"Gerçekten" haber verir 28 Haziran 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Cemil Meriç, Said Nursî'yi anlatıyor (4)



Cemil Meriç'in Said Nursî ve eserleri hakkında yazıp söyledikleri, şu mütevazı yazı dizisine sığmayacak kadar çok. Tamamını derleyip toplarsanız, büyükçe bir kitap hacmine rahatlıkla ulaşabilir.

Üstelik, bunlar öyle boş ve eften–püften şeyler de değil. Son derece tutarlı ve manidar ifadeler. Zira, Cemil Meriç, çok düşünen, fakat az öz konuşan bir şahsiyettir.

Buna rağmen, Said Nursî'ye dair sohbetleri ve kaleme aldıkları azımsanmayacak ölçüde bol ve bereketli. Hepsini burada sıralamakla bitecek gibi değil...

Bu sebeple, yazımızı bir yerde noktalamak durumundayız.

Kutay, Nursî'yi değil, kendini anlatıyor

Mütefekkir bir şahsiyet olduğu kadar, münekkit bir düşünür de olan Cemil Meriç, yine bir ziyaretimiz esnasında söz dönüp dolaştı Cemal Kutay'ın Said Nursî hakkındaki çalışmasına geldi. Meriç Hoca, bu hususla alâkalı olarak salonda hazır bulunanları adeta şoke eden şu değerlendirmeyi yaptı:

"Said Nursî hakkında benim ciddiye alabileceğim bir çalışma henüz ortada yok. İyi niyetli birtakım çalışmaların farkındayım. Fakat bunları asla kifayetli buluyor değilim. İlim camiasının dikkatini çekecek, onları akademisyenleri tatmin edecek ve muarızları da dize getirecek evsafta bir çalışma yapmak lâzım. Bakalım, böylesi bir hizmet kime, yahut kimlere nasip olacak...

"Cemal Kutay'ın yaptığı çalışmaya gelince... Kutay, bu kitabında Said Nursî'yi değil, kendini anlatıyor. Ne yazık ki öyle... Keşke böyle bir çalışma hiç yapılmasaydı, böyle bir kitap hiç yayınlanmasaydı. Bediüzzaman'ı ve dâvâsını anlamaktan, anlatmaktan çok uzak bir kitap müsveddesidir bu. Faydadan çok, zararı olduğu kanaatindeyim..."

O gün için, Cemil Meriç tam olarak anlaşılamadı. Ancak, aradan geçen zaman, onun ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. "Türkçe ibadet" aşkıyla yanıp tutuşan Atatürkçü Kutay, tarihçiliğinden çok, yalancılığıyla kayıtlara geçti. Yaptığımız araştırma ve tesbitlere göre, yüzde yüz yalan yere Emirdağ'a gidip günlerce Said Nursî ile görüştüğünü, konuştuğunu, hatta röportaj yaptığını söyledi, durdu... Hakikaten, onların hepsi hayaliydi, yalan ve yanlış şeylerdi.

Nur kalesine çarpan dalgalar

Son olarak, Cemil Meriç'in Said Nursî ve eserleri hakkında "Bu Ülke" isimli eserinde yazdığı yazıdan kısa bir bölüm aktararak nihayet verelim.

“Said’in müridi, bir havariler ormanı. Yekpare ve kesif. Ağaçlar kaynaşmış birbirleriyle. Ve bağrında adsız bir uğultu yükseliyor... Bir fırtına rüzgârına benzeyen Nur Risâlelerinin zaman zaman boğuk, zaman zaman heybetli yankısı.

“Said, dağbaşında vaaz eden bir mürşid. Hor görülenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesleri çiğnenenler ona koştu akın akın... Nass’ların yalçın duvarları arkasından geliyordu bu ses, târihin içinden geliyordu: Kabuğuna çekilmiş yüz binlerce insanı uyandırdı. Bu hayalî insanlar o konuştukça gerçekleşti. Yâni, Nurculardan önce kelâm var.

“O konuştukça, laikliğin kartondan setleri yıkıldı birer birer. Kentle köy, çağdaş uygarlık düzeyi (!) ile Anadolu, tereddütle inanç... Karşı karşıya geldi.

“Nurculuk, bir tepkidir. Kısır ve yapma bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı îmanın, Batı’ya karşı Doğu’nun isyanı. Her risâle bir çığlık, şuuraltının çığlığı. Zulmün ahmakça taarruzu olmasa, bu münzevi ses böyle sayhalaşır mıydı?

“Tanzimattan beri her hisarı deviren teceddüt dalgası ilk defa olarak Nur kalesi önünde geriler. Bu emekleyen, bu kekeleyen yığın, devrim yobazları için bir yüz karasıdır. Düşünmezler ki kendi yüz karaları bu. Nurcuları yok farz etmek, gaflet. Nurcular adalarında kendi hayatlarına devam edebilirler. Ama kökünden kopmak kimseye mutluluk getirmez. Aydının görevi fildişi kulesini yıkarak bu mazlum kitleyi muhabbetle bağrına basmak, acısını anlamaya çalışmak.

“Said-i Nursî, bir kavga adamı. Yalçın bir irade, taviz vermeyen bir mizaç, tefekkürden çok iman."

(Bu Ülke, s. 247)

Tarihin yorumu = 28 Haziran

1363/1963

Yılı değişen Kara Kuvvetleri Günü

TSK'nın en büyük kuvvet birimi olan Kara Kuvvetlerinin "kuruluş günü" 28 Haziran olarak kabul ediliyor.

28 Haziran 1363'te teşkil olunan Yeniçeri Ocağının kuruluş gününe istinat eden bu gelenek, 1963'ten sonra tedricî bir kırılmaya mâruz kalarak değişime uğradı.

1963'te Yeniçeri Ocağının, dolayısıyla Kara Kuvvetlerinin 600. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, nisbeten daha çok ses getirecek, daha büyük tesir uyandıracak birtakım etkinlikler düzenlendi.

Aynı günlerde Orkun mecmuasında (Sayı: 18, 15 Temmuz 1963) yazılar yazan Türkçü Nihal Atsız, bu geleneğe itiraz etti ve Kara Kuvvetlerinin Mete Han tarafından MÖ 209'da kurulmuş olduğu iddiasında bulundu. Aynı kişi, aynı iddiayı on yıl sonra bu kez Ötüken dergisinde tekrarladı.

Bu arada (1968) tarihçi Yılmaz Öztuna da, dönemin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'a Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş tarihinin MÖ 209 olması gerektiği teklifinde bulundu.

Bu minval üzere devam eden gelişmelerle, nihayet Kara Kuvvetleri kuruluş gününün 28 Haziran şeklinde berdevam olmasına rağmen, kuruluş yılının ise, Milattan Önce 209'a çekilmesi benimsenmiş oldu.

Bu tarih, 2005'ten itibaren teşkilâtın brövesine de dahil edilmiş oldu.

28.06.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (27.06.2008) - Cemil Meriç, Said Nursî'yi anlatıyor (3)

  (26.06.2008) - Cemil Meriç, Said Nursî'yi anlatıyor (2)

  (25.06.2008) - Cemil Meriç, Said Nursî'yi anlatıyor (1)

  (24.06.2008) - Saçmalama özgürlüğü

  (23.06.2008) - Fare ile yılan birbirini dengeliyor

  (21.06.2008) - Kuşlar ve böcekler

  (19.06.2008) - Toptan moral bozma taktikleri

  (18.06.2008) - Tavuk itlâfından kene istilâsına

  (17.06.2008) - Düşünce kalpazanları

  (16.06.2008) - Bir halk kahramanı olarak Yörük Ali Efe

 
GAZETE 1.SAYFA
Download

Gezi Eki Pdf

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

© Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır