Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 08 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Halil USLU

Deve güreşleri ve Kumluca



Kâinatta İlâhî kudret tarafından yaratılan her şeyde, bildiğimiz ve çoğunlukla bilemediğimiz hikmetler, muhteşem incelikler ve sırlar vardır. Hangisini ilim cihetiyle eline alsan, seni tek Yaratıcıya götürmektedir. Fakat gel gör ki, ne kendimizi okuyabiliyoruz, ne de yaratılanları. Geçtiğimiz hafta iki mini konferans için beni Türkiye’nin müstesna ilçelerinden Kumluca’ya dâvet ettiler. Çalışkan Belediye başkanı Hüsameddin Çetinkaya, beni kendilerinin organize ettikleri geleneksel deve güreşlerine arkadaşlarımızla birlikte götürdü. Deve güreşlerini seyrederken duygulandım ve bu makaleyi yazmama vesile oldu.

Kur’ân-ı Hakîm’e baktım. “Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?” (Gaşiye Sûresi, 17-21). İlim dünyası inceliyor. Bu hikmetli hayvan için birkaç satır: Develer çöllerde hiç susuzluk çekmeden çok uzun süre kalabilirler. Bunun sebebi bilinenin aksine devenin hörgücünde su depolaması değil, hörgücünde biriktirdiği yağlardır. Bu yağlar kuraklık zamanında parçalanır ve bu sayede hidrojen açığa çıkar. Hidrojen, hayvanın soluma sonucu aldığı oksijenle birleşir ve bu sayede devenin yaşayabilmesi için gerekli su vücut içinde oluşur. Bir hörgüçlü deve, normalde günde 30-50 kilo besin alabilirken, zor şartlarda günde sadece 2 kg kuru otla bir ay boyunca yaşayabilmektedir. Devenin ağız ve dudak yapısı, ayakkabı köselesini delecek kadar sivri dikenleri bile rahatlıkla yiyebileceği şekildedir. Dört yüzlü midesi ve sindirim sistemi ise önüne çıkan her şeyi öğütebilecek kadar güçlüdür.

İşte böyle mübarek bir hayvanın diğer maharetlerini görmek için asırlar boyu süren “deve yarışları ve deve güreşleri” vardır. Asr-ı Saadet’e kadar ve daha ötesine gidilebilir. Türkiye’mizde deve güreşi genellikle “Selçuk, İzmir, Manisa, İncirliova, Aydın, Muğla, Denizli, Balıkesir, Çanakkale, Burdur, Isparta, Antalya ve Kumluca” bölgelerinde düzenlenen güreşlerdir. Deve güreşleri Ayak, Orta, Başaltı ve Baş olmak üzere dört boyda yapılır ve galibiyetler, kaçırtarak, bağırtarak ve yıkarak elde edilir. Develer tıpkı diğer güreşlerde olduğu gibi “pehlivan” olarak adlandırılır ve “cazgır” tarafından anons edilirler. Birbirlerini ısırmamak için ağızları bağlanan develer, “çengel”, “sarma” gibi güreş oyunlarını deneyerek rakibini bağırtma, kaçırma, yıkma yolunu deniyorlar. Deve güreşleri genellikle kış aylarında yapılır. Çoğunlukla 7 Aralık-15 Mart tarihleri arasındadır. Zekâya dayandığı ileri sürülen güreşlerde, develerin 11 çeşit oyunu bulunuyor. Güreşe sadece 7 yaşına gelmiş erkek develer katılıyor. Rüştünü ispatladığı 7 yaşına kadar “Daylak” adıyla anılan deve, bu yüzden ancak 7 yaşında erkek sayılıyor.

Makalemiz güzelleşsin diye Asr-ı Saadet’e gidiyoruz: “Sahabeler, müttefikan haber veriyorlar ki: Bir deve bir bağda kızmış, vahşî olmuş, yanına kimseyi sokmuyor, hücum ediyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm girdi; deve geldi, ikrâmen secde etti, yanında ıhtı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yular taktı. Deve, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma dedi: ‘Beni çok meşakkatli şeylerde çalıştırdılar; şimdi de beni kesmek istiyorlar. Onun için kızdım.’ Deve sahibine söyledi: ‘Böyle midir?’ ‘Evet’ dediler. Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın, Adbâ ismindeki devesi, vefat-ı Nebevîden sonra kederinden ne yedi, ne içti, tâ öldü. Hem o deve, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile mühim bir kıssayı konuştuğunu, Ebu İshak-ı İsferânî gibi bazı mühim imamlar haber vermişler. Hem nakl-i sahihle, Câbir ibni Abdullah’ın bir seferde devesi çok yorulmuştu, daha yürüyemiyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o deveye ufak bir dürtmekle dürttü. O deve, o iltifat-ı Ahmedîden o kadar bir çeviklik, bir sevinçlik peydâ etti ki, daha sür’atinden dizgini zaptedilmiyor, yolda yetişilmiyordu; Hazret-i Câbir haber veriyor.” (Mektûbât, 19. Mektub, 15. İşaret, B. S. Nursî)

Yeşiliyle mavisiyle deve güreşi ve emsâli faaliyetlerle dış dünyaya açılan bir penceremiz olan Kumluca ilçemizin belediye başkanı Sn. H. Çetinkaya’ya, yardımcılarına ve bize yakın ilgi gösteren bütün can dostlarına binler teşekkür. Şimdi düşünüyorum bazılarına deve denince kızıyorlar. Acaba deveyi hangi cihetle geçiyoruz ve geçmeliyiz?

08.02.2008

E-Posta: haliluslu1951@mynet.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.02.2008) - Denizli’nin sıcaklığı

  (25.01.2008) - Kardeş Pakistan

  (18.01.2008) - İki hükümdarın diyarı

  (11.01.2008) - Ürgüp, Nevşehir, Kayseri

  (04.01.2008) - İntibalar, akisler

  (28.12.2007) - Büyü ve sosyal hayat

  (21.12.2007) - Gelen tebrik ve intibalar

  (14.12.2007) - Dil gözü ve Hz. Mevlânâ

  (07.12.2007) - Dil belâsı

  (30.11.2007) - Çeşitli vuslatlar

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri