parçalı yaklaşımlar geçerlilik kazanamaz, vadedilen demokratik sürece evrilemez.
• Bediüzzaman’ın sisteminde adalet ve hürriyet bölünemez bir bütündür. Herkes için hak, herkes için adalet ve herkes için hürriyet sağlanmadığı müddetçe kalıcı bir barış zemininden söz edilemez.
3. Devleti Hukuk Ekseninde Katılımcı Bir Yapıya Kavuşturma Zarureti
• Gerçek bir çözümün yolu, devlet mekanizmasını; gücün şahıslarda değil kanunda toplandığı (inhisar-ı kuvvet), özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir modeline dönüştürmekten geçer.
• Münazarat’ta da ısrarla üzerinde durulduğu üzere, yönetimde meşveretin (ortak aklın) ve millet iradesinin esas alınması gerekir. Bugün karşılaşılan en büyük problem, devlet yapısını bu evrensel hukuk normlarına ve geniş katılımcı modele bir türlü tam manasıyla tahvil edemiyor oluşumuzdur. Bu dönüşüm sağlanmadıkça adımlar hep eksik kalacaktır.
MECLİS KÜRSÜSÜNDE BEDİÜZZAMAN’IN GÖRÜŞLERİNDEN BAHSETMEK BÜYÜK MAKES BULDU
Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 66. yıldönümünde Meclis’teki konuşmanıza partilileriniz ve seçmenlerinizden nasıl bir tepki aldınız?
Meclis kürsüsünde dile getirilen ve kaynağını doğrudan bu toprakların vicdanından alan o hakperest ifadeler, hamdolsun ki çok geniş bir kitlede makes buldu ve kuvvetli mesajlar aldım.
• Yapılan konuşmanın ardından, Türkiye’nin her bölgesinden ve her vilayetinden birçok farklı insanlardan (partili – partisiz seçmenlerimiz) ve çok sayıda vatandaşımız bizzat arayarak ve mesaj atarak desteklerini iletmişlerdir.
• Dile getirilen hakikatlerin toplumun kılcal damarlarına kadar ulaştığını görmek, bu milletin kendi değerlerine ve o değerleri savunan gür sedalara ne kadar muhtaç ve iştiyaklı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
• Gelen takdir ve tebrik telefonları sadece yurt içiyle de sınırlı kalmamış; Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızdan ve oradaki mü’minlerden de çok duygulandırıcı geri dönüşler alınmıştır.
• Bu durum, Münazarat’ın ruhunda yer alan o manevî rabıtanın ve fikir ortaklığının, fizikî sınırları aşarak nasıl bir “ittihad” ve gönül birliği oluşturduğunu fiilen gözler önüne sermiştir.
• Konuşmanın içeriğinin ve üslubunun her kesim tarafından böylesine büyük bir hüsnükabule mazhar olması, şahsım ve temsil ettiğimiz irade adına büyük bir mutluluk ve onur vesilesi olmuştur.
• Toplumun farklı renklerinin aynı hakikat etrafında bu şekilde kenetlenmesi, gelecekte atacağımız adımlar ve yürüteceğimiz olumlu ve geliştirici empatik siyaset için çok güçlü bir motivasyon ve ümit kaynağı haline gelmiştir.
—Son—