Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 01 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

'Dine aleyhtarlık meyli' ne zaman hortlar?



1950'de aslına çevrilen Ezân–ı Muhammedî (asm) hakkındaki mesele, son derece ciddî ve riskli bir meseleydi.

Hem öyle ki, meselâ bugün Meclis'te sınırlı, şematik ve üstelik bir adım sonrası tamamen meçhûl bir çerçevede tutulan "başörtüsü meselesi"yle kıyaslanmayacak kadar büyük ve ciddî bir meseleydi.

Buna rağmen, bir umumî mutabakat atmosferi içinde sıkıntı giderildi ve mesele kökten halledilmiş oldu. Üstelik, o dönem itibariyle "dine aleyhtarlık meyli" de uyanıp hortlamadı ve hiçbir yerde kuvvet bulmadı.

Ama, bugün itibariyle durum öyle mi?

Yani, başörtüsü için "kısmî serbestlik" sağlamayı hedef alan şekilci teşebbüsler karşısında da, aynı 1950'lerin sükûnet ve mutabakat atmosferi var mı? Ne gezer...

Maalesef, henüz kesin bir netice alınmadan, dahası nasıl bir neticenin hâsıl olacağı da bilinemeden, "dine aleyhtarlık meyli" öyle bir uyandı ve uyandırıldı ki, bunun benzerlerine ancak 31 Mart Vak'ası (1909), Şeyh Said Hadisesi (1925) ve 28 Şubat Süreci (1997) gibi dehşet uyandıran dönemlerde rastlamak mümkün.

Pusuda bekleyen din, millet ve İslâmiyet düşmanları, kuvvetlerini birleştirip saldırıya geçmek için âdeta gün sayıyorlar.

Böyle yapmak, onların tabiatında var. Dolayısıyla onlar, kendilerine düşen, kendilerine yakışan bir vazifeyi icrâ ediyorlar.

Bu bapta, "Niçin yapıyorsunuz! Nasıl yaparsınız!" türü efelenmelerin de bir kıymet–i harbiyesi yok.

Önemli olan, inananların ne yaptığı veya nasıl hareket etmesi gerektiği hususudur.

Sünûhat isimli eserinde bu hayatî noktaya dikkat çeken Üstad Bediüzzaman, siyaset meydanına atılan dindarlar için, "olmazsa olmaz" anlamına gelecek şu tenbihatta bulunur: "Fakat, kat’î bir şart ile ki, muharrik (hareket noktası), aşk–ı İslâmiyet ve hamiyet–i diniye olmalı. Eğer muharrik veya müreccih (öncelikli tercih), siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikelidir." (Age, s. 65)

Hemen ardından "İsabet de etse, mes’uldür" diyerek, tehlikenin nihaî sınırına işaret eden Bediüzzaman, siyasetçilik ve tarafgirlik sâikasıyla en büyük bir tehlikenin de "dine aleyhtarlık meyli"nin uyanıp kuvvet bulması ihtimalinde olduğunu önemle hatırlatıyor.

Dine muarız kimseleri tahrik ile onları "tecavüze sevk etmenin" müsbet ve akıllıca bir siyaset tarzı olmadını, hatta bunun bir "menfi siyaset" tarzı olduğunu da ifade eden Üstad Said Nursî, aynı bahsin sonunu şu kısacık suâl–cevap faslıyla bitiriyor: "Acaba şimdiki menfî siyasetçilerin fetvalarından istifade edecek kimdir, bilir misin? Bence İslâmın en şedit hasmıdır ki, hançerini İslâmın ciğerine saplamıştır." (Age, s. 67)

Evet, yakın tarihimizde yaşanmış acı, hatarlı, zararlı vak'alardan, günümüz için mutlaka iyi dersler çıkarmamız lâzım. Aksi halde, iyilik zannıyla daha başka zararlara sebebiyet vermemiz mümkün.

GÜNÜN TARİHİ 1 Şubat 1916

Veliaht Yusuf İzzeddin'in sır ölümü

1876'da katledilen Sultan Abdulaziz'in büyük oğlu veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, tek kol bileği kesilmiş olarak evinde ölü halde bulundu.

Hem şehzâde (padişahın oğlu), hem de veliaht (saltanat adayı, namzedi) olan Yusuf İzzeddin'in bu şekildeki ölümü, 40 yıl önceki bir tartışmayı gündeme yeniden taşımış oldu: "İntihar mı, yoksa cinayet mi?" tartışması.

Mâlum, babası Sultan Abdulaziz Han, 1876 senesi 30 Mayıs'ında bir askerî darbe sonucu tahttan indirilmiş ve 4 Haziran günü de intihar süsü verilerek (her iki bileği kesilerek) katledilmişti.

Bilâhare yapılan tıbbî tetkik ve adlî araştırmalar neticesinde, bir kimsenin aynı anda her iki kol bileğini kesemeyeceği hükmüne varıldı ve cinayete bulaşanlara muhtelif cezalar verildi.

Yusuf İzzeddin Efendinin ölümü de babasının ölüm şekliyle benzerlik arz ettiği için, haklı olarak aynı şüphelerin doğmasına sebebiyet verdi. Şekil bakımından aradaki tek fark, kol bileklerinden sadece bir tanesinin kesilmiş olmasıydı.

59 yaşında vefat eden veliahtın cenaze namazı, pek büyük bir cemaatle Ayasofya Camii'nde kılındı ve naaşı da babasıyla annesinin de medfun bulunduğu II. Mahmud Türbesine defnedildi.

Bu vesileyle, fecî bir âkıbete düçâr olan veliahdin hayat hikâyesine kısaca bir nazar gezdirelim.

* * *

Sultan Abdülaziz Hanın büyük oğlu olan şehzade veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, 1857’de İstanbul’da doğdu. Sarayda özel eğitim görerek yetiştirildi. 1867’de henüz 10 yaşındayken babasıyla birlikte Avrupa seyahatine katıldı.

Babasının 1876'da tahttan indirilip katledilmesi, hemen ardından annesine revâ görülen çirkin muamele, onun ruh âlemi üzerinde yıkıcı tesirler bıraktı. Bu sebeple, kendisi de her an öldürülme endişesi içinde yaşadı.

Sultan II. Abdülhamid, 1909 Nisan'ında tahttan indirilince, yerine Sultan Reşâd geçti. Yûsuf İzzeddîn Efendi de, aynı anda veliaht (sultan adayı) îlân edildi.

1910'da, İngiltere Kralı 7. Edvard’ın cenâze törenine katılmak için, Osmanlı hükümetinin başkanı sıfatıyla Londra’ya gitti. Dönüşte yine resmî sıfatla Paris, Viyana, Budapeşte, Belgrad ve Sofya'yı ziyaret etti.

1911’de 7. Edvard’ın oğlu ve halefi 5. George’un tac giyme töreninde bulunmak üzere tekrar Londra’ya gitti. Bu ziyaretinde de, yine şıklığı, zarâfeti, asâleti ve ecdadını temsil kàbiliyetiyle, görenlerin hayranlığını celbetti.

1912’de—bu kez gayr–ı resmî olarak—bir Avrupa gezisi daha yaptı. 1913’te Bulgar işgalinden kurtulan Edirne’yi resmen ziyâret etti. Edirne'de halkın coşkun tezahüratıyla karşılandı.

1915'te Birinci Dünya Harbinin ürkütücü gidişatını görünce, bir ateşkesin sağlanabilmesi maksadıyla Viyana’ya gidip geldi.

Yine aynı sene içinde, alevlerin göğe yükseldiği Çanakkale Cephesine giderek incelemelerde bulundu, cephedeki askerlere moral verdi.

Bu tarihten sonra Yusuf İzzeddin Efendiye "istikbâlin sultanı" gözüyle bakılıyordu.

Kendisi de böylesi bir beklenti içindeydi. Ancak, babasının başına gelenleri hatırladıkça, evhama düşüyor ve devlet kademesindeki herkese şüpheyle yaklaşıyordu.

Öyle ki, kendisine bir fenalık yapılmaması için, yetkili şahıslardan yazılı–sözlü yemin ve senetler beklediği yönündeki söylentiler bile etrafta yayılmaya başladı.

İşte, tam da böylesi bir hengâmenin yaşandığı esnada, Zincirlikuyu'daki köşkünün harem odasında, bileği kesilmiş ve kan kaybından ölmüş bir halde bulundu.

Bu fecî ölüm hadisesi, I. Dünya Savaşının hayhuyu içinde her ne kadar unutturulmaya çalışıldı ise de, "insanlığın vicdanı" olan tarih unutmadı, unutmayacak da...

Evet, aradan 92 yıllık bir süre geçmiş olmasına rağmen, hadisenin mahiyeti hâlâ meçhûl... Zira, diğer benzerleri gibi bu ölüm vak'ası üzerinde de "derin devletin" koyu gölgesi var.

Tam aydınlık, bu karanlık perdenin yırtılması ve bu koyu gölgenin izale olması şartına bağlı... Ne diyelim: "Kalmasın Allah'ım, bu âlemde bir hakikat nihân."

01.02.2008

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (31.01.2008) - İzmirli’nin 94 yıl önceki tesettür makalesi

  (30.01.2008) - Çeteciler ne iş yapar?

  (29.01.2008) - Ne dindar, ne laik kesim memnun

  (28.01.2008) - Şahlanış mitingine katliâm kurşunları

  (26.01.2008) - 93 Harbi'nin hâşiyeleri

  (25.01.2008) - 93 Harbi'nde Halidîler'in cihadı

  (24.01.2008) - Maskeli çeteciler

  (23.01.2008) - 'İrtica'dan 'simge'ye yüz yıllık kavga

  (22.01.2008) - Bağıra çağıra değil, "sırran tenevveret"

  (21.01.2008) - İhtilâlin insafsız giyotini

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri