Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Temmuz 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Nimetullah AKAY

Konuşmayı anlamak



Konuşmak, Rabbimizin biz insanlara vermiş olduğu büyük bir nimettir. Konuşmak insanoğlu için bir imtiyazdır. Her ne kadar bütün varlıkların kendilerine göre anlaşma dilleri varsa da, hiçbir canlının insan kadar konuşmak nimetinden istifade etme imkânı yoktur. Çünkü insan, Kâinat Yaratıcısının yeryüzündeki halifesidir. Kâinat ağacının çekirdeği de, meyvesi de insandır. Zira bütün varlıklar insanların hayatının güzelleştirilmesi için yaratılmışlardır. Bundan dolayı da insan var olan her şey ile münasebettardır.

Konuşma nimetini yerinde kullanmak, insanlarla anlaşma vasıtamız olan bu imkândan yeterince ve doğru olarak yararlanmak önemli bir meseledir bizler için. Çok konuşmak kadar, konuşmamak da bir eksikliktir. Önemli olan vasat konuşmak, gerektiği yerde konuşmak, konuşmanın maslahat olmadığı yerde susmasını bilmektir.

Hayatın bütün safhalarında, davranışların tümünde bizlere numûne-i imtisâl olan yüce insan Peygamberimiz (asm), konuşma fiilinde de bizler için mükemmel örnektir. O büyük rehber, dilin iyi kullanılması konusunda bizlere yol göstermektedir. Demektedir ki, bir et parçası olan dilinizi tutarsanız, lüzumsuz bir şekilde işletmezseniz kazançlı çıkarsınız. Buyurmak istemişlerdir ki, bir söz dile getirilmediği zaman sizin esirinizdir, ama dile geldikten sonra da siz onun esiri olursunuz.

“Bin düşünüp bir konuşmak” tâbiri konuşmanın dikkatsiz yapılmayacağını bizlere hatırlatmaktadır. Deniliyor ki, bir dilimiz varken iki kulağa sahip olmamız, iki dinleyip bir konuşmamız içindir. Bir çok kelâm-ı kibarda “Diline sahip olmak” önemle hatırlatılmaktadır bizlere. “Eline, diline, beline sahip ol” sözü ile, seleflerimiz tarafından, sahip olunmak ile insanların huzura kavuşabileceği, tehlikelerden emin olabileceği üç önemli değerin başında konuşma aracı olan “dil” olduğu hatırlatılmaktadır bizlere...

Dil vardır ki, işleyince fitne ve fesada sebep olur, günahlarla kalbi karartır. Dil vardır ki, hep güzellikleri dile getirir, Rabbini sürekli zikretmekle mertebe-i rızayı sahibine kazandırır. Bizlerin dilimizi nasıl kullanmamız gerektiği üzerinde durmak zorundayız. Bu problem bizim için dünyadaki, uğraşmakla boşuna zaman kaybettiğimiz bir çok meseleden daha ehemmiyetlidir.

Gözlerimiz önünde bizi uğraştıran onca mesele varken, dilden, konuşmaktan bahsetmenin, ilk etapta garipliği karşımıza çıkıyor. Boş konuşmaların etrafı toz duman haline getirdiği bir sohbet ortamında, dilimizi nasıl kullanmamız gerektiğine ve konuşmalarımızın hangi sınırlar içinde cereyan etmesi gerektiğine dikkat çekilirse, nazarlar büyük bir taaccüp haliyle bu konuyu gündeme getirenin üzerine çevrilir. Oysa şaşırılması gereken hâlet, boş şeylerle kıymetli değerlerimizi harcamaktır.

Şaşırılmaması gereken şeylere şaşırıldığı, garip görülmemesi gerekenlerin garip görüldüğü bir dünyada yaşamak düşünen insanlar için zor olacaktır elbette. Normal olmayanların normalleştiği bir dünyada yaşıyorsak, gidişattaki aksaklıkları aramak zorundayız. Bilmeliyiz ki, böyle zamanlarda garip olmak, daha vicdanî bir duruş sergilememize sebep olacaktır.

Hâsılı, kelimelerin ve tabirlerin yerli yerinde kullanılması veya kullanılmaması üzerinde durmak gerektiğini hatırlatmak için bir şeyler ifade etme ihtiyacını hissettim. Bunun için de konuşmak kelimesini ve konuşmanın aracı olan “dil”i sorgulamaya çalıştım. Başlayınca düşüncelerimin beni nerelere götüreceğini bilemezdim elbette. Ama burada bu konunun ele alınması ve işlenmesinin sahiden bir ihtiyaç olduğunu anladım.

Kendi âlemimde az konuşulmuş bir konuyu gündeme getirme arzumun, sizin için nasıl bir fayda sağlayacağını bilemem elbette. Eğer sizler de bazen yaptığınız lüzumsuz konuşmalarınızdan rahatsızlık duyduğunuzu düşünüyorsanız, eğer sizlerin de dili, benim ki gibi bazen başınıza belâlar getiriyorsa, demek ki aynı dünyanın insanları olarak aynı problemlere sahibiz. O zaman el birliğiyle, bizim için tehlike arz edebilecek durumda olan ağzımızdaki bu büyük san’at eseri olan et parçasını, yaratılış maksadına uygun bir şekilde kullanmak için gayret gösterelim. Unutmayalım ki, bu mesele bizim çoğu zaman unuttuğumuz önemli problemlerimizden sadece bir tanesidir.

03.07.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (02.07.2007) - En büyük makam ve mevki

  (26.06.2007) - Nefsin iktidarı

  (25.06.2007) - En insanî davranış tarzımız

  (19.06.2007) - Zıtlıkların dili

  (18.06.2007) - İnancımızda sebat edelim

  (12.06.2007) - Makamların tehlikeli yönleri

  (11.06.2007) - Siyasî tahammülsüzlük

  (05.06.2007) - Mezarda biten arkadaşlıklar

  (04.06.2007) - Korkuların esiri olmak

  (29.05.2007) - Kendimize geldiğimiz anlar

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004