"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ankara’nın “AB projesi”nde çöküş çıkmazı

Cevher İLHAN
03 Haziran 2019, Pazartesi 00:17
İstanbul Belediyesi seçimlerinin iptaliyle yeniden alevlenen siyasî arenada Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin AB’ye katılımı yıllık raporunda, üyelik müzâkerelerinin durma noktasına geldiği vartada Ankara’nın “AB projesi”ndeki çöküşün üzerinde durulmadı.

9 Mayıs “Avrupa günü”nde “AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı, Türkiye’nin AB’ye ihtiyacından daha fazladır” diyen Cumhurbaşkanı, hâlâ AB’yi hırsları için istismar edenlere kesinlikle boyun eğmeyeceğiz” diye toptan suçluyor; hâlâ “AB ile kapsamlı yol haritasını belirleyeceğiz” diyor.

Oysa AB raporunda öncelikle, temel hak ve hürriyetler, adâlet, içişleri, ekonomi gibi alanlarda Türkiye’nin AB müktesebatından uzaklaştığına dikkat çekiliyor. “Türkiye’de hâkim ve savcıların üzerindeki siyasî baskının” yargı bağımsızlığını olumsuz etkilediği, devlet yardımlarının şeffaflığında hiçbir ilerlemenin kaydedilmediği, yargı sisteminde ciddî geriye gidildiği eleştirileri yineleniyor.

Keza Türkiye’de temel hak ve hürriyetlerin, insan hakları ihlâllerinin derinleştiği, özellikle ifâde ve basın hürriyetinin kısıtlandığını tesbitleri yapılıyor. İlk kez Türkiye ekonomisinde ciddî geriye gidişin devam ettiği ve hükûmetin müdahalesiyle piyasa ekonomisinin işleyişine dair endişelerin derinleştiği, ekonomi kurumlarının bağımsızlığına ilişkin endişelerinin arttığı bildiriliyor.

Bundandır ki Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden sorumlu üyesi Hahn, birçok alanda “geriye gidildiği”ni söyleyerek, müzâkere sürecinde hiçbir faslın açılmasının öngörülmediğini açıklıyor.

“TEK ŞAHIS OTORİTESİ”

Aslında Türkiye’nin AB için stratejik öneme sahip bir ülke olduğunun rapordaki genel değerlendirmede, bugüne kadar müzâkereye açılmış 16 başlığın 10’unda bir önceki yıla oranla ilerleme kaydedilmemesi, Ankara’nın “AB projesi”ni ne denli boşladığını gösteriyor.

Bu arada YSK’nın İstanbul seçimlerinin iptaline ilişkin “gerekçeli karar”ın “ikna edici olmadığı” ve AB’deki hukukî uygulamalar ile bağdaşmadığının ifâde edilmesi, seçim sürecinin AB mercilerince de önemle tâkip edildiğini ve YSK’ya baskı ve dayatmaların eleştirildiğini ele veriyor.

Belli ki AB ile ilişkilerin âdeta sürüncemede bırakılmasına ve onca ayak sürümelere rağmen, her fırsatta Türkiye’nin AB’nin önemli bir ortağı ve aday ülkesi olduğunu nazara verip, mutlaka AB’de olmasını isteyen merciler, Türkiye ile “ortaklık ve dostluk” perspektiflerini sürdürüyorlar.

Ne var ki AKP iktidarında Ankara’nın hâlâ ABD endeksli “AB karşıtlığı” tavrı Türkiye’yi gittikçe AB’den uzaklaştırıyor. Özellikle “tek şahıs otoritesi”yle yürütmenin yanı sıra yasamanın da âdeta Saray’a bağlanması, “tek başına kararnâmeler”le millet irâdesinin temsilcisi “yasama faaliyetleri”nin gasbı ve denetim işlevinin ortadan kaldırılmasıyla parlamenter sistemin tasfiye edilmiş.

Yine parti başkanı Cumhurbaşkanı’nın Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile yüksek yargı üyelerinin önemli bir kısmını tek başına ataması ile yargının da partili Cumhurbaşkanının uhdesine verilmesiyle yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ortadan kaldırılmış.

Bu açıdan, raporda “Türkiye’de, hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda ciddî bir kayma yaşanıyor, yürürlüğe girmesiyle ortaya çıkarılan yeni siyasi sistemdeki etkili kontrol ve dengelerin zayıflatılmasıyla Türkiye AB’den uzaklaşmaya devam etmiştir” analizi çarpıcı.

“AB VE TÜRKİYE KARŞITLARI”NA KARŞI

Gerçek şu ki, AB yasalarını ve bütçesini hazırlayan ve siyasî mekanizmalarını belirleyen Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 28 ülkeden 751 üyenin belirlendiği seçimlerde, “merkez sağ”-“merkez sol” Hıristiyan ve Sosyal Demokratların üye sayısının düşüp, AB karşıtı “aşırı milliyetçi - ırkçı partiler”in üyeliklerinin artması, “AB’yi içeriden çökertme plânı”nın açık bir operasyonunun olmuştur.

Yabancı ve göçmen düşmanı, İslâm dünyası karşıtı marjinal grupların ağırlıklarının artmasıyla, Avrupa’nın yakılıp yıkıldığı İkinci Dünya Savaşı’ndan alınan dersle “siyasî barış ve ekonomik işbirliği” temelinde kurulan “Demokratik Avrupa Birleşik Devletleri” projesine kastedilmektedir.

Demokratik ülkelerin, demokrasi, barış, refah ve kalkınma işbirliği yerine, demokratik değerleri hiçe sayan savaş öncesi “ulus devletler” kapalılığına ve katılığına avdetle Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan “Müslüman karşıtı” çıkarcı ve çatışmacı Avrupa’ya kayan kırılgan zemin hazırlanaktadır.

Bunun içindir ki, Ankara’nın biran evvel “AB projesi”ndeki çöküş çıkmazından kurtulması, Türkiye’yi istemeyen “AB içindeki AB karşıtları”nın eline kozlar vermekten kaçınması, Türkiye’nin AB üyeliğine taraftar demokratik dost mahfillerin elini kuvvetlendiresi gerekiyor. 

Bu ise sistemli demokratikleşmeyle, temel hak ve hürriyetlerle basın ve ifâde hürriyetinin hukukun üstünlüğüyle yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının hayata geçirilmesiyle olur; başka da olamaz…

Okunma Sayısı: 1448
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı