"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatın zorlukları ve Yakup

Muzaffer KARAHİSAR
07 Mayıs 2019, Salı 00:53
Hayatın zorlukları, musibetlerden gelen sıkıntılar, dayanılması zor imtihanlarla karşılaştığımız olur.

Zayıf fıtratımız, acizliğimiz ve çaresizliğimiz bizi sarsar, kendimize getirir, düşünmeye sevk eder.  Afakî âleme çevirdiğimiz nazarımız en küçük bir noktaya takılıp günlerce zihnimizi ve duygularımızı meşgul eder.

 Böyle başlayan bir yazının ilk paragrafını yazmıştım ki, telefona gelen mesajla yazının mecrası değiştirdi. Yeni haberdar olduğum Yakup’un vefatı, beni hayli sarstı, düşündürdü ve üzdü. Uzun yıllar önce yetiştirme yurdunda çok sevdiğim ve ilgilendiğim bir çocuktu. Onun için yalnızlık ve kimsesizlik içinden çıkılmaz bir ütopyaydı. Kalabalıklar içinde duygusal yalnızlığı yaşıyordu. Çocuk kalbiyle düşüncelerini, rüyalarını, hayallerini, umutlarını, yaşadığı dünyasında açmazlarını, çıkmazlarını tahmin etmek, empati yapmak çok zordu.

O, gül yüzlü, mavi gözlü, simasındaki nurlu ışıltılar, güzellikler hemen fark edilen masum ve sakin çocuk, çocuk bir anneden doğunca Samsun Çocuk Yuvası’na bırakılmıştı. Bırakanlar için belki bir düğüm çözülmüş, bir mesele kendilerince halledilmişti! Ancak hayata gözlerini açan bir çocuğa bütün zorluklar, o andan itibaren başlamıştı. Anne kucağının sıcaklığını hissetmeden, sevgi ve şefkatten mahrum olarak büyüyecekti. Aileden kimseyi tanımadan, geçmişini bilmeden, çocukluk anısında ailesi olmadan kendi iradesinden aldığı güçle hayata tutunacaktı… Bir insan için yeme içme, ihtiyaçlarının karşılanmasının ötesinde, muhtaç olduğu aile sıcaklığı, samimiyeti, içtenliğinin verdiği özgüvenin, ruhî ferahlığın yeri neyle doldurulabilirdi?

Yakup’un içini kaplayan ve atamadığı bir ukdesi vardı. Gurbet, kimsesizlik ve yalnızlık. Küçücük dünyasında anlatılması zor özlemlerin hüzünlerini yüreğinde hissederdi hep. Tatillerde, bayramlarda öteki çocuklar sevinçle bavullarını, çantalarını hazırlarken o sadece onların arkasından bakar kısmetine razı olur gibi davranırdı. Tatile niçin gitmediğini soranlara “memleket uzak.” derdi. O uzak kelimesinin içinde gözden gönülden uzak ya da yabancı, yalnız, kimsesiz anlamları yüklenebilirdi. Boşalan yurt binasının ıssız kalan salonlarında, tenha bahçesinde bayrama gitmeyen üç-beş arkadaşıyla oturur, top oynar vakit geçirirdi. 

Öteki çocuklardan ayrılan özelliği usluluğu, saflığı, sükûneti ve mahcubiyetiydi. Yurt hayatında kendi halinde mütevazi bir yaşantısı vardı. Tertipli, düzenli, sorumluluklarını yerine getiren, uyumlu yapısıyla bilinirdi.  Onun masumluğu, insan yüreğindeki sevgi, şefkat ve merhamet duygusunu kendiliğinden celbederdi. Sıcakkanlı, mütevazı duruşuyla sorduğu sorulardan sohbet etmeye, konuşmaya olan ihtiyacı anlaşılırdı. 

Genelde insanın gayesi, inancın önemi, Allah’a olan iman, geleceğe hazırlık, iyi bir insan olmanın önemi ve ölçüleri… konularında sohbetler ederdik. Onun anlattıklarını sabırla dinlediğim zaman mutlu olduğu bakışlarından anlaşılırdı. Ona verdiğim değeri bildiğinden en samimi duygularla aklından geçirdiği kendine göre zor soruları sorar, dinler ferahlardı. İnancından güç alırdı. Kalbini, ruhunu ve duygularını Allah’a olan sevgiyle doldurmuştu. Bir ara “mescit kuşu” demişlerdi. “Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d Suresi:28) ayeti onun ilham kaynağı olmuştu.

Yaşı dolup reşit olunca bir grup arkadaşıyla Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nda işe yerleştirilmişti. Devletin şefkatli sinesi bakmış, büyütmüş ve işe yerleştirmişti. Arkadaşları ona yalnızlığını hissettirmez, destek olurlardı… Askerliğini yaptıktan sonra aile kurmaya sıra gelse de o evlenmeyi hep ertelemişti…  

İşini aksatmayan, çalışkan Yakup Türk, bir gün işe gelmez! Amirleri ve çalışan arkadaşları kaldığı eve vardıklarında doğalgaz zehirlenmesinden vefat ettiğini görmüşler. Amirlerinden, iş arkadaşlarından yurttan çıkan gençlerden kalabalık bir cemaatle cenazesi kaldırılmış. 36 yaşında, baharı müjdeleyen cemreler toprağa düşerken, gençliğinin baharında toprağa uzanmıştı boylu boyunca. Maruz kaldığı kaza nedeniyle manevi şehit olarak Rabbinin huzuruna, ebedi yolculuğa uğurlanmıştı. 

Yakup, sahabelerden Ebu Zer’e benzerdi. Peygamberimiz (asm) ona: “Sen yalnız başına yürüyecek, yalnız başına yaşayacak ve yalnız başına öleceksin.” demişti. 

Allah rahmet eylesin mekânı Cennet olsun.

Not: Ramazan-ı Şerifin hayırlara vesile olmasını temenni ederim…

Okunma Sayısı: 1168
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı