"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Küçük ilk adımlarla dünyayı etkilediler

23 Mayıs 2019, Perşembe 00:36
Bediüzzaman Said Nursî, Adnan Menderes, Malcolm X, Nelson Mandela, Muhammed Ali, Mustafa Akad, Mohamed Ali Raswan, Maurice Jarre vb. birçok isim, ‘Kelebek etkisi’ yapan küçük ilk adımlarla büyük neticeler ulaştılar.

DİZİ - 1: KELEBEK ETKİSİ

Dr. Aytekin Coşkun

***

Kelebek Etkisi, 

Himmetini Millete Adamak,

İşine Adamak, Sanatına adamak, 

Müziğine Adamak,

Hayatına Adamak, Sporuna Adamak,

İlk olarak Kelebek Etkisi’nin ne olduğunu bilmemiz gerekmekte. Kelebek Etkisi; bir sistemin başlangıç verilerindeki (1/1000) binde bir oranındaki değişikliğin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. Kelebek Etkisi’ni günlük hayata uyarladığımızda şu özlü söz akla gelir: ”Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir bölüğü, bir bölük de bir ülkeyi kurtarır.” Yani hayatta gerçekleşen her durum, her söylem, yapılan en küçük bir eylem çok değerlidir. Küçük gibi görünen bu durumlar, etkileri ve başlattıkları olaylar göz önüne alındığında bambaşka bir hale dönüşebilirler. Adeta bir ormanı yakan küçük bir kıvılcım nasıl etki ederse işte “Kelebek Etkisi’’ de buna benzeyen bir olaylar bütünüdür. Amacımız, “Kelebek Etkisi’’nin pozitif manada hayatımıza olan katkılarının net anlaşılmasını ortaya koymak adınadır. 

Kelebek Etkisi’ni Edward N. Lorens bulmuştur. Kaos Teorisi’ne dair çalışmalar yaparken, hava durumuyla ilgili verdiği örnekle bir anda ünlenir. Lorenz 1963’lerde hava durumuyla ilgili bir hesaplama yaparken, ilk olarak 0,506127 sayısını olayın başlangıç değeri olarak ele alırken, ikinci hesaplamasın da 0,506000 değerini başlangıç kabul eder. Yani iki sayı arasında binde bir oranında bir farklılık vardır. Bu fark bir kelebeğin bir kez kanat çırpmasının oluşturduğu rüzgâr ve zamanla aynı ihtimali ifade etmesinden dolayı bu ismi alır. 

Ancak bu binde birlik ve çok küçük farka rağmen, sürecin sonuna ulaşıldığında ise çok farklı bir durum ortaya çıkar. Sayılar birbirine çok yakın olmasına rağmen, sonuçlar çok ciddî farklılıklar gösterir. Dünyanın bir ucundaki kelebeğin kanat çırpınışının meydana getirdiği rüzgârın, dünyanın başka bir bölgesinde kasırgaya dönüşmesi anlamına gelir ki, hava durumu tahmininde keşfedilen bu etki, tahminlerin ötesinde çok farklı değişiklikleri ortaya çıkarması ile de bir anda gündeme oturur. 

Amacımız, Bediüzzaman’ın ’’Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir’’ sözünü, hayatına tatbik eden ve yaşayan efsaneleri aktarırken, hayatları boyunca oluşturdukları “Kelebek Etkisi”ni hatıralarla gündeme taşımaktır.

Çıkış noktamız da tek başına bir millet olabilmenin vardığı yeri görebilmek ve ona nasıl ulaşılır noktasında fikir yürütebilmekti. Bu noktada tarihe adını yazdıran, tarihe mal olmuş ve özellikle inandıkları dâvâ olan, İslâm’ın tanınması noktasında hizmet etmiş şahısların hayatlarına kısacıkta olsa değinerek başlamak istedik. 

Öncelikle bu şahısların hayatlarına kısaca göz atarak Kelebek Etkisi’ni daha iyi anlayabilelim. Her biri bir kıt’ada hayat sürmüş ve oluşturdukları “Kelebek Etkisi’’nin yıllarca devam etmesi önemlidir. Birbirilerinden bağımsız ve habersiz oldukları halde her zaman ve zeminde bu yol üzere olmaları dikkat çekicidir. Açtıkları bu yolda birçok insanın yürüyor olması ise en önemli kazanımlarıdır. 

- Tavır, konuşma ve davranışları ile hayata anlam kazandıranlar,

- Filmleri, müzikleri, futbolları ile hizmet ederek kitlelere örnek olanlar,

- Temsil ettikleri dâvâlarına sahiplenmeleriyle, eserleri ile kendisinden sonra gelen nesli temsil edenler,

TARİHE MAL OLMAK

Aslında bu sınıflama zihinlerde bazı manaları bir yere oturtmak ve anlam kazandırmak için yapılmıştır. Yaşadıkları zaman diliminde gündem olmuş birçok kişiyi, kuruluşu ve zamanın yönetimlerini dahi karşılarına alarak, tek başlarına inandıkları dâvâ üzerine yürümeleri, İslâm’a hizmet ederek, kazanımlar sağlamaları ana temadır. Bu tavır, davranış ve sözlerin “Kelebek Etkisi’’ oluşturarak tarihe mal olması, bu insanları tanımamızı ve hayatımıza ışık olabilecek dersler çıkartmamızı bizlere göstermektedir. Onların hayalen de olsa yanlarında olmak, empati kurabilmek ve biz nerede duruyoruz? sorusuna cevap verebilmek adına dünyada popüler olmuş ve akıllarda yer etmiş, bilinen bu şahısları yazmak gayemizdi. 

Bediüzzaman Said Nursî, Adnan Menderes, Malcolm X, Nelson Mandela, Muhammed Ali, Mustafa Akad, Mohamed Ali Raswan, Maurice Jarre vb. birçok isim, hayatları boyunca koydukları ortak tavır ile karşımıza çıkmışlardı. En önemli özellikleri, fikirlerini tek başlarına çekinmeden savunmalarıdır. Söylediklerinin anlaşılmasına kadar toplum içinde itilip kakılmaları bile onları dâvâlarından zerre kadar uzaklaştırmamış, dimdik ve sabırla yola devam etmişlerdir. “Kelebek Etkisi’’ ile fikirleri, tavırları, söylemleri zamanla bütün dünyaya yayılmış, eserleri ve sevenleri hızla artmıştır. Burada ilk sırada anlatmaya çalışacağımız Said Nursî Hazretleri olacaktır. Aslında bu dâvâ adamının açtığı yolda, dünya çapında sayıları yüz binlerle ifade edilen ve kelebek etkisini devam ettiren birçok insanın var olması ve birbirlerinden habersiz, birbirlerinin dâvâlarına hizmet etmiş olmaları çok önemlidir. 

Bu sürecin bütün insanlığı ilgilendirdiğini düşündüğüm, son yüzyılın sıfır noktası olarak da değerlendirdiğim bir hadise ile Kelebek Etkisi ya da geleceğin gençliğinin kurtuluşunda tam bir etkinin, bir İngiliz Bakanının Kur’ân’ı eline alarak söylediği sözlere dayanarak başladığını ifade etmeliyim. 

Gelin hadiseyi hatırlayalım:

Said Nursî, altmış beş sene evvel Van’da Vali Tahir Paşa’nın yanında iken okuduğu bir gazetede, İngiliz Müstemlekât Nazırının (Lord Gladstone) İngiliz Meclis-i Meb’usanı’nda elinde Kur’ân’ı göstererek, “Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız” sözü üzerine, ruhunda bir feveran ve nihayetsiz bir gayret uyanır. Buraya çok dikkat edelim, yazımızın ana fikri burada saklı, Said Nursî’ye kulak verelim...

Kur’ân’ın bir mu’cize olduğunu ispat ederek her tarafa neşretmek ister, buna katî karar verir. Van’da bulunduğu on beş sene müddette hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi, âlem-i İslâm’ın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder. Bediüzzaman, daha genç yaşında görünen müstesna zekâ ve ilmi, sair emsallerinin fevkinde ayrıca kendisine hikmet-i Kur’âniye ilminin talim ettirilmesi onu daha da özel kılmıştır. Bu özellikleri ile asr-ı hâzırın ihtiyacını karşılayacak, ilmî ve edebî bilgisinin, bütün dünyaya Kur’ân’ın mu’cize olduğunu ispat edecek, herkesi ikna edebilecek bir kabiliyet, metanet, emel ve fedakârlık taşıyor olması önemlidir. Maddî hiçbir kuvvete sahip olmadığı halde, Bediüzzaman’ın çekirdek-misal hayatı ve hizmetiyle tarihin en dehşetli bir devrinde görev yüklenmiştir. Hem Anadolu, hem âlem-i İslâm, hem dünyanın her tarafında manevî, küllî ve cihanşümul bir inkişafı başlatması, bir kudret-i mutlaka ve istihdam-ı İlâhî ve sevk-i Rabbanî ile olduğu akla ve kalbe görünür. Bu da kelebek etkisinin ta kendisidir. Gördüğü rüyayı anlatırken, “Eski Harb-i Umumîde ve daha evvellerinde bir vâkıa-i sâdıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı’nın altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti; dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. 

Dedim: “Ana, korkma. Cenâb-ı Hakk’ın emridir. O hem rahîmdir, hem Hakîmdir. Birden, o hâlette iken baktım ki, mühim bir zât bana âmirane diyor ki: “İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan et.”

“Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’ân’a hücum edilecek; i’câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’câzın bir nev’ini, şu zamanda izharına—haddimin fevkinde olarak—benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.”

İngiliz Meclis-i Meb’usanı’nda Müstemlekât Nazırının, elinde Kur’ân-ı Kerîmi göstererek, “Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız” hitabı üzerine, Bediüzzaman’da târifi mümkün olmayan bir tesir uyandırmıştır. İstidadı şimşek gibi, duyguları, bütün letâifi uyanık, ilim, irfan, ihlâs, cesaret ve şecaat gibi harika inayet ve seciyelere mazhar olan Bediüzzaman, bu havadis üzerine, şu tarihî konuşmayı yaparken, işin özü olan ve bizim anlatmaya çalıştığımız “Kelebek Etkisi’’ni o gün sanki o an başlatmıştır aslında. Kader de bu yönde fetva vermiştir.

“Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diye kuvvetli bir niyet ruhunda uyanmıştır ve bu düşüncesi hayatı boyunca hedefi olmuştur. 

Anadolu’nun bağrında ilk kelebek etkisi başlamıştır. İlk meşale burada ateşlenmiştir. Ama dünya döndükçe bu etkiye katılanlarla beraber bu etkiyi oluşturmaya çalışanlar da giderek artmaktadır. Ama asıl başlangıç Anadolu’dan, İslâm memleketinden başlamış olmasıdır. 

Bu düşüncemi tetikleyen emareler ise şunlardır:

- Mekke’de de olsam Anadolu’ya gelecektim, sözü,  

- İstanbul’un fethinin Peygamberimiz (asm) tarafından müjdelenmesi,

- Bizzat Peygamberimizin (asm) devesinin serbest bırakılarak izn-i İlâhî dairesinde Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretleri’nin evinin önünde çökmesi ve “Peygamberimizi (asm) ağırlayan, misafir eden sahabe-i güzinden olan, Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin İstanbul’da olması, aslında kelebek etkisinin Anadolu’dan ve İstanbul’dan olmasında kaderin bir rolü ve cilvesi olduğu apaçık ortadadır. Bütün bu düşüncelerle etki bırakanlara bakalım. 

Burada küçük bir haşiye; kendi hayatım ve bu günlere taşınan bir yapımızın, aslında bizim ailede de “Kelebek Etkisi’’ tarzında devam ettiğini müşahede etmek oldu. Babam rahmetlik, anneme “Ben 46 Demokratıyım’’ dermiş, annemde bana bak oğlum ‘’Bizim babandan beri devam eden ‘46 Demokrat Ruhumuz’ var, sakın başka yola sapma, dünyada bir ben kalsam yine de babanın yolundan dönmem derdi.’’ İşte size Kelebek Etkisi. Annem rahmetli oldu, ama bana bıraktığı bu ruhu şimdilerde çocuklarıma aktarıyorum. “46 Demokrat Ruhu’’nu ülkemize mal etmiş olan ve bize miras bırakan kıymetli Menderes’i de burada anmadan geçmek istemedim. 

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1548
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    23.5.2019 01:52:49

    Dessas Ingiliz Gladstone'nin seytani planini unutmamis LOZAN'da masa alti sartnameleri olarak yeni kurulan Türkiye devletinin uluslararasi bazda taninmasina karsilik kullandi ve harfiyyen kabul ettirdi. Cendan kabul edenler de bunu maaliftehar tatbikata koyup kendi yenilikleriymis gibi lanse etti. Kur'an egitimi veren yerler kapanacak. Kur'an alfabesi kaldirilacak. Islam Dininin sembolleri olmus giysiler kaldirilacak, Kur'ana hadim makam Halifelik kaldirilacak vs. Dessas Ingilizin plani karaldan daha kralci uslübla uygulandi.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı