"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hacda İttihad-ı İslam Kongresi

19 Temmuz 2022, Salı 03:05
İRANLI İLİM ADAMLARINCA MEKKE’DE HAC MEVSİMİNDE DÜZENLENEN İTTİHAD-I İSLAM KONGRESİNDE BEDİÜZZAMAN KONUŞULDU

HABER: SEYHAN ŞENTÜRK
seyhan@ye­ni­as­ya.com.tr

İranlı ilim adamlarının öncülük ettiği, her sene Mekke’de üç gün boyunca devam eden ve İran Devlet Kanalı tarafından canlı olarak yayınlanan “İttihad-ı İslam” konulu kongre bu yıl da yoğun bir katılımla gerçekleşti. Kongre düzenleme kurulunda yer alan İranlı Azeri bir bayan görevlinin Hac için Mekke’de bulunan Yeni Asya okurlarından Nesrin Ergün ve Selma Yumlu hanımla tanışması ve ondan Bediüzzaman’ın fikirlerini dinlemesi üzerine kongreye davet edilen Nesrin Ergün, eşi Dr. Ömer Ergün, Selma Yumlu ve Prof. Dr. Ömer Önbaş Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam ile ilgili fikirlerini anlattılar. 

Kongre yetkililerince “çok orijinal” olduğu ifade edilen Bediüzzaman Said Nursî’nin konu ile ilgili görüşleri iki farklı oturumda anlatıldı. “İslam Mezhepleri Arasındaki İlişkiler” konulu oturumda söz alan Dr. Ömer Ergün “İslam toplumlarının birbirleriyle olan ilişkilerinde uyması gereken esaslar” başlığı altında konuştu. Filistin oturumunda söz olan Nesrin Ergün, “Filistin’de Kadın Olmak” konulu bir bildiri sundu. Yine aynı oturumda Selma Yumlu ise “Müslümanların Geri Kalış Nedenleri ve Çözüm Önerileri” konulu bildiriyi sundu. Prof. Dr. Ömer Önbaş da, İranlı ilim adamlarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerde Bediüzzaman Said Nursî’nin İttihad-ı İslam ile ilgili fikirlerini Risale-i Nurlardan çeşitli pasajlar aktararak dile getirdi. 

Ergün, bildirisinde özetle şunları şöyledi: 

“Değerli İslam uleması, Sizlere Seyit ve Şerif, müellif-i Kur’an, Bediüzzaman Said Nursi nin İttihad-ı İslam bağlamında İslam toplumlarının problemlerine çare olabilecek bazı fikirlerini anlatacağım. 

1- Konunun kişiye bakan tarafı;

İslam’a hizmet eden Müslüman bir kardeşimizde öncelikle yapacağımız hizmetin makbul olması için gereken en önemli hususiyet, yapılan işin Allah rızası için yapılmasıdır. Bediüzzaman bunu “amelinizde rıza-i ilahi olmalıdır” prensibiyle ifade eder. 

İkinci husus; İslam’a ihlâsla hizmet eden din kardeşlerimizi, hizmetlerini engelleyecek biçimde haksız yere eleştirmemek, onlar üzerinde “Senden daha iyi hizmet ederim” anlamında davranışlar sergilememek gerekir.

Üçüncü olarak; İslam’a hizmet eden her Müslüman’ın şunu bilmesi gerekir. Allah rızası olmadan dine hizmet edilmez, en tesirli hizmet de ihlâsla yapılan hizmettir. Dine hizmet için kalabalık bir insan topluluklarına, çok paraya, devletin gücüne vs. ihtiyaç yoktur. Bediüzzaman “bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz” diyerek hakka dayanarak Allah rızası için yapılan hizmetlerin büyüklüğünden ve öneminden söz eder. 

Dördüncüsü, dine hizmet eden Müslüman kardeşlerimizin meziyetleri ve kabiliyetleriyle iftihar etmek ve bunlardan dolayı Allah’a şükretmektir. Müslüman kardeşlerinizin meziyetlerini şahsınızda bilmek ve onların şerefleriyle şakirane iftihar etmek gerekir. Bunlar birlik ve beraberliği, tesanüdü artıran, kişiler arasında şahsi kırgınlık ve çekişmeleri ortadan kaldıran prensiplerdir. 

2-İslam Toplumlarına İlişkin Yönü

İslam Toplumlarının, birbiriyle ilişkilerinde uyması gereken altı esas söz konusudur: 

a- Said Nursî’nin en önemli hizmet prensiplerinden biri müsbet harekettir. Müslüman toplumlarının hizmet ederken müsbet hareket etmesi gerekir. Yani, kendi İslam toplumunun muhabbeti ile hareket etmeli başkalarının eksiklikleri ile uğraşmamalı ve onları kötüleyerek hareket etmemelidir.

b- İslam Toplumları,  onları birbirine bağlayan ortak noktaları ön plana çıkararak birlikte hareket etmelidir. Bizi birbirimize bağlayan onlarca rabıtalar öne çıkarılmalıdır.  

c- İslami gruplar “benim mesleğim haktır ve daha güzeldir veya biz hak üzereyiz” diyebilirler. Ancak “hak yalnız benim mesleğimdir” diyemezler, böyle dediklerinde ihtilaf ortaya çıkar. Burada belki olması gereken, İslam Toplumlarının birlikte hareket edebilmesi için, farklılıklarıyla birlikte birbirlerini reddetmemekle ve hakkı İnhisar altına almamakla ancak mümkün olabilmektedir.

d- Allah’ın yardımı birlik olunursa gelir.

e- Günümüzde  inançsızlığı empoze eden gruplar bir bütün olarak, senkronize bir şekilde ve birlikte, birbirlerine destek vererek hareket etmektedirler. Dolayısıyla bu tür yapılara karşı İslam Toplumlarının da birbirine destek vererek birlikte hareket etmeleri gerekmektedir.  Müslümanlar birbirlerini reddetmeden, birbirlerinin eksikliklerini tamamlayarak hareket etmelidirler. 

f- Hakkın gücünü göstermek ve güçlü kılmak için İslam Toplumlarının birlikte ve ihlâsla hareket etmeleri gerekir. İhlâsla hareket etmenin önündeki bazı engeller ise şunlardır: 

Birincisi, insanların nefsi olduğu gibi toplumların da, cemaatlerin de nefisleri vardır. Eğer bir İslam topluluğu sadece kendi topluluğunu, cemaatini düşünürse, yani sadece kendi nefsini düşünürse ihlâsı kaybeder.

İkinci olarak, yine her topluluğun ve cemaatin de bir enaniyeti var, bu enaniyetini İslam toplumları ve cemaatleri içinde eritememiş ise ihlâsı kazanamaz.

Üçüncüsü, İslam toplumlarının dışa karşı dine hizmet etmesi dolayısıyla bir izzetleri var, bu izzetlerini gösterebilirler. Ancak bunları Müslümanlara ve İslami cemaatlere yönelik olarak gösteremezler.

Dördüncüsü, İslam toplumları ve cemaatleri İslam’ı anlatırken birbirleriyle rekabet edemezler, rakip gibi davranamazlar, davranmamalıdırlar. İslami hizmetleri yürütenler arasındaki rekabet ihlâsı zedeler, ihlâsı zedeleyen de hizmet edemez.

Sonuç olarak, İslami hizmetlere talip olanlar hizmet ederken birbirini reddetmeden, birbirine saygı duyarak ve destekleyerek hizmetlerini yerine getirmelidirler. Ortak nokta olarak temel hak ve özgürlüklere taraftar olmak, emniyeti bozacak hareketlerden kaçınmak İslami hizmetlerin gelişmesi ve devamlılığı için gerekli prensiplerdir. 

Bununla birlikte İslam Toplumlarının birlik ve beraberliği için öncelikli olarak birbirleriyle barışması gerekir. Şii, Sünni, Vahhabi vs. birbirleriyle kucaklaşmalı, aralarındaki tarihi olayları tarihe havale ederek barışmalı ve birbirlerinin affetmelidirler. Tarihteki acıları unutarak birbirlerinden helallik istemelidirler. Son olarak İslam toplumlarının arasında eşitliğe dayanan bir sistemin kurulması, hiç kimseye herhangi bir ayrıcalık tanınmadan bunun sağlanması gerekir.”

FİLİSTİNDE KADIN OLMAK

Kongrenin Filistin oturumunda söz olan Nesrin Ergün, “Filistin’de Kadın Olmak” konulu bir bildirisinde şunları ifade etti: 

“Ey Mescid-i Aksa’nın manevi bekçileri ve kutsal beldenin güzel insanları; öncelikle şunu belirtmek isterim ki;

İnsanın, hususan Müslümanın tahassungahı (sığınağı) ve bir nevi cenneti aile hayatıdır. Aile hayatında da ilk ve en tesirli muallimi annesidir. Her insanın annesinden aldığı telkinat ve manevi dersler o şahsın kişiliğini oluşturur. Okuldaki eğitim ise annesinden alınan manevi dersler üzerine bina edilir.

Bir toplumun en küçük yapı taşı ailedir. Aile içinde de en önemli unsur annedir. Toplumu bozmak ve dağıtmak isteyen ifsat komitelerinin hedefi kadındır, dolayısıyla annedir. Kadın bozulursa o toplum da bozulmaya yüz tutar. Çocuk annesinden şefkati, merhameti, acımayı, adaleti, gayreti, iktisadı ve daha nice güzel hasletleri öğrenir.

Bu nedenle özellikle annenin yani kadınların taklidi imandan tahkiki imane geçmesi çok önemlidir. Bunu için sürekli okumalı -okumalı- okumalıdır. 

Bugün İslam dünyasında yüksek okulu bitiren kadın sayısının en fazla olduğu ülkenin Filistin olması takdire şayandır. Bugünkü mücadele içinde Filistin halkının bu güçlü duruşu ve boyun eğmeyişi tesadüfi değildir. Bu tarihi olay, Filistin’in ana taşı olan kadınlardan aldıkları eğitimin neticesidir.

Bu noktada tüm İslam memleketlerinin onlardan alması gereken dersler olacağı kanaatindeyim. Filistinli kadınları bu noktada tebrik ve takdir ediyorum. Şu an sizler zahiren abluka altında, zülüm içindesiniz; fakat hakikatte şer gözüken bu olaylardan rahmet doğacağına inancımız tamdır. 

İslam aleminin beklediği sabaha kavuşabilmesi için Bediüzzaman Said Nursî’ye kulak verilmelidir: Bediüzzaman’ın nazarında bu asırda asıl düşman hariçteki düşman değildir. Asıl düşman cehalet, zaruret -fakirlik, ihtilaftır. Bediüzzaman bu düşmanlarla mücadele edebilmenin yollarını da bize gösterir.  

Manevi cihadın en büyüğü; İ’layı Kelimetullahın düşmanı olan cehil, fakr ve ihlilaf-ı efkara karşı cihat etmektir. Bunlara karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla mücahede edeceğiz. Küfür karanlığına karşı zamanın gerektirdiği şekilde delil, burhan ve ispat getirerek münazara ve mücadele edebilmektir.

Bu mücadeleyi gerçekleştirebilmenin bir yolu hayırlı evlatlar yetiştirebilmektir. 

Efendimiz (sav) bir hadisinde; “mahşerde din için çalışan alimlerin sarf ettikleri mürekkep, şehitlerin kanıyla muvazene edilir; o kıymettedir” buyuruyor.

“Küllü nefsin zaikatül mevt” ayetini siz daha yakın hissetmektesiniz. Bu ayetin hakikatince madem her şey elimizden çıkacak, fani olup kaybolacak, o halde ölüm gelmeden evvel fani hayata bedel Bakî hayata çalışmak gerekir. Ömür dakikalarımızı Rıza-ı İlahi yolunda kullanmak, emaneti sahib-i hakikisine satmak ve ebedi hayatımızı kurtarmak gerekir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel celladının elinden kurtulmak insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir endişesi ve meselesi olmalıdır.”

Çaresi ise Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi, iki kere iki dört eder derecede kolaydır. Vazifemiz bir asker gibi davranmaktır. Allah namına işlemeli, Allah namına başlamalı, Allah hesabıyla vermeli ve almalı ve Onun izni dairesinde hareket etmeliyiz.  Kusur etse istiğfar en büyük zırhımız olmalı. 

“Ya Rab kusurumuzu affet bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabz etme vaktine kadar bizi emanetinde emin kıl” demeliyiz. Hasbunallahü ve ni’mel vekil...

Müslümanların Geri Kalış Nedenleri ve Çözüm Önerileri

Aynı oturumda söz alan Selma Yumlu “Müslümanların Geri Kalış Nedenleri ve Çözüm Önerileri” konulu bildirisinde Hutbe-i Şamiye’den pasajlar aktarıp şunları söyledi: 

“Biz Türkiye’den Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin talebeleri olarak, gerek Filistin’in bugün düştüğü durumun, gerek İslam aleminin geri kalmasının sebeplerini Bediüzzaman’ın 1911’de Şam’da verdiği hutbede görüyoruz. Bu hutbesinde Bediüzzaman bizi geri bırakan altı hastalıktan söz eder: 

Birincisi: Yeisin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.  İkincisi: Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.  Üçüncüsü: Adâvete muhabbet.  Dördüncüsü: Ehl-i imanı birbirine bağlayan nurani rabıtaları bilmemek. Beşincisi: Çeşit çeşit sâri hastalıklar gibi intişar eden istibdat. Altıncısı: Menfaat-ı şahsiyesine himmeti hasretmek. Bu altı dehşetli hastalığın ilacını da bir tıp fakültesi hükmünde hayat-ı içtimaiyemizde, eczahane-i Kur’aniyeden ders aldığım altı kelime ile beyan ediyorum. 

Birinci hastalığın ilacı; “El-emel”. Yani rahmet-i İlahiyeden kuvvetli ümit beslemek”tir. Bediüzzaman bizi Allah’ın rahmetinden ümidi kesmemeye ve bir Müslüman olarak İslam’ı hakkıyla yaşamaya ve göstermeye davet etmektedir.  “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler, belki küre-i arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler” diyerek bu hususta bizlerin üzerine düşen vazifelere dikkat çekmektedir. 

Bediüzzaman terakki etmenin temel kavramlarından biri olarak hürriyeti gösterir. Maddi ve manevi terakkinin anahtarı olan hürriyetle ilgili şöyle der: “Yani tezellül etmemek; haksızlara, zalimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek. Yani hürriyet-i şer’iyenin esasları olan, müstebitlere dalkavukluk etmemek ve bîçarelere tahakküm ve tekebbür etmemek.” 

Yine Bediüzzaman şöyle der: “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olacak.” 

Bediüzzaman’ın ifadesiyle hürriyet-i şeriyeyi elde eden ve hayata geçiren Müslümanların geleceği parlak bir istikbaldir. 

Bediüzzaman’ın dikkat çektiği diğer önemli husus Müslümanları birbirine bağlayan manevi bağlardır. “Bütün İslâm taifeleri bir silsile-i nuraniye ile birbirine bağlıdır. “Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir-bir, bir, bine kadar bir, bir… Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir-bir, bir, yüze kadar bir, bir… Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir-ona kadar bir, bir.” diyerek Müslümanların birlik sebeplerine dikkat çeker, ihtialafı körükleyen meselelerden uzak durulmasını tavsiye eder. 

Bediüzzaman neme lazımcılığı da büyük bir hastalık olarak niteler: ““Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeye iktidarımız yok, onun için mazuruz” diye böyle özür beyan etmeyiniz. Bu özrünüz kabul değil. Tembelliğiniz ve “Neme lâzım!” deyip çalışmamanız ve ittihad-ı İslâm ile milliyet-i hakikiye-i İslâmiye ile gayrete gelmediğiniz, gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır” der. 

Bediüzzaman’ın Müslümanlara ve İslam toplumlarına hatırlattığı en önemli değerlerden biri hiç şüphesiz sıdktır, doğruluktur. Şöyle der: “Ey âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki  ehl-i iman olan ihvanımız! Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. “Urvetü’l-vüska” sıdktır. Yani en muhkem ve onunla bağlanacak zincir doğruluktur. Sıdk, İslâmiyet’in üssü’l-esasıdır ve ulvi seciyelerinin rabıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizacıdır. Öyle ise hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz.”

Bediüzzaman bu zamanın en büyük farz vazifesinin İttihad-ı İslam olduğunu söyler ve meşveret hakikatinin önemini gözler önüne serer. 

“ve emruhum şura beynehum” âyet-i kerîmesi, şûrayı esas olarak emrediyor..”

Okunma Sayısı: 1277
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    20.7.2022 14:43:49

    "Bu sene hacıların az olmasına çok esbab varken, yüz seksen binden ziyade hacıların o kudsî farîzayı ve din-i İslâm'ın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى Hasta kardeşiniz Said Nursî " Emirdağ-2 - 101

  • Cemal Özkaya

    19.7.2022 09:04:12

    Tebrik ediyoruz. Güzel bir tevafukun güzel bir yansıması olmuş. İlanat anlamında hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı