Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Hasmı kadar meddahı da çok Sultan Abdülhamid'in



Otuz üç yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdülhamid, ikamet ettiği Beylerbeyi Sarayında vefat ederek Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Vefatının hemen ertesi günü (11 Şubat 1918) Topkapı Sarayına getirilen cenazesi, büyük bir askerî merasim ve halktan mahşerî bir kalabalık eşliğinde, Divanyolu'nda bulunan Sultan II. Mahmud Türbesi'nde defnedildi.

Cenaze merasiminde, Sultan Reşad ile Başkumandan Enver Paşa da hazır bulundu.

Vefatının 90. yıldönümü

Sultan Abdülhamid vefat edeli 90 yıl oldu. Bugün, ebedî istirahatgâhına tevdi edilişinin tamıtamına 90'ıncı yıldönümü.

Dolayısıyla, oldum olası tartışmaların odağında yer alan bu mühim şahsiyetin hayat ve hizmet safhalarına dair tartışmalar, ihtimaldir ki bugünlerde had safhaya çıkacak.

Bize ulaşan bir habere göre, Sultan II. Abdülhamid, İstanbul'da 90 tarihçinin içinde yer aldığı büyük bir organizasyonla anılacak ve bu siyaset dahisi bütün yönleriyle ele alınarak, üzerinde çeşitli müzakerelerde bulunulacak.

Bakalım bu kez Sultan Abdülhamid olduğu gibi anlatılabilecek mi, yoksa yine eskisi gibi peşinhükümlü "meddahlık ve düşmanlık" ekseninde gidilip gelinecek mi?

Biliyoruz ki ve inanıyoruz ki, bu zıt kutuplu peşinhükümlülerin ülkemize ve milletimize şimdiye kadar hiçbir faydası olmamış. Aksine çok zararlar vermişler.

En büyük zararı şudur ki: Sultan Abdülhamid'in 33 yıllık saltanat müddeti, Osmanlı'nın mukadderatında olduğu kadar, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet tarihi üzerinde de pek büyük bir tesir icra ettiği halde, "düşmanlık ile meddahlık" kısır döngüsü sebebiyle, bu tesirler büyük ölçüde perdelenmiştir. Hakikatin gerçek yüzü, yeni nesillere hakkıyla gösterilememiştir. Yakın tarihin en çarpıcı gerçeklerinden mahrûm bırakılan nesiller ise, ne yaşadığı zamanı kavrayabilmiş, ne de geleceğine projektör tutabilmiştir. Bu elim vaziyetin sebebiyet verdiği tahayyür ve şaşkınlık hali, nesiller için en büyük bir zarar değil de nedir?

Dileriz ve umarız ki, şimdi ve bundan sonraki süreç içinde, Sultan Abdülhamid'in şahsî ve siyasî hayatı birbirinden tefrik edilerek, ayrı ayrı şekilde ele alınır ve öyle de değerlendirilmeye çalışılır.

Aksi halde "Eski tas, eski hamam"la yola devam edilmiş olunur.

Şahsî ve siyasî hayatı

Kiminin "Kızıl Sultan", kimininse "Ulu Hakan" diye yâdettiği 34. Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamid, 21 Eylül 1842'de dünyaya geldi.

Babası Sultan Abdülmecid, amcası ise, darbecilerin zulmüne mâruz kalmış olan Sultan Abdülaziz'dir.

10 yaşında iken annezi Timujgan Sultanı kaybetti. Amcası Sultan Abdülaziz'in 1867 yılında çıktığı Avrupa seyahatine katıldı. Dokuz sene sonra ise (1876), amcasının hem tahttan indirilmesine, hem de şüpheli/şaibeli şekilde katledilmesine şahit oldu.

Ayrıca, ruhî buhran geçiren büyük kardeşi V. Murat'ın kısa süreli saltanatına da şahit olduktan sonra, 31 Ağustos 1876'da kendisi Osmanlı tahtına geçerek padişah oldu.

Aynı sene içinde I. Meşrutiyet ilân edildi, anayasa (Kànun–i Esasî) yürürlüğe girdi, iki heyetli (Ayan ve Mebûsan) Meclis ihdas edildi.

Bir sene sonra (1877) patlak veren "93 Harbi" ise, hemen herşeyin değişmesine sebebiyet verdi. Tayinle gelen ve ciddî bir fonksiyon icra etmeyen Ayan Meclisi dışındaki herşey kaldırıldı, herşey eski vaziyetine döndürüldü. Yani anayasa askıya alındı, meclis kapatıldı, dolayısıyla I. Meşrûtiyet lağvedilmiş oldu.

1878'de şekillenen bu siyasî tablo, tam 30 sene aynı minval üzere devam etti.

1908'in Temmuz ayına gelindiğinde, II. Meşrûtiyet'in ilânı kaçınılmaz oldu. Anayasa ve Meclis, faaliyete kaldığı yerden devam etti.

Ne yazık ki, 30 yıl sonra yeniden açılan hürriyet çiçeklerinin yanında daha dehşetli bir istibdadın dikenleri yeşerdi. On yıl içinde hemen herşey altüst oldu.

33 yıldır perde altında biriken kin ve iğbirar, öylesine gürültülü bir sadâ ile patladı ki, 1909'dan sonra 600 yıllık Osmanlı'nın maddî saltanatını parça parça ederken, 1924'ten sonra ise maddî–mânevî hemen herşeyi de zirûzeber etti.

27 Nisan 1909'da tahttan indirilen Sultan Abdülhamid, Selânik'e gönderildi. 1912'deki Balkan Harbi sebebiyle, oradan Beylerbeyi Sarayına getirildi ve 10 Şubat 1918'de vuku bulan vefat tarihine kadar burada gözetim altında tutuldu.

* * *

Diyebiliriz ki, 1877'den 1950 yılına kadar yaşanan yıkım ve tahribatın içinde Sultan Abdülhamid'in şahsiyetinin değil de, belki siyasetinin elbette ki payı vardı.

Zira, hayır–şer demeden konuşan, yazan hemen herkesi sürmeye, yahut bir şekilde susturmaya çalıştı. Böylelikle, etrafındaki meddahların, yalakaların sayısı kadar, belki daha fazla düşmanın, muhalifin teşekkülüne de sebebiyet verdi.

En hazini şudur ki: Kendisine muhalif olanların kısm–ı âzamı, bilvesile İslâma da düşman kesildiler. Zira, o kendince "devletin kuvvetiyle İslâm siyaseti" güdüyordu.

Oysa, İslâmiyetin—zayıfça da olsa—istibdada hiç, ama hiç ihtiyacı yoktu. Evet, dinin hak ve doğruluk veçhesi, herşeye kâfidir, vâfidir.

* * *

Herşeye rağmen, şahsiyeti itibariyle Sultan Abdülhamid'in gayretli, şefkatli, iyiniyetli ve dindar bir padişah olduğuna inanmak durumundayız.

Aksine bir iddia söz konusu olmadığı gibi, onu yakından tanıyanların şehadeti de, bize bu mânâda tam kanaat veriyor.

İşte, kızı Ayşe Sultan'ın babası hakkındaki müşahadeye dayanan bir mülâhazası: "Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslümandan başka biri değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'ân–ı Kerîm okurdu. Daima camilere devam ettiğini, Ramazanlarda bilhassa Süleymaniye Camiinde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alış veriş ettiğini bize hikâye tarzında anlatırdı. Babam herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit Ezân–ı Muhammedi okunurdu." (Ayşe Osmanoğlu; "Babam Sultan Abdülhamid"den.)

Vasat yol

Sultan Abdülhamid'in şahsî hayatı ile siyasî tatbikatını birbirinden ayırmayanlar, iki zıt kutup halinde ayrıştılar.

Bir kısmı, varsa yoksa düşmanlık ile saldırganlık üzere giderken, diğer bir kısmı Sultan'ın herşeyine sahiplilik ile meddahlık çizgisinde yürüdü.

Yani, biri ifrat, diğeri de tefrit çemberinde debelendi durdu.

Vasat yol ise, Padişah'ın bu iki yönünü birbirinden ayırarak bakmaktır. Ki, bu bakış açısını özellikle Bediüzzaman Said Nursî'de görmekteyiz.

Nursî, Sultan Abdülhamid'in şahsiyetini veli derecesinde ve şefkatli bir padişah olarak görürken, "hafif istibdad"a dayanan siyasetine ise, şiddetle çatmış ve bu tarz bir siyasete "Her nerede rastlarsam sille vuracağım" demiştir. (Bkz: Münâzarât)

Bununla beraber, Sultan Abdülhamid'den sonraki (1909–1950 arası) siyasî yapılanmaları da, "şiddetli istibdat" ve "mutlak istibdat" şeklinde görüp onlara aynı şiddette muhalefet etmiştir. (Bkz: Tarihçe–i Hayatı)

* * *

İhtiyaç hasıl olursa, bu konuyu işlemeye devam edebiliriz.

11.02.2008

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (09.02.2008) - Küresel terör: Nikotin

  (08.02.2008) - Açık yara adam öldürmez

  (07.02.2008) - Yasakçı gelenek zorda

  (06.02.2008) - Mağduriyet, din ve hukuk

  (05.02.2008) - Millî gelir

  (04.02.2008) - Siyasetin gölgesinde kalmadan...

  (02.02.2008) - Hani ciddiyet, nerede samimiyet...

  (01.02.2008) - 'Dine aleyhtarlık meyli' ne zaman hortlar?

  (31.01.2008) - İzmirli’nin 94 yıl önceki tesettür makalesi

  (30.01.2008) - Çeteciler ne iş yapar?

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri