Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 04 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

İsmail BERK

Yatsıya kalmak



Akşamla birlikte, günün aydınlığa veda etmeye hazırlanan mahzun hali, güneşin gurubu/batması ile başlayan karanlığını koyulaştırarak yatsıya uzanır. Artık ışığını sarmış, kendini kapatmış, karanlıklara sarılı bir âlem vardır yatsı vaktinde.

Mağrib vakti, bütün batanlar/kaybolanlar gibi sonsuz sevgiyi hak edemeyenlerin fermanını gördükçe, nuraniyet arar kendisine.

Sevdiklerimizin, canlıların, diğer yaratılanların bizden uzaklaştığı, koptuğu, gecenin sessizliğine doğru başlayacak yeni bir yalnızlık yolculuğunun yaşandığı, yaşanacağı hallerin başlangıcıdır yatsı saati, işa vakti.

Zaman ölçeğinde, dünya yolculuğunun; günü çeviren saliseleri, seneyi deviren saniyeleri, insan ömrünü tamamlayan dakikaları ve asırları katlayan saatleri hatırlanır. Bu ölçekler, birbirinin ardı sıra sürelerini dolduran, sonraya sevk edilen ve yenisine yer açılan bir hazinenin dolup boşalan depolarıdır, duraklarıdır.

Benzer şekilde; gün bazında kâinatla birim ölçek olarak aynîleşen, benzeşen ve küçülerek büyüyen, ya da büyüyerek küçülen varlıklar endeksi, birbirine işaret ediyor. Birbirine çark, birbirine denge ve ahenk oluyor.

Günün, güneş doğmadan önceki imsak vaktiyle başlayan ilk namaz sabah huzuru, bir doğuş ve duyuşun sesi olduğu gibi, öğle olgunluğunda güneşin tepemizde bizi saran gençlik enerjisi de öğle vaktinin namazla kıyamıdır.

İkindinin rükûa giden beli bükük ihtiyar hali, dünyanın yaşlanan ve ömrünü dolduran hazan mevsimine işaret ederken, akşamın tamamen teslim aldığı ve ışığın kendini güneşe sarıp gaybubete, yolculuğa çıktığı yeni bir anın ilkinde ve namazın akşamında, öncelikle farzla başlayıp “Allahu ekber” demenin secdeye kapanan akşamında, açık gözlerin huşusuna şahitlik eder.

Yatsı, secdeden kalkmamak üzere kapanıştır. Gece yarısına nöbet devredecek istirahat içinde bir uzanıştır. Onun için yatsı uzunca ve derincedir. Kendini hayata bağlayan bütün varlıkların teneffüs sonrası çekildiği bir anda kendi nefsiyle teneffüs etmenin, nefes alıp vermenin ve bunu Rabbine iltica içinde yaşamanın en hususî hülâsasıdır/özüdür.

Yatsıda insan, günün nevalesinden arınmış, meşgalesinden sıyrılmış, gelir-gider hesabının aktifini kapatmış, bir sonraki günün, sabah dirilişinin uykusuna adanmış bir haletin içindedir.

Yatsı, vaktin akitle kefalet aldığı ve Mü’mince uzlete çekildiği bir murakabenin hissediş saatleridir. “Bugün, Allah için ne yaptım?” sualinin sahabe dilinden günümüze yansıyan şuur parıltısını idrak etme ve muhasebe yapma vaktidir.

Yatsı ile birlikte, gündüzün aydınlığı, gecenin karanlığıyla tamamen nöbet değiştirirken, arkasında bıraktığı zulmetin içinde nura açılan yeni fikir mahzenlerine ve duâ taleplerine en açık kalbî hüşyarlığın ifadeleri canlanır.

Yatsı, mevsimler ölçeğinde kışın zemherir haline benzer. Zıtların buluştuğu anlar. Gidenin gelecekle mukabelesidir. Kışın şiddetinde özlenen sıcaklığın mübadelesidir.

Enteresandır ki, yatsının karanlığı günün beyazını alırken, mevsimin kışı yeşilden devralınan beyaza dönüşür. Günün karanlığa düçar yatsısı, kışın beyazında buluşur kendisiyle.

“Yalancının mumu yatsıya kadardır” darb-ı meselindeki hakikat, akşam ölen dünyanın veya insanın, “bakiye-i asarının” hayata dair geri kalan eserlerinin, hatıralarının ve etki alanının da zamanın yatsısına kadar, yani akşam sonrası, ölüm sonrası bir etki alanından sonra biteceğinin işaretlerini havidir.

Yatsının, “Sabaha kadar…” diye başlayan uzunca bir gayretin ve çırpınışın, azmin ve iradenin hayattaki muvaffakiyet muştusunu anlatan ibaresinden hareketle; sabaha kadar uykuda güzel rüyalara tebdil olunacak başlangıçları yapmanın vakti.

Vaktin Bismillah’ında namaza durmak, secdeye kapanmak, kendimize abanmak, dünya kazuratına ve kusuratına kapanmak, bir yatsı zaferidir. Bir hicranın yaraları sarma ve uful edenlere/batanlara bağlanmama zevkidir.

Yatsıya gönlünüzce girin ve çıkmayın. Kalın o derinliklerde. Günü deviren gece yarısına nakledin ibadet ve huşu hakkınızı. Ya uykuda, ya da uyanıkken…

Yatsıya kalmak ve sabahlamak; zihni beynin misafirhanesine teslim edip, ruhu huzura taşımanın ve nefsi kızağa almanın en güzel hallerine tercüman olur.

Şimdi yatsı, şimdi “mühim bir inkılâp başı” aşısı…

04.11.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.11.2007) - Güneydoğu’yu anlamak

  (31.10.2007) - Osmanlı'yı öğrenmek

  (30.10.2007) - Güneydoğu meselesi

  (29.10.2007) - Cumhuriyete resim ve ruh

  (28.10.2007) - Akşamla namaz

  (25.10.2007) - Güneydoğuya bakış

  (24.10.2007) - Terör neden tırmanışa geçti?

  (23.10.2007) - Terör belâsı

  (22.10.2007) - Tezkerenin düşündürdükleri

  (21.10.2007) - Bismillah

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri