Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Serdar MURAT

“Halaskâran-ı zabitan” zihniyeti



1931 yılında Aydın Mebusu olarak Meclise gelirken, “Beni Atatürk keşfetti” diyordu Adnan Menderes.

İsmet Paşayı Başvekâletten aldıktan sonra bu göreve iktisatçı Celâl Bayar’ı atamıştı Mustafa Kemal…

Bayar, Demokrat Partinin kuruluş dilekçesini Cumhurbaşkanı İnönü’ye sunuyor. Paşa Parti programını aldıktan sonra soruyor:

-Terakkî Perverlerde olduğu gibi ‘İtikad-ı dinîyeye riayetkârız’ diye bir madde var mı?

-Hayır paşam, laikliğin dinsizlik olmadığı var.

-Ziyanı yok. Köy Enstitüleriyle, ilkokul seferberliği ile uğraşacak mısınız?

-Hayır

-Dış politikada ayrılık var mı?

-Yok

-O halde tamam

Celâl Bayar, İsmet Paşa’dan DP’nin kuruluş vizesini işte bu diyaloğun ardından aldı.

DP’nin kuruluş dilekçesi Refik Koraltan tarafından verildi. Yarım saat sonra izin çıktı. Basın toplantısında Bayar’a soruldu:

-DP’nin yeri CHP’ye göre nedir?

Bayar, “Demokrattır” dedi. Menderes, “İki parmak daha soldadır” diye cevapladı.

Peki, bu DP, yüzde 50’yi aşkın bir oy oranıyla iktidara gelince neyle suçlandı?

-İrtica ile…

Peki, her girdiği seçimden daha yüksek bir oy oranı ile çıkıp 10 yıl iktidar olan DP döneminde ne yapıldı?

Türkiye NATO’ya girdi. Kıbrıs diye adadan haberimiz yoktu. Kıbrıs’ta garantör devlet olduk. Sanayiyle, yolla, barajlarla tanıştı Türkiye.

Menderes ve arkadaşları, “Her mahalleden bir milyoner çıkarmanın” hayaline kapıldılar. Memleket bir baştan öbür başa şantiyeye döndü. İtalya ve İspanya ile aynı seviyedeydik. Kore, Endonezya, Malezya, Yunanistan bizim çok gerimizdeki ülkelerdi.

Bölgenin parlayan yıldızıydık.

Peki, DP iktidarını yıkan 27 Mayısçılar neyle itham etmişlerdi: “Memleket uçurumun kenarında…”

Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş, “Kışladan her şey farklı algılanır” demişti.

“Kışladan siyasetçilerin hepsi hırsız, ülkeyi yönetenler vatan haini…”

Irak tezkeresini kabul etmeyip ABD’ye kafa tutan Meclis, Amerikan askerlerini topraklarımıza, gemilerini limanlarımıza sokmayan iktidar ise Amerikan uşağı...

Bu iş o kadar ucuz mu?

* * *

“Son dönemde Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ortadadır. Ben bu durumlardan son derece müştekiyim. Türkiye’nin yönetiliş biçimini ve götürülmek istendiği noktayı çok aydınlık görmüyorum…”

Bu sözler Eryaman’daki operasyonda ele geçirilen ve Atabeyler Çetesi’nin lideri olduğu söylenen Yüzbaşı Murat Eren’e ait.

Yüzbaşı Eren bu durumdan vazife çıkarmış, subay ve astsubay arkadaşları ile C-4 patlayıcıları toplayıp, kendince bu karanlık gidişe son vermek istemiş.

Sakın bu sizi yanıltmasın. Yüzbaşı Eren yalnız değil. Bu bir zihniyet. Ta Halâskaran-ı Zabitan’dan beri devam eden bir zihniyet.

Ülkenin uçuruma doğru sürüklendiğini düşünüp bu durumdan vazife çıkaranlar var.

Ancak her defasında sağ iktidarlara karşı yaparlar bunu.

* * *

Türkiye 2001 ekonomik krizini yaşadı. Ülkenin GSMH’sı 200 milyar dolardan 145 milyar dolara geriledi. 225 bin işyeri kapısına kilit vurdu, 1.5 milyon insan işsiz kaldı. 1 milyar dolar için IMF’ye avuç açtık. Birbiri ardına banka iflâsları yaşandı. Hava durumu gibi el konulan banka haberlerini izler olduk. ABD, “Siz kendinizi yönetmesini beceremezsiniz” diye başımıza Kemal Derviş’i ve Catherine Yenge’yi gönderdi.

Deprem paralarıyla memurların maaşının ödenmesi utancını yaşadı bu ülke.

Peki, o zaman “ülke karanlığa gidiyor” diye cunta kuranı duydunuz mu?

Millî gelirin 5 bin doları aşmış, Merkez Bankası’nın kasasında 65 milyar dolar var, yıllık enflasyon yüzde 5’i aşacak diye kaygılanacak hale gelmişiz.

Ülkenin gittiği karanlık nokta ise AB’ye tam üyelik için tarih almak.

* * *

Padişahlık sisteminden çok partili demokrasiye, Zincirbozan’dan Çankaya’ya kadar, kahrında ikbalinden zirvesinde yaşamış olan Çağlayangil kısa ama özlü bir şekilde anlatmıştı bu zihniyeti: “Osmanlı döneminde yüz on defa müdahale olmuş. Türlü şekilde. Hepsinin biçimi biraz farklı ama, gerekçesi aynıdır. Abdülhamid’i halletmek üzere Halâskaran-ı Zabitan grubunun yayımlandığı beyanname ile Evren’in 12 Eylül bildirisi arasındaki fark sadece üslûplarında görülür. Her ikisinin de gerekçesi vardır. Her ikisi de Türkiye’nin hızla bir uçuruma gitmekte olduğu iddiasını ileri sürer. Bu ne biçim dâvâdır ki, yüz on defa uygulanır, yine de şifa bulunamaz. Bu ne biçim uçurumdur ki, yüz on defa kenarına gelinir ama düşülmez. Bana sorarsanız Türkiye’nin sorunlarını burada aramak lâzımdır.”

09.06.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (08.06.2006) - “Yakınma yekin”

  (07.06.2006) - Sarp Kuray anlatıyor

  (06.06.2006) - İki gömlek

  (05.06.2006) - Madalya takalım

  (02.06.2006) - “Ivır zıvır çetesi” değil

  (01.06.2006) - İktidar kulisinden izlenimler

  (31.05.2006) - Plân...

  (30.05.2006) - Takvim ve rüzgâr

  (29.05.2006) - Elele bir milât olmalı...

  (26.05.2006) - Ahtapotun kolları

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004