"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seçimin yenilenmesi anaforu...

Cevher İLHAN
20 Haziran 2019, Perşembe
İstanbul seçimlerine üç gün kala hâlâ YSK’nin seçimi iptal gerekçeleri tartışılırken, “iktidar cephesi”nde 31 Mart öncesinin tam tersine söylemler bir defa daha gerçeği ele veriyor.

Tekrarlanan seçimde de devletin araç ve kanallarının hoyratça istimaline devam edilmes ve kayyıma devredilen İstanbul Belediyesi ile ilçe belediyelerinin imkân ve personelinin fütûrsuzca kullanılmasıyla devletin yeniden seçime müdahalesi çarpıklığı bütün ağırlığıyla dayatılıyor.  

Keza bayramdan sonra mahalle mahalle miting yapacağı bildirilen Cumhurbaşkanının salon toplantılarıyla yetinmesi ve daha önce iktidar partisi adayının fotoğrafının yanında yer alan Cumhurbaşkanı’nın fotoğraflarının çıkarılması, “beklenen” yenilgiye karşı “kaybettiği” algısından kurtulmak ve “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”ni kotarmak olarak yorumlanırken, yeniden sahaya inmesi ve siyasi rakiplerini ayrıştırıcı, tahkir edici, kırıcı, kutuplaştırıcı sert söylemlere dönmesi ile gözlenen zikzaklı “strateji değişiklikleri” iktidar cephesinin ne denli zorda olduğunu gösteriyor.

“DEFOLSUNLAR!”DAN KÜRDİSTAN”A…

Öncelikle YSK’nın “kanuna aykırı oluşturulduğu”nu belirttiği, seçimin iptaline gerekçe gösterip suçladığı,  haklarında soruşturma açıldığını bildirdiği sandık kurullarına yeniden görev vermesi bir başka yaman çelişki olurken, devletin seçime müdahalesi, Türkiye’nin uluslararası itibarını ve demokrasiyi zedeliyor; YSK’nin bağımsız ve tarafsız bir seçim yapacağına olan güveni yok ediyor.

Yine YSK’nın topu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na atıp konunun birkaç hâkime soruşturma açılmasıyla geçiştirilmesi bir diğer garabet olarak kayıtlara geçerken, siyasi iktidarın bir dizi dayatmayla haksızca ve zorla rövanş almak için yeniden seçimi dayattığını ortaya koyuyor.         

Ancak en büyük çelişki, 31 Mart öncesinde başta AKP Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı’nın “millet ittifakı”nı “zillet” ve “illet” olarak karalamasına, sırf HDP’ye oy vermiş vatandaşların oylarını alma ihtimaline binâen “millet ittifakı” partilerini ve muhalefet rakiplerini “teröre destek,” “terörle işbirliği”, “teröristlik” ve hatta “hıyânet”le tahkir etmesine mukabil, 31 Mart’tan sonra “Türkiye’nin en büyük sorunu” dedikleri “beka sorunu”ndan tek kelime bahsetmemeleri.

Evvelce “Türkiye’de ‘Kürdistan’ yoktur, ‘Kürdistan’ diyenler Kuzey Irak’taki Kürdistan’a defolsunlar!” denilirken, iktidar adayının bayramda gittiği Diyarbakır’da “Kürdistan” tâbirini kullanması ve “Pe Ke Ke” hecelerini telaffuz etmesi.

Bu arada din, dinî değerler ve mekânlar istismar edildi, cami açılışlarında parti propagandası yapıldı. Ramazan’da iftar programları tam bir seçim propagandası arenasına dönüştürüldü. Okula, adliyeye, kışlaya sokulan siyaset camiye de sokuldu. Camiler, mihraplar, minberler bir siyasi partinin propaganda alanları haline getirildi. Dini açıdan fevkalâde mahzurlu ifâdelerle AKP adaylarına destek istendi.   

Bediüzzaman’ın beyânıyla “Siyasetçilik taraftarlığıyla umûmun mâl-i mukaddesi (mukaddes ortak değeri) olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslektaşlarına (partisine, partililerine) daha ziyade has göstermekle, kavi (kuvvetli) bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla (dini) nazardan düşürmek” cinâyeti işlendi. (Sünûhat, 65-67)

Bu vetirede özellikle İstanbul’da etkili olabileceği düşünülen bazı hocalara - melelere “hayır yaparsınız!” diye on milyonlarca lirayı bulan para verildiği haberleri çıktı.

YİNE TÜRKİYE’YE KAYBETTİRİLDİ…

YSK’nın siyasi baskı altında aldığı  ve “gerekçeli kararı”nda bir türlü izâh ve kamuoyunu ikna edemediği kararla dayatılan 23 Haziran seçimleri sürecinde Yunanistan 18 ada ile 100’den fazla kayalığı işgal edip önemli bir kısmını silâhlandırır ve buna karşı hiçbir şey yapılmazken, “millet ittifakı” adayının “Pontus Rum’ - ‘Yunan” olduğunu imâya varan vahim yakıştırmalarla hakâretâmiz söylemler savruldu.

Neticede, propagandanın tamamen polemiklere boğdurulduğu vartada “iktidar savaşları” uğruna bölücü, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı “menfi siyaset”le insaf, vicdan, hak, hukuk ve adâlet berhava edildi. “Tek adam rejimi”nin ne denli tahrip edici olduğu ve Türkiye’ye kaybettirdiği bir defa daha ortaya çıktı.

Yazık değil mi bu ülkeye ve insanına… 

Okunma Sayısı: 1479
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı