"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Avrupa zalimleri, Asya münafıkları

Ömer Faruk ÖZAYDIN
19 Ocak 2020, Pazar
Fundemantalizm, radikalizm ve taassup, ister Müslümanlardan olsun isterse diğer dinlerden, insanlığın hakikatı ve huzuru bulmasında en büyük bir tehlike...

Cenab-ı Hak insanları hür ve serbest, istediği gibi inanmayı ve yaşamayı kişinin iradesine, ceza ve mükâfat bir durumu varsa onu da ahirete bırakmış.

İnsanların (kendine ve başkasına zarar vermemek şartıyla) inanç ve hayatına, nasıl düşündüğüne karışmak Allah’ın işine karışmak, onun vereceği cezayı gökten yere indirmektir ki, hakikî şeriat idaresi haricinde ihkak-ı hak aramaktır. Bunun adı da zorbalıktır.

Osmanlı üç kıt’aya adaletle hükmederken Batı, taassup ve ruhbanların kendi anlayışlarını dayatması neticesinde engizisyon mahkemeleriyle Avrupa’yı vahşetin derekesine atmıştı. Bizi de tarihin zirvesine.

Bu gün tam tersi bir orantıyla karşı karşıyayız. “Avrupa dinine mutaassıb olduğu zaman medenî değildi; taassubu terk etti, medenîleşti.” 1

Biz ise selâbet-i diniyeyi mezhebimizin veya mesleğimizin taassubunda aradık. 

Hak yalnız kendi mesleğimizde zannı, başka meslekleri butlan anlayışına, o da cephelere böldü. 

Batı’nın terk ettiği bu vehamet bizi boğuşmalara dolayısıyla asırların ve dünyanın gerisine attı. Hem ekonomik hem de siyasî olarak emperyal güçlere teslim olduk. Onların arayıpta bulamadığı bu fırsatı biz çanakla ikram ettik.

Dini dünyadan kaldırmak isteyen ifsad şebekeleri Lawrens’li, Furaham Guller’li ajanları içimize sürerek zaaf noktalarımızı tesbit edip, evvelâ haritaların şekillenmesine ve Hilâfet-i İslâm’ın dağılmasına hizmet ettiler. Daha sonra İslâm’a hizmet gayesiyle kurulan İhvan-ı Müslimin gruplarını siyasallaştırdılar. Yukarıya tırmandırdıktan sonra da tepelerine vurdular. Yetmedi, Ortadoğu’ya tesir edecek İran devrimini, Hamas’ı, Hizbullah’ı, El-Kaide’yi, Bako-Haram, IŞİD gibi örgütleri peydahlayıp mezhep çatışmalarını körüklediler. Diğer yandan da Selefist-Vehhabî anlayışını pompalayarak değerlerimizi alt-üst ettirdiler. 

Amerikan’cı Batı’ya dümen kıranlarla, İran vb dayatmacı bir İslâm’ı karşı karşıya getirdiler. Netice de; Avrupa zalimleri Asya münafıklarını da kullanarak âlem-i İslâm’ı kan gölüne çevirdiler.

Taliban’lı Afganistan’ı, Kaddafi’li Libya’yı, Saddam’lı Irak’ı, Esad’lı Suriye’yi, Mursi’li Mısır’ı ilh. bitirdiler. Her ne kadar Batı projeksiyonu bile olsa hürriyet arayışlarında “Arap Baharı” adı altında demokrasi taleplerine baskıcı idareleri kullanarak İslâm beldelerini ateşe verdiler.

FEREC İSTERİZ, ANCAK KÂFİRLERİN KILINCIYLA DEĞİL

Bütün bu olup bitenler karşısında yaralı ve kesintiye uğramasına rağmen içe kapanıp demokrasiyle uğraşan hilâfetin merkezi, hâlâ İslâm âleminde “ağabey” sıfatıyla bilinen Türkiye, şefkat bekleyen o mazlum milletlere 2000’lere kadar yardım ve arabuluculuk yaparken şimdi, birilerine taraf diğerlerini karşımıza alarak hem iki tarafın halklarını küstürüyor hem de o “ağabey” beklentilerine dolayısıyla İttihad-ı İslâm mefkûresine dinamit atıyoruz.

Tam bu nokta Rahmetli Demirel’in o meşhur sözünü akıllara getiriyor;

“Arap devletlerinden birine taraf olan her iki tarafı da kaybeder.” İşte devlet adamı, işte dünyayı okumak..

İslâm beldelerinde demokrasi inancı zayıf olduğundan diktatörleri kendi eliyle müstebit yaptılar. “Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse baştakilerini müstebit yapar” sözüne masadak oldular. 

Emperyal güçler de o diktatörleri ve örgüt liderlerini kullanıp işleri bittiğinde alçakçasına işkencelerle bertaraf ettiler.

En son Bağdadî ve Süleymani’yi dünyanın gözü önünde katletmeleri ikinci Avrupa’nın zalimliğini gözler önüne seriyor.

Evet, onlar diktatör ve örgüt lideriydi. Bir çok cinayetin ve karmaşanın müsebbibi idiler, ancak Batı’nın zalim eliyle yargısız infaz edilmeleri kanımıza dokunuyor.

Hz. Bediüzzaman Batı’nın kendisine ve memlekete zulmeden idareyi değiştirmek gibi bir tasarrufta bulunmak istemesine bakın ne diyor; “Biz, ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz. Fakat kâfirlerin kılıncı ile değil. Kâfirlerin kılınçları başlarını yesin; kılınçlarından gelen faide bize lâzım değil. Zâten o mütemerrid ecnebilerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler” 2

Dipnotlar:

1- Mektubat.

2- Lem’alar. 

Okunma Sayısı: 1827
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer Faruk ÖZAYDIN

    19.1.2020 21:29:12

    2.ve 3. Meraklı sualler

  • Ömer Faruk ÖZAYDIN

    19.1.2020 16:26:35

    Erkan bey, ehl-i tahkik okuyucularımızı tebrik ediyoruz. Sorunuza gelince; yazının son paragrafı 16.Lema 2.meraklı sualden alınmıştır. Yani o ifadenin mehazı Risale-i Nur'dur. Selam ve dua ile

  • Erkan Yılmaztürk

    19.1.2020 10:59:48

    Evet, onlar diktatör ve örgüt lideriydi. Bir çok cinayetin ve karmaşanın müsebbibi idiler, ancak Batı’nın zalim eliyle yargısız infaz edilmeleri kanımıza dokunuyor. Sayın Genel yayın yönetmeni ve yazar kardeşim yukarıdaki cümlelerin Risale-i Nur da karşılığı var mı?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı