"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyaset pandemisi

Ömer Faruk ÖZAYDIN
11 Ekim 2020, Pazar
Kovid19 pandemisi nasıl Çin’in Wuhan şehrinden çıkıp dünyayı tesiri altına aldıysa, siyaset pandemisi de hem dünyayı, hem de memleketi nefessiz bırakıp entübe etti neredeyse.

Hz. Bediüzzaman 1919’da; “Evet İstanbul siyaseti, İspanyol gribi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır.” 1 dediği gibi, 20. Asır’dan günümüze artarak devam edegelen bu salgın, mâşeri vicdanları da felc etti.

Şeair-i İslâm’a ve Hilâfete sevdalı Osmanlı ahfâdları, İttihad ve Terakki’den, belki Tanzimat Fermanı’ndan bu yana değerlerinden vazgeçmeye, Batıdan gelen rüzgârlara ve siyaset cereyanlarına kapılarak yavaş yavaş kimliğini de kaybetmeye başladı.

Dünyevîleşmenin getirdiği bu kimlik bunalımı; dinin dünyadan kaldırılmasına seyirci olma, mukeddesatın çiğnenmesine ve çarşafa el atılmasına göz yumma, ezanın bir şarkıya dönüşmesine kulağını kapatma gibi 1350 senelik kazanımlar, Deccallere tarafgirliğe feda edildi. Öyle ki, itiraz edenlerin göz önünde bertaraf edilmesi, idam, sürgün, zindanlarda çürütülmeye terk edilmesi gibi zulümlere “aman neme lâzım, zarar görürüm” deyip sessizlik veya taraf olunması menfî siyasetin ne denli bulaşıcı bir hastalık olduğunu gösterdi bize. Cumhuriyetle beraber bu irtifa kaybı Kurtuluş Savaşı, Misak-i Millî, Kuva-yı Milliye gibi millî duygular arasında sükût derecesinde sıfıra indi. Bereket versin ki bu sıfır ve dibe vurma Bediüzzaman’la yükselişin başlangıcı olunca, nifak komiteleri siyaseten birliği bozamadı ve bir dönem (80’lere kadar) muhafaza olunduysa da, siyaset cazibesinden, sağcılar ve içtimaî reçeteleri anlamayan bir kısım Nurcular, bu süreçte pandemiye yakalandılar.

12 Eylül’e kadar fitnelere karşı (ufak tefek sapmalara rağmen) yek vücud olan sağ cenah, 12 Eylül’le birlikte, (hakikatı bildikleri halde) kara propagandaya kapılıp anarşi, terör ve kuyrukların faturasını Demokratlara yüklenilmesini bir güzel hazmettiler. Org. Bedreddin Demirel’in “Anarşiye göz yumduk, ta ki ihtilâl olgunlaşsın diye bir yıl bekledik” demesine rağmen, bir kısım Nurcular da cuntacıların dilini kullanmaya başladılar. Hattâ daha ileri gidip; 27 Mayıs, 12 Mart’ı yaşadıkları ve darbelerin Risale-i Nur’da yeri olmadığını bildikleri halde, “12 Eylül, Niğbolu’dan, Mohaç’tan üstün” deme garabetine de imza attılar. Daha önce merhum “Hafız Ali Ağabeyin talebesi, Nurlu Demirel” dedikleri ve senelerce destekledikleri, hattâ arkadaşları arasından milletvekili ve senatör verdikleri halde, Süleyman Demirel ve diğer siyasilere getirilen yasakları da müdafaa ettiler. Bu eksen kayması, yandaş medya pazarlamasına kanmakla orantılı. Kurnaz siyasetçiler, vatandaşın bu safdil damarını tepe tepe kullandılar.

ÂLÎCENABANE AFFETMEK

Hz. Bediüzzaman tâ o zaman, “Bu asırdaki ehl-i İslâm’ın fevkalâde safderûnluğu ve dehşetli cânileri de âlîcenabane afvetmesi ve bir tek haseneyi ve binler seyyiatı işleyen ve binler manevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona taraftar çıkmasıdır” 2 diyerek ikaz etmiş.

Belki vatandaşın bu algılara kurban gitmesi bir derece mazur görülebilir. Fakat müdakkik! Nur Talebelerinin aldanmalarını anlamak mümkün değil. 80’den sonra (ki kısmen geçmişte de vardı) dindar! kimlikli siyasetçileri Demokratlara tercih ettiler. Bu sebepledir ki, Nurcu kimliğine rağmen onca tahribata sebep olan ANAP’lı Özal’a ve RP’li Erbakan’a oy verip, kara propagandalara alet oldular.

80’li, 90’lı seneleri baskı yüzünden Demokrat olmayan liderlere yanaşmaları konjoktürel olarak kabul edilse bile, milenyumla beraber siyasal İslâm’a taraftar, hattâ vazgeçilmez olduklarını ve algılara kurban gitmelerini anlamak mümkün değil.

Haydi 2011’e kadar (sonradan geri alınan) icraatlar yüzünden kandırılmayı hoş görelim. Peki ya, o günden sonra memleketi dilim dilim parçalara ayıran, ayrıştırıcı dil kullanan, oy vermeyen herkesi hain ilân eden, zanlıyı müdafaa eden avukatları zindana atan, yanlış icraatları gösteren medyayı susturan, kayyım atayarak batıran, kapısına kilit vurdurulan, yazarlarını hapse attıran, biat baskısını arttırarak yazılması gereken çok şeyi yüreklere hapsettiren, basına sansür ve yasaklar ülkesi hâline getirenleri hâlâ, “Bunlar giderse din elden gider” dezenfarmasyonu ile duâ etmek, nasıl bir pandemiye bulaştığımızın resmidir.

Pandemilerden kurtulmak duâsıyla..

Dipnotlar:

1. Sünûhat.  2. Kastamonu Lâhikası.

Okunma Sayısı: 1823
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah

    11.10.2020 16:15:19

    2011'lere kadar ki tarihi tespitler yerin de.Doğru okumadır.Ondan sonra ki iktidarın menfi icraatlarıda doğru tespit edilmiş. Mevcüt iktidarla On iki sene beraber çalışan ortağından hiç bahis yok. Beraber bir sürü zulümlere imza attılar.Bir sürü haksızlıkları beraber yaptılar. Binlerce insanın hakkına huku kuna girdiler.Karşılıklı bir sürü çıkar sağla dılar. İktidar ve çıkar çatışması sonucu araları açıldı ve bir çatışma nın için girdiler. İki cenahında hedefi dün ya,saltanat ve çıkar. Ve beraber mem leketi bu hale getirdiler.Sevgili yazarı mız bu cenahı da anlataaydı iki menfi cereyanı hakkıyla tanıtmış olurdu.

  • İsmail Atak Cebecili

    11.10.2020 14:23:10

    Sofimeşrepliği ve zahirperestliği, Nurculuğa tercih edenler; bu kötüye gelişin ve gidişin müsebbipleridir. Maalesef, bu yanlış gidiş artıyor, gelişiyor. Nurcular, Nurculuğu anlayamadılar ve ellerinin ucu ile tutunmuşlar, en ufak bir etki ile, ellerini bırakıyorlar.

  • İbrahim Ersoylu

    11.10.2020 14:10:11

    Tebrik ederim. Allah razı olsun.

  • Rüstem garzanlı

    11.10.2020 00:44:20

    Değerli yazarımız; yanlış siyasettin gırdabına kayan dindar "Cibalî baba" ları tarihi belgelerle sıraladığı gibi yıllardan beri dindar kimliği altında siyaset yapan tavizci siyadetçileri ile devleti anarşi arenaya çeviren hain cuntacıların iç yüzlerine neşter vurarak o kirli irinleri yüzlerine aktırmış..... Tebrik ve tes'id ediyorum ...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı