Başlık “Kuzuların sessizliği”ne atıf yapmıyor, ama “atıf yapıyordur” diyenler de haklı olabilir!
Öncelikle şunu ifade edelim: Yakın çevremiz bilir; biz “Erdoğan’ın diploması var mıydı yok muydu” tartışmalarını ve bu tarz siyaseti hiç anlamlı bulmadık.
Zira dileyen herkesin lise bitirebildiği ve liseyi bitiren herkesin açık öğretimden dört yıllık fakülte diploması alabildiği bir düzende bir parti genel başkanının yükseköğretim diplomasına sahip olup olmadığı tartışmalarının bir anlamı da siyasî bir karşılığı da yok.
Bu tartışmanın hukukî değeri de siyaset karşısında eriyen bir buz gibidir. Zira bağlam önemlidir: Diploma şartı maziye aittir ve köy ağalarının “Ali okulu” belgesiyle cumhurbaşkanı ya da senatör olmalarını engellemek içindir.
Aynı şekilde, bir fakültede gerçekten okumuş ve gerçek bir diplomayı almış birinin aldığı gerçek diplomayı sırf aslında kaydolması mümkün değilken hata ya da hile sonucu o fakülteye kayıt yaptırdığı gerekçesiyle iptal edebilmenin mümkün olup olmadığı ve bunun şartları gibi konuların da siyaseten ve dolayısıyla hukuken bir önemi yok.
Biz bütün bu kötü örneklerdeki siyasî ahlâksızlık üzerinden meseleye bakıyoruz.
Meselâ İmamoğlu’nun diploması için iktidar medyası, “kayıt usulsüzlüğüne dayalı diploma iptali” diyeceği yerde, bile bile ve kolaylıkla “sahte diploma” manşeti atıyor.
Cahiller yutuyor. Bilenler susuyor.
Ya da Boğaziçi Üniversitesindeki bir diploma merasiminde Doruk Dörücü “Bu diploma hükümsüzdür. Müstakbel cumhurbaşkanının diplomasını iptal eden, kafasına göre fakülte açan-kapayan bu istibdat rejiminin diplomasını reddediyorum. Bu rejim benim de diplomamı iptal eder, sizin de diplomanızı iptal eder, bu bölümü de kapatır, bu okulu da kapatır. Ben diplomamı bu istibdat rejiminin atanmış kayyımından değil, Boğaziçi Üniversitesi’nin seçilmiş rektöründen alırım” diyerek diplomasını yırttığı için gözaltına alınıyor. Muhtemelen tutuklanır da.
Bu eylem oradakileri provoke etmek amacıyla da yapılmış olabilir. Ama neticede bir protestodur ve bir provokasyon gibi sonuçlanmış değil.
Öyle olsaydı dahi bir kapalı törende birilerinin sizin söyleyeceklerinize itiraz etmesi ve ardından arbede çıkması riski var diye sizin susmanızı isteyemeyiz.
Protesto temel haklardan biridir.
Protesto elbette “medenî cesaret” ister. Buna cesareti olan yapar. Olmayan pısar kalır.
Ama protestonun “hukukî cesaret” istediği günlere geldik.
Günümüzde protesto iktidarın lehinde ise ya da iktidardakilerin görüşlerine uygunsa polis destekli dahi olabiliyor. İşte Leman protestoları…
Buna karşılık iktidarı eleştiren her protesto eylemi kriminalize ediliyor ve ceza almayacak olsa dahi gözaltı ve tutuklama ile karşılanıyor. Sonuçta ceza almaması bir şey ifade etmiyor, çünkü ya beraat haberi duyulmuyor ya da “ya alırsa” ile başlayan korkutma süreci muhalefeti susturmak için yetiyor.
Konumuz İmamoğlu’nun ya da şimdilik içinde bulunduğu veya ileride bulunacağı partinin siyaseten desteklenmesi ya da desteklenmemesi değil.
Mesele, “dindarların eline geçtiği” varsayılan devletin otoriter icraatı.
Ve “devlet olduk” sanan dindarlar buna da sessiz kalıyorlar.
Oysa sivillikten ve samimiyetten beslenmesi gereken din devlet olduğunda ya da dinler ve mezhepler arasında tarafsız kalması gereken devlet dine dolduğunda olanlar açık…
Şimdi de olan bu!