"Gerçekten" haber verir 30 Aralık 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi

adresine bekliyoruz.

 

Ahmet DURSUN

Bir Noel Arefesi yahut modern cahiliye



Klâsik İslâm kaynaklarında İslâm dininin Hz. Peygamber (asm) tarafından açıklandığı andan önceki zamana ve bu zamandaki Arabistan’a genel olarak “Cahiliye Dönemi” denir.

Her ne kadar cahiliye kavramı tarihî bir dönem için kullanılsa da bu kavramın içerdiği anlam itibariyle işaret ettiği asırlar ötesi izlerini de görmek gerekir. Cahiliye dönemini değerlendirirken onu tarihin ötesinde kalmış vahşet ve bedeviyete dayalı hikâyevî kurgulamalarmış gibi algılamamak gerekir. Bu kavram ışığında günümüz dünyasını değerlendirirken, ‘cahiliye’nin her asra bakan işaretlerini görmek ve küfür alâmeti olarak değerlendirilebilecek bu işaretlerden sakınmanın yollarını aramak her mü’min için dikkat edilmesi gereken bir husus olmalıdır. Zira, buradaki cahiliye kavramı bilgisizlik anlamında kullanılmamıştır. Daha geniş ve genel anlamıyla cahiliye, İlâhî hakikatlerden uzaklaşma, tevhidî anlayışı ve yaşayışı terk etme, tevhid hakikatinin temel eksenini reddetme gibi anlamları taşımaktadır. Şüphesiz cahiliye, insanın ve insanlığın şirazeden çıktığı vahşet ve bedeviyet dönemidir; ancak günümüz dünyasında insanlıkla bağdaştırılamayacak çığırından çıkışlar, insanlığın cahiliye devriyle hâlâ imtihanda olduğu gerçeğini bizlere hatırlatmaktadır.

Şüphesiz cehalet; her asrın büyük düşmanıdır. Cehalet; gerçeği görememe, görmezlikten gelme, hakkı tanımama, tanıyanları da tanımama, Tevhid’i çiğneme, Vahdet’e karşı çıkma, aydınlıkla inatlaşma gibi çeşitli şekillerde tezahür eden ebedî hasımdır. İnançsızlığın ve inançsızlığı içinde barındıran bütün cereyanların kendisinden beslendiği, insanı ahsen-i takvimden esfel-i sâfilîne atan korkunç düşmandır ve toplumları insanlık çizgisinden çıkartarak vahşileştiren ve ebediyen bataklıklara ve karanlıklara mahkûm eden uğursuz eldir. Bunlarla birlikte cahiliye; insanın kul olduğunu unutarak Yaratıcı ile ilişkilerini yaralaması, Allah’ı (cc) gereği gibi tanıyamaması, aciz bir varlık olduğu gerçeğinden uzaklaşarak firavunlaşması, nefs-i emmâresine mahkûm olması, lâtife-i Rabbaniye denilen duygularını İlâhî hakikatlere göre anlamlandırabilme ve yönlendirebilme görevinden uzaklaşmasıdır. Bu sebeple ‘Cahiliye Dönemi’nin somut olarak ortaya koyduğu hâl-ifade ve kavramları nisyana mahkûm etmek, bunları tarihin karanlıklarına gömülmüş çirkin olaylarmış gibi düşünmek bizler için büyük yanılgıların ve tehlikelerin başlangıcı olabilir. Hakikaten, İslâmın gelişinden önceki dönemde yaşayan müşrikler, Allah’a isyan etmiş, onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel, cahilce ve çoğu kez de vahşîce bir hayat sürüyorlardı. Cahiliye döneminin putperestlik, kızları diri diri toprağa gömme, ahlâksızlık, adaletsizlik, zayıfı ezme, mazlûma zulmetme… gibi temel özelliklerinin modern dünyanın da ayırt edici özelliklerinden olduğunu söyleyebilmiş olmak son derece düşündürücü bir durum değil midir?

Meselâ putperestlik; farklı şekillerde de olsa çıkar ilişkilerine dayalı sistemlerin her zaman buldukları bir yöntemdir. Her çağ kendi anlayışına uygun putlar üretir, bu putlar da mabudlarını… Bunlardan yola çıkarak günümüzde de çeşitli boyutlarıyla cahiliye dönemini andıran inanç, tavır ve hareketlerin olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde herhangi bir şahıs, fikir ve ideolojiyi putlaştırma düşüncesi ya da buna yönelik hâl ve hareketleri de cahiliye dönemi âdetlerinden saymak ve bunları cahiliye olarak nitelendirmek gerekir. Cahiliye döneminin taştan putlarının yerini modern çağ insanının zihninde putlaştırdığı fikirler, kutsallık izafe ettiği sistemler, kurumlar ya da şahıslar almıştır. Bunlar etrafında inkârcılık fikirleri yayılır, bunlarla çıkarlar korunur, rant devam ettirilir, makam ve mevkiye dayalı saltanatlar devam eder, cahiliye dönemini bile mumla aratacak ahlâk ve din dışı hayatlar sergilenir. Böylece modern kölecikler haline getirilen modern çağ insanı da varlığını sorgulamadan cinnet derecesine varabilecek çılgınlıklar içinde putperestlere yakışır bir hayatı sürer gider.

Cahiliye döneminde her alanda kendini gösteren ahlâkî bozulma ve çöküşün izleri, hevâ ve heveslerin tatminine yönelik bir hayat tarzı, ferdi ve toplumsal hayatı her yönüyle yozlaştıran her türlü fuhşiyât günümüzün de en büyük problemi değil midir? Zulüm, o karanlık devrin karakteristik özelliklerindendir de, o devirlere rahmet okutturacak tarzda vahşet örneklerinin Irak ve Filistin’de olduğu gibi günümüzde de sergilenmesi neyin işaretidir?

İçki içmenin, kumar oynamanın bir övünç kaynağı olduğu ‘cahiliye’nin bu alandaki övüncünü bine katlayacak günümüzün çağdaş azgınlığına ne demeli? Şüphesiz bu ahlâk dışı yaşayışın günümüze bakan birçok yönü vardır. Modernitenin çağdaşlık dayatmasıyla kadınları günümüzde de bir meta haline getirmesi, bununla fuhşun yaygınlaştırılması dikkat edilmesi gereken hususlardandır. Bundan başka, ekonomik krizlerle sarsılan dünyamızın bu krizlere yol açan sebepleri arasında tefecilik gibi cahiliye âdetlerinin olmadığını savunabilir miyiz? Meselâ; Bediüzzaman’ın “Sen çalış ben yiyeyim” şeklinde kavramlaştırdığı faizciliğin “modern tefecilik” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Özetle insanlık her asırda “cahiliye” bataklığına saplanma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu tehlikeyle devamlı yüz yüze kalan insanlık için kendisini kurtuluşa erdirecek, selâmet sahillerine huzurlu bir şekilde ulaştıracak rehber bellidir.

Kızıma, Müslümanların “noel” kutlamaları yapamayacağını anlatamadığım bir dönemin içindeyiz. Zira kızım, arkadaşlarının da Müslüman olduğunu; ama onların yılbaşı kutlaması yapacaklarını söylüyordu bana. Müslüman ülkemin Müslüman insanlarının yılbaşı tepinmelerine hazırlandığı, dünyanın krizlerle sarsıldığı bir ortamda İsrail’in Gazze’deki katliâmı ve İslâm âleminin umursamaz ya da çaresiz tavrı hangi dönemin insanları olduğumuzu açıkça gözler önüne seriyor aslında. Ne diyelim; bizi selâmet sahillerine ulaşanlardan eyle Ya Rabbi!

30.12.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (23.12.2008) - BEDİÜZZAMAN OLMADAN ASLA

  (16.12.2008) - Kapitalizm sonrası

  (09.12.2008) - Kime kurban olmalı?

  (02.12.2008) - Tarafsız değilim

  (25.11.2008) - Öğretmenler odası

  (18.11.2008) - Hastayım

  (11.11.2008) - Bir Obama'mız bile yok

  (04.11.2008) - UTANIYORUM DEVLET BABA!

  (28.10.2008) - Cumhuriyet projesine eleştirel bir yaklaşım

  (14.10.2008) - Durdurun dünyayı, inecek var

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  H. Hüseyin KEMAL

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Sitemizle ilgili görüş ve önerileriniz için adresimiz:
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır