Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Yasemin GÜLEÇYÜZ

Talebe olabilmek…



Sebepler dünyasında her şey iç içe yaşandığından hayatın bin bir türlü hallerine hazırlıklı olmamız gerekir. İmtihan olacağımızı biliriz, ama kimi zaman sorumuz umulmadık bir anda karşımıza çıkar ve süreci yaşarız…

Lise yıllarında ilginç öğretmenlerim vardı. Beklemediğiniz bir sabah “Çıkarın kâğıtları yazılı yoklama yapacağım!” diyenleri mi ararsınız, dersin ortasında not defterini açıp “Şimdi de biraz sözlü yapalım bakalım!” diyenleri mi ararsınız… Ya her öğrencisinin seviyesine uygun hazırladığı ayrı ayrı birer soruluk kâğıtlarıyla çoğu dersinin son on dakikasını deneme sınavına ayıran öğretmenimi unutmak mümkün mü?

Talebenin vazifesi her an, her şeye hazırlıklı olmaya çalışmak… Dünya imtihan dünyası, yaşımız ne olursa olsun, aslında halimiz de bir talebeden farklı değil… Hayat okulunda her dersin konusu ayrı, öğretmenleri ayrı, imtihanı ayrı, alacağınız notları ayrı. Sapla samanı, şapla şekeri karıştırmamak gerek…

Tıpkı Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi:

“Madem öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük lâtifelerini onda batırma.” (Bediüzzaman Said Nursî, 17. Lem’a)

Müsebbibü’l-Esbâb’ı unutmadan, hayat okulunda tahkikî iman ilmini öğrenmeye devam diyoruz!

hazer: Zarar verebilecek şeylerden kaçınma.

Müsebbibü’l-esbab: Bütün sebepleri meydana getiren Allah.

“Oğlan çocuğunu seviniz,” ya kızlar?

“Rivayet ediliyor ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki, ‘Oğlan çocuğunu seviniz’. Demişler: ‘Kızları ne için istisna ettin?’ Ferman etmiş ki: ‘Kızlar kendi kendilerini sevdirirler, onlar fıtraten sevimlidirler.’ Evet, kızlar şefkat ve cemalin mazharı olduklarından erkek çocuğundan daha ziyade sevilir. Bahusus bu zamanda ebeveyn hakkında kızlar daha mübarektir. Çünkü tehlike-i dinîyeye çok maruz kalmıyorlar.”

Bu satırlar, Bediüzzaman Hazretlerinin kaleme aldığı Barla Lâhikası’ndan alınmıştır. Bunu hatırlamamızın sebebi Amerika’da yapılan bir araştırma.

Araştırma neticelerine göre görülen o ki, ana-baba duygusal yönden kız çocuklarına daha iltifatkâr. Aileler kız çocuklarına duygularını daha çok anlatıp tartışabiliyor, erkek çocuklara ise öfke hariç fazla açıklama getirmiyorlar. Çocuklara anlatılan küçük hikâyelerde de babalar duygu yüklü cümleleri kızlarına karşı daha çok kullanıyorlar; oğlan çocuklarında ise ancak öfke gibi duyguların sebep ve sonuçları açıklanıp, tartışılıyor. Amerikalı araştırmacı Leslie Brody ve Judith Hall, “Cinsiyetler arası duygu farklılıklarıyla” ilgili çalışmalarında kız çocuklarının dil yeteneklerinin daha önce gelişip, duygularını anlatmada daha ustalaştıklarını açıklarken, buna karşılık “Duygularını dile getirmek için teşvik görmeyen erkekler hem kendilerinin, hem de başkalarının duygusal durumları hakkında büyük ölçüde bilinçsiz olabilir” diyorlar.

Günışığı ilâcı

Güneşin iyiden iyiye kendini hissettirdiği şu günlerde bir haber de güneş ışığı ile ilgili.

Güneş ışığında da bulunan D vitamini kanser dahil bir çok hastalığın riskini yarı yarıya azaltıyormuş...

Doktorlara göre ihtiyacın yarısı, yeterli gün ışığı almakla karşılanabiliyor.

ABD’de Kaliforniya Üniversitesinde yapılan araştırmaya göre kandaki D vitamini seviyesiyle kanser riski arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, günde 1000 uluslararası birim (IU) veya 25 miligram D vitamini almanın, kolon kanseri riskini yüzde 50, meme ve yumurtalık kanseri riskini de yüzde 30 düşürebileceğini söylüyorlar. Ancak fazla D vitamini zararlı!

D vitamini ihtiyacı için açık havaya çıkmanın büyük yararı olduğunu vurgulayan araştırmacılar, derisi açık renkli olanların, koyu renkli olanların aksine güneşte fazla kalmamaya dikkat etmeleri gerektiğini ifade ediyorlar.

D vitamininin, önlemede etkili olduğu bazı hastalıklar şöyle: Kalp, akciğer, tip 1 diyabet, tansiyon, şizofreni, multiple skleroz (MS), raşitizm ve osteoporoz.

Hepsi de son derece ciddî hastalıklar, öyle değil mi?

Şâfî ismini güneş ışığıyla da aksettiren Rabbimize hamdolsun!

20.05.2007

E-Posta: yasemin@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (13.05.2007) - Şefkat kahramanlarına...

  (06.05.2007) - Afyon notları

  (29.04.2007) - Modern zamanın “Evliya Çelebi”lerine…

  (22.04.2007) - Bilim ve din neyi gösteriyor?

  (15.04.2007) - Bir kültür başşehrinden kareler…

  (18.02.2007) - Çocuklar ve tûl-i emeller…

  (11.02.2007) - Kadın beyni…

  (04.02.2007) - Karanlığı sorgulamak…

  (28.01.2007) - Annemarie Schimmel’den “İslâm’da kadın” üzerine notlar...

  (21.01.2007) - Matematik ve sonsuzluk…

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004