"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şu “İhmal Edilen” Kitabımız...

Orhan Ali YILMAZ
29 Nisan 2024, Pazartesi
İki Kitab’ı, dikkatle, hem de şu “im’ân-ı nazar” ile okumamız gerekiyor... Biri, Kitab-ı Mübîn olan şu Kur’ân-ı Hakîm.

Diğeri ise, Üstâdımızın o mânidar, o enfes deyimiyle şu “Kur’ân-ı Mücessem” olarak tesmiye, hem de tabir ettiği şu “Cisimleşmiş Kur’ân” bulunan Kâinat Kitabı...

Üstâdımızın, hem de Risale-i Nurların, zannediyorum, belki de en büyük başarısı, şu “sârî hastalıklar” misali yayılan, Pozitivizm başta olmak üzere sayılamayacak sayıdaki şu “Lâdinî”, Seküler, Felsefî izmler, şu akımlar tarafından çalınan, gasbedilen, hırsızlanan, tabir caiz ise perişan, hem de talan edilen, Allah’ın şu “mülkünü” tekrar geri almak, kâinata, şu tabiata “Allah adına” sahip çıkmak, mülkü asıl sahibine “yeniden teslim etmek” olmuştur.

Yeni bir İlm-i Kelâm, hem de şu çağımıza ait en uygun bir itikad savunması sayılabilecek, şu Arabî olarak kaleme aldığı, sonrasında ise şu güzel Türkçemize kazandırılan Mesnevî’sinde, şu mahlûkatın, kâinattaki şu varlıkların, nasıl şu 55 dil, şu 55 lisan ile Allah’ı zikrettiklerini, uzun uzadıya, şu tek tek, müdellel, hem izah hem de ispat eder.

Sair risalelerinde de aynı vurgu, şu yoğun tahşîdat aynen devam eder ve -kendi tabiriyle- şu kâinattan adeta “âşıkâne”, hem de “şâirâne” bahseder… 

“Tabiat dedikleri şey; olsa olsa ve hakikat-ı hariciye sahibi ise; ancak bir sanat olabilir, Sâni olamaz. Bir nakıştır, Nakkâş olamaz. Ahkâmdır, Hâkim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şâri olamaz. Mahlûk bir perde-i izzettir, Hâlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fâtır bir fâil olamaz. Kânundur, kudret değildir; kâdir olamaz. Mistârdır, masdar olamaz...”

İçinde, şu ekser Ehl-i Tasavvuf, hem de Tarikate, hatta bazı Ehl-i Hakikate şu çok açık bir itiraz, hem de muhalefetine rağmen...

Hükmünü, şu “zaferini” de aynı eserinde “Tesadüf, şirk ve tabiat”tan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâm’dan nefiy ve ihracına, Risale-i Nur’ca verilen karar infaz edilmiştir...” şeklinde en yüksek perdeden, şu en yüksek, şu en gür bir sadâ ile hem müjde hem de ilan eder.

“Huzûr-u Dâimi”nin, yani “gafletsiz” şu “İlâhî Huzûr”un, hem de “Mârifet-i Sâni”in elde edilmesinde, şu Temel İslâmî Ekoller/Meslekler olan Ehl-i Tasavvuf ile Ehl-i Kelâm, hem de şu Ehl-i Felsefe “cidden” ayrışmışlar…

Üstâdımız, Muhâkemât’ında, şu Unsûru’l- Akîde bölümünde, bu önemli ayrımı, şu izah, hem de tahlilinde “Arş-ı kemalât olan marifet-i Sâni’in mi’raclarının usûlü dörttür:

Birincisi: ‘Tasfiye ve işrâka’ müesses olan Muhakkikîn-i Sofiye’nin minhâcıdır. 

İkincisi: ‘İmkân ve hudûsa’ mebni olan Mütekellimîn’in tarîkidir.” dedikten sonra şu önemli notu düşer: “Bu iki asıl, filvâki, Kur’ân’dan teşâub etmişlerdir; lâkin fikr-i beşer, başka sûrete ifrâğ ettiği için ‘tavîl-üz zeyl’ ve müşkilleşmiştir…”

Devamında “Üçüncüsü: Hükemâ’nın mesleğidir.” der, sonra, bu üç meslek ile ilgili hükmünü, hem de kanaatini şu şekilde ilan eder: 

“Üçü de ‘taarruz-u evhâm’dan (vehimlerin taarruzundan) masûn (korunmuş) değildirler...”

Son olarak ise “Dördüncüsü ki, Belâgat-ı Kur’âniye’nin ulüvv-ü rütbesini ilân eden ve istikamet cihetiyle en kısası ve vuzûh cihetiyle beşerin umûmuna en eşmeli olan mi’râc-ı Kur’ânî’dir. İşte biz dahi bunu ihtiyar ettik.” der ve konuyu şöylece itmam eder:

“Bu da iki nevidir:

Birincisi: “Delil-i inayet”tir ki; menafi’-i eşyayı ta’dad eden bütün âyât-ı Kur’âniye bu delile îma ve şu bürhânı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde riâyet-i mesâlih ve hikemdir. Bu ise: Sâni’in kasd ve hikmetini ispat ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor.

İkinci Delil-i Kur’anî: “Delil-i ihtira”dır. Bunun hülâsası: Mahlûkatın her nev’ine, her ferdine ve o nev’e ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir. Zira hiçbir nev-i müteselsil, ezelî değildir. İmkân bırakmaz. Hem de bizzarûre bazının ‘hudûs’u nazarın müşahedesiyle ve sairleri dahi aklın hikmet nazarıyla görülür.”

Okunma Sayısı: 2114
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Orhan Ali YILMAZ

    2.5.2024 10:37:40

    Benim, yazıda kastettiğim: Bu asırda Kâinat Kitabı'nı da şu Kur'ân-ı Hakîm'i de "hakkıyla" okumanın ve de anlamanın ancak Risale-i Nur ile mümkün olduğu, yoksa Kur'ân-ı Hakîm'i Arabî öğrenmenin şu temel düzeyde asgarî öğrenme şartları elbette ki vardır ama bunlar şu yazımın konusu değildir...

  • Mustafa Said Kara

    29.4.2024 08:49:00

    Kainat kitabını okumak için öncelikle Kuran-ı Kerim öğrenilmeli. Kainat kitabını okumanın ön şartıdır bu. Kuran-ı Kerimi bilmeyen biri kainat kitabını yanlış okur. Yanlış sonuçlara ulaşır. O yüzden çocuklarımıza yüce kitabımızı en güzel şekilde öğretmeliyiz. Nurcular olarak çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren dersanelerimizde derslerimize dahil etmeli ve eğitmeliyiz. Ve böylece kainat kitabını okuma ameliyesi ise zorunlu bir sonuç olarak ortaya çıkacaktır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı