"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hastalıklar da birer musahhar memurdur

Risale-i Nur'dan
17 Mart 2020, Salı
...”Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayet nuruna kavuşturur.” (Bakara Suresi: 257.) ayet-i kerimesini okudum, o vakıadan ayıldım.

İşte o iki dağ mebde-i hayat, âhir-i hayat, yani âlem-i arz ve âlem-i berzahtır. O köprü ise hayat yoludur. O sağ taraf ise geçmiş zamandır. Sol taraf ise istikbaldir. O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine itimad eden ve vahy-i semavîyi dinlemeyen enaniyet-i insaniyedir. O canavarlar zannolunan şeyler ise, âlemin hâdisatı ve acib mahlûkatıdır. İşte enaniyetine itimad eden, zulümat-ı gaflete düşen, dalâlet karanlığına mübtelâ olan adam, o vakıada evvelki hâlime benzer ki, o cep feneri hükmünde nâkıs ve dalâletâlûd malûmat ile, zaman-ı maziyi bir mezar-ı ekber suretinde ve ademâlûd bir zulümat içinde görüyor. İstikbali gayet fırtınalı ve tesadüfe bağlı bir vahşetgâh gösterir; hem her birisi bir Hakîm-i Rahîm’in birer memur-u musahharı olan hâdisat ve mevcudatı muzır birer canavar hükmünde bildirir, “İnkâr edenlerin dostu ise tağutlardır; onları iman nurundan mahrum bırakıp, inkâr karanlıklarına sürüklerler.” (Bakara Suresi: 257.) hükmüne mazhar eder.

Eğer hidayet-i İlâhiye yetişse, iman kalbine girse, nefsin fir’avniyeti kırılsa, kitabullahı dinlese, o vakıada ikinci hâlime benzeyecek. O vakit, birden, kâinat bir gündüz rengini alır, nur-u İlâhî ile dolar; âlem, “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur Suresi: 35.) ayetini okur. O vakit, zaman-ı mazi bir mezar-ı ekber değil, belki her bir asrı bir nebînin veya evliyanın taht-ı riyasetinde, vazife-i ubudiyeti ifa eden ervah-ı safiye cemaatlerinin vazife-i hayatlarını bitirmekle, “Allahu ekber” diyerek makamat-ı âliyeye uçmalarını ve müstakbel tarafına geçmelerini kalp gözü ile görür. Sol tarafına bakar ki, dağlarmisal bazı inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye arkalarında, Cennetin bağlarındaki saadet saraylarında kurulmuş bir ziyafet-i Rahmaniyeyi o nur-u iman ile uzaktan uzağa fark eder. Ve fırtına ve zelzele, taun gibi hâdiseleri birer musahhar memur bilir. Bahar fırtınası ve yağmur gibi hâdisatı, sureten haşin, manen çok latîf hikmetlere medar görüyor. Hatta mevti hayat-ı ebediyenin mukaddimesi ve kabri saadet-i ebediyenin kapısı görüyor. Daha sair cihetleri sen kıyas eyle; hakikati temsile tatbik et.

Sözler, 

Yirmi Üçüncü Söz, s. 349

LÛ­GAT­ÇE:

 ademâlûd: Yoklukla karışık, yokluk bulaşmış.

ahir-i hayat: Hayatın sonu.

âlem-i arz: Dünya âlemi.

âlem-i berzah: Kabir âlemi.

dalâletâlûd: Hak yoldan uzaklaşmış, sapıklığa bulaşmış.

enaniyet-i insaniye: İnsanın sadece kendine güvenmesi.

ervah-ı safiye: Temiz ve pak ruhlar.

hayat-ı ebediye: Sonsuz hayat.

hodbin: Kibirli, kendini beğenen.

inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye: Kabir ve ahiret âlemlerine ait değişim ve dönüşümler.

mebde-i hayat: Hayatın başlangıcı.

mevt: Ölüm.

mukaddime: Başlangıç.

musahhar: Emirle hareket eden, hizmet ettirilen.

taht-ı riyaset: Bir reisin yönetimi altında.

taun: Veba; bulaşıcı hastalık.

vazife-i ubudiyet: Kulluk vazifesi.

zelzele: Deprem.

Okunma Sayısı: 2244
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı