Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 06 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Mehmet C. GÖKÇE

Her şeye rağmen kardeşlik!



Beraber yaşamak durumunda olan ve aynı gök çatıyı paylaşan insanoğlu, birbiriyle geçinmek ve karşılıklı saygı beslemek durumundadır.

Özellikle “azamî müşterekler” ile birbirlerine bağlı olan insanların birbirlerini sevmeme gibi bir lüksleri olamaz.

Evet, “asgarî” değil; tam aksine “azamî” müşterekler ile birbirimize bağlıyız. Her şeyden önce “insan” olma noktasında ortak bir beraberliğimiz var. Ayrıca, Rabbimiz bir, peygamberimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz bir, vatanımız bir… Bu “bir”ler listesini sayfalara sığmayacak kadar uzatmamız mümkün. Bu yüzden bu ortaklıkların; üstelik üst düzeyde gerçekleşen bu beraberliklerin hatırına “kardeşlik” hukukumuzu sağlamlaştırmak ve bu hususta ihmalkâr davranmamak zorundayız.

Renklerimiz, bölgelerimiz ve iletişim işaretlerimiz “farklı” da olsa; bu kadar üst düzey ortaklıklar karşısında, “farklılıklarımız” sadece birer zenginlikten ibaret kalır. Çünkü bizi “biz” yapan değerlerimizin müşterekliği bizi birbirimiz ile kenetlemiştir. Hz. Peygamber’in (asm) deyimiyle biz, taşları sıkı sıkıya bağlanmış ve kaynaşmış olan binalar hükmündeyiz. Yine onun tabiriyle biz, bir vücudun organları gibiyiz. Bu yüzden herhangi birimizin başına gelen bir rahatsızlık hepimizin uykusunu kaçırır.

Zaten Yüce Allah, bizleri kardeş olarak ilân edip Kur’ân-ı Kerim’in kırk dokuzuncu sûresi olan Hucurat Sûresinin onuncu âyetinde “Mü’minler, ancak kardeştirler” buyurmadı mı? Şu halde kardeş kardeşi sever ve sevmeli!

Ayrıca, Hz. Peygamber’in (asm) buyruğu göz önünde bulundurulduğunda, birbirimizi sevmeme gibi bir “şansımız” da olamaz. Çünkü buyurdular ki: “Sizden her hangi biriniz kendisi için arzuladığını kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz.” Yani, iman sınıfını geçmemizin “olmazsa olmaz” ön şartlarından bir tanesi ve en önemlisi birbirimizi sevmektir. Başka bir deyimle, sınıfta kalmak istemiyorsak karşılıklı saygı, sevgi ve muhabbet içerisinde olmak durumundayız. Birbirimizin iyilik ve güzelliğini isteme dışında bir tercihimiz olamaz.

- Farklı tercih ve irade içerisinde olanlar olmayacak mıdır?

- Elbette olacaktır; ancak, sonucuna da katlanmak durumundadır.

Karşımızdaki kardeşimizin yüzde doksan dokuz güzel özellikleri varken,—kendi ölçülerimizle—çirkin saydığımız yüzde birlik dilim için, söz konusu kardeşimizi “defterden silmemiz” hangi insaf ile açıklanabilir?

Öte yandan; başkasının işlediği suç ve cinayeti karşımızdaki ilgisiz kardeşimizle ilişkilendirmenin mantığı nasıl izah edilebilir? Yüce Mevlâ; En’âm Sûresi, yüz altmış dördüncü âyette “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” buyurduğu halde masumlara yüklediğimiz isnatların sorumluluğunu nasıl açıklayabiliriz? Aşiret ve aile bağlantıları kurarak masumları “suçlu” ilân etmenin mantığı olabilir mi?

Birbirlerini kardeş telâkkî eden bireylere sahip toplumların mağlûp edilmeleri mümkün olmadığı gibi; aralarındaki tesanüdü bozan ya da sarsan toplulukların kolayca kontrol altına alındıkları bir vakıadır. Hatta aradaki küçük farklılıklar ve ihtilâflar bile büyük tehlike ortamlarında rafa kaldırılır ve gündeme getirilmez. Kaldı ki, o küçük farklılıkları bile izale etmek güçlü topluluklar için son derece basittir.

Fırtınaların çoğaldığı mevsimlerde ufak-tefek deliklerin kapatılması zorunludur. Ancak bu sayede kasırgaların önüne geçilebilir. Yoksa boşluk ve zaaf ile karşılaşan tayfundan merhamet beklemek safdilliktir.

“Ayrılmak” ve “dağılmak” için değil; tam aksine “birleşmek” ve “kaynaşmak” için fırsat ve bahaneler kollanmalı. Birlik ve beraberliği sağlayan formüller üzerinde durulmalı ve tesanüdün yolları aranmalıdır.

Her alanda kaynaşmayı sağlamış ferdler olmamız dileğiyle…

06.02.2008

E-Posta: gulistan_yeniasya@yahoo.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.01.2008) - Beli bükülmüş yaşlılarımız

  (20.12.2007) - “Et bayramı” değil; Kurban Bayramı...

  (18.12.2007) - Seyda'nın ardından

  (17.12.2007) - Zekâtta “Fîsebilillâh” kavramı

  (19.11.2007) - Aile içi diyalog

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri