27 Eylül 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Yasemin YAŞAR

Kalbe konan bir dünya, insanı insaniyetten etmektedir


A+ | A-

Bizler dünlerde yaşanan kültür ve değerlerin meyveleri, yarınki kuşaklar da şimdilerde bizim oluşturduğumuz atmosferin çocukları ve meyveleri olacaklardır.

Hâl-i hazırdaki insanları kasıp kavuran bencillik girdabı, mânâ köklerine saldırıp geçmişle bağı koparmaya çalışan zındık politikaları mânevî değerlerimize yabancılaşmayı netice vermiştir. Üstelik hâli yaşayan bu asır insanı, kendisini alıp götüren, insanlıktan uzaklaştıran girdapların içinde akibetten habersiz yaşayıp gitmektedir.

Zamane insanının ne geçmiş değerlerini hatırlayıp gayrete geleceği vakti var, ne de istikbal hülyalarına dalıp nesl-i âtiyi düşünecek vakti. Mazi ve istikbal ortasında sıkışmış bir nesil.

Bu, şeytanî bir plandır. Çünkü, şeytan ve şeytanın takipçilerinin yaptıkları en büyük tahrip bu olmuştur. Geçmiş ve gelecekle bağı kopararak, insanı nefsin elinde, anlık lezzetlerin peşinde hayvanî bir yaşayışa iterek, insanlıktan sukût ettirmektir. Böylelikle günahlar, hatalar, beden ve cismin güdümünde yaşama gibi bayağılıklar ile insan, insaniyetten istifâ ettirilmiştir.

‘Bütün kötülüklerin başı dünya sevgisidir’ ihtarına kulak asanlar, sadece ehl-i dünya olanlar değildir. Bugün, kendini dindar olarak tanımlayanlar bile maalesef bu dünyevîleşme mikrobundan etkilenmişlerdir.

İçtimâî hayatın içinde bulunan dindar insan, dış dünyanın çekiciliği ile öğrendiği ve inandığı değerler arasında gelgitler yaşamaya başlamıştır. Davranışlarıyla düşünceleri arasında, kalbiyle aklı arasında, nefsiyle vicdanı arasında sürekli bir tercih yapmak durumunda bırakılmıştır.

Kendini dindar olarak tanımlayan bir kısım insanlar, nefsin tuzağına düşmüş ve inandığı değerlerden bir bir vazgeçmeye başlamıştır. Böyle insanlar ilk zamanlarda kalbi, vicdanı ve düşüncelerinin temizliğinden dem vurur ve önemli olanın bunlar olduğunu savunur. Sonra, yavaş yavaş nefsini avukat gibi savunmaya, günahlarına kılıflar bulmaya, verdiği tavizleri meşrûlaştırmaya çalışır. Artık, aklı cerbezede kullanıp, sınırı çoktan aşmış ve hikmeti kaybetmiştir. Ve buna bağlı çalışan şehvet ve gadap da ifrat muhitlerde gezmeye başlamıştır. Oysa insan, terakkî ederek, ahsenü’l-takvime giden bir suudla mükelleftir.

Şeytanın öyle tuzakları vardır ki, hak dâvâda yürüyen hizmet erlerine de çeşitli oyunlar oynar. En başta havf ve recâ çizgisini kaybettirerek, inançtan kötülüğe pencereler açtırır. Artık böyle bir insan hak dâvâsında batıl vesileler kullanan, Müslümanca vasıflardan uzaklaşıp, kâfirce tavırlar taşıyan bir hale gelir.

Artık böyle insanlarda, hak dâvâsı için her yolu mübah gören bir anlayış hâkim olur ve böyle bir inanca sahip olduğu için üstün olacağını bile düşünür.

Oysa dindarlık, davranışlarla belli olur. Dâvâ için para kazanmak, kariyer yapmak, makam-mevki sahibi olmak niyeti ile yola çıkanlar, çıktıkları niyete geri dönmeden, sıradanlaşıp, yoldan çıkarlar. Çünkü hayatın her anı sorgulanmaya tabi tutulmalıdır. Havf ve reca çizgisinden bir an bile inhiraf, insanı sukûta götürebilir.

Dindar olmak demek, amacın ve aracın doğru tesbiti, hakka giden yolun meşrûiyetindeki titizlik ve bu yolda giderken Müslim vasıflarla vasıflanmak gerekliliğini bilmektir. Bir an bile bu sorgulama yapılmadan, öylesine yaşanan her an, insanı esfel-i sâfilîn çukurlarına düşürebilir.

Gerçek dindar, aynı zamanda en yüksek ahlâka sahip olan insandır. Ahlâk da; ruhun yüksekliğinden doğan yüksek davranışlar husûle gelmesidir.

Hâsılı, dünyaya bağlı olan bir kalbin, araç ve amaçları karışmıştır. Faniliği, ruhunun en ücrâ köşelerinde hissetmeyen ve dünyanın faniliğine güya dâvâsı adına bağlanan bir insan nasıl dindar olabilir? Kalbe konan bir dünya, insanı insaniyetten etmektedir.

27.09.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (13.09.2009) - Kürt değil, Türk açılımı

  (06.09.2009) - Ramazan ve akl-ı muad (mead)

  (30.08.2009) - Davranış ve duygunun ölçü ve ayar zamanı-2

  (23.08.2009) - Davranış ve duygunun ölçü ve ayar zamanı

  (16.08.2009) - İnsanlığın ihtiyaç duyduğu eğitim modeli: Resûlullah’ın (asm) terbiye metodu

  (09.08.2009) - Dinin elinde eriyen nefis, ya da nefsin elinde eriyen din

  (02.08.2009) - Büyük dâvâlar, ciddî insanların omuzlarında büyür

  (26.07.2009) - Kibir, Rabbi unutma alâmetidir

  (19.07.2009) - Yeniden örtünelim

  (12.07.2009) - Nur talebelerinin iki mühim vazifesi:

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nurullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.