İsrail'in ablukasını kırmak ve Gazze'ye insani yardım ulaştırmak için yol alan Küresel Sumud Filosu aktivistleri, alıkonulmalarının ardından İsrail tarafından gördükleri şiddeti anlattı.
İsrail'in uluslararası sularda saldırarak alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu'nun İrlandalı aktivistleri, Türkiye'ye varışlarının ardından gözaltında yaşadıklarını aktardı.
İrlanda Cumhurbaşkanı Catherine Connolly'nin kardeşi 67 yaşındaki pratisyen hekim Margaret Connolly, Gazze'ye yiyecek, yakıt ve tıbbi yardım teslim etmeyi hedefleyen bir filo olarak uluslararası sularda seyrettiklerini belirtti.
Barışçıl bir misyon üstlendiklerinin ve silahsız olduklarının altını çizen Connolly, şunları söyledi:
"Üç gündür askeri güçler tarafından alıkonuluyorduk. (Üstümde) Sadece bir kazak ve bir süveterim vardı. Daha önce hiç gemi yolculuğu yapmamıştım. Benim için büyük, muazzam bir deneyimdi. Hayatımın beş yıl gibi gelen üç günü."
Yaklaşık 50 kişinin 3 gün boyunca yiyecek ve su olmadan "pis bir konteynerde yan yana uyuduğunu" dile getiren Dr. Connolly, kendilerine sabun ve tuvalet kağıdı dahi verilmediğini ifade etti.

"Tek bir ağrı kesicim bile yoktu"
Son 3 günde yaşadıklarını "barbarca, acımasız ve çirkin" şeklinde nitelendiren Connolly, şunları kaydetti:
"Kalbimden konuşuyorum. Bir ordunun bu kadar çirkin, iğrenç bir kontrolünü hiç görmemiştim. Koşullar korkunçtu. Yaraları temizleyecek hiçbir şey yoktu. Sırtımızda ve organlarımızda sayısız elektroşok yanığı oluştu. Diyabet, tansiyon ve astım ilaçlarım alıkonuldu. Bu yaralanmalar için tek bir ağrı kesicim bile yoktu."

Çıktıkları seferde ulaşmak istedikleri toprakların "binlerce yıldır Filistinlilere ait olduğunu" vurgulayan Dr. Connolly, "Siyonist İsrail devletinin cezasız kalmasına ve hiçbir yanlış yapmamış Filistin milletine bu kadar acımasız davranmasına öfkeliyim. Bebeklerin öldürülmesine, hastanelerin yıkılmasına, kuvözdeki küçük bebeklerin oksijen yetersizliğinden ölmesine nasıl göz yumabilirsiniz? İnsanların kucaklarında çocuklarıyla yaşadığı çadırları nasıl yakabilir?" diye konuştu.

İrlanda hükümetine tepki
İrlanda hükümetinin İsrail yanlısı politikalar izlediğini ve kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söyleyen Connolly, "soykırıma ortak olmakla" itham ettiği hükümet liderlerine yönelik "Yazıklar olsun" ifadesini kullandı.
Connolly, İsrail'den tahliye edilmeleri sürecinde Türk hükümetinden destek gördüklerini anımsatarak Türkiye'ye teşekkür etti.
İrlandalı aktivist Cullen: İyileşeceğiz, evimize döneceğiz ve tekrar deneyeceğiz
İrlandalı aktivist Michael Cullen de uluslararası hukuka uygun ve şiddet içermeyen bir insani yardım misyonu üstlendiklerini ancak İsrail ordusunun "uluslararası sularda ve gün ışığında" bulundukları tekneye "plastik mermi ateşlediğini" ve bu sırada bazı arkadaşlarının vurulduğunu belirtti.
Müdahale sonrası İsrail ordusuna ait hapishane gemisine götürüldüklerini anlatan Cullen, "Çok korkutucu bir durumdu. Vardığımızda hepimiz dövüldük." diyerek, metal konteynerde gecelediklerini söyledi.
Karaya ulaştıklarında İsrail kolluk kuvvetlerince "kadınların dahi dövüldüğünü" aktaran Cullen, şunları söyledi:
"Hiç bu kadar çok insanın çığlık attığını ve ağladığını duymamıştım ve İsraillilerin insanlara acı çektirirken gözlerindeki o sevinci de görmemiştim. Böylesine kötülüğü görmek gerçekten mide bulandırıcı."
Filistin meselesini dünyanın gözü önüne tekrar getirmeyi umduklarını aktaran Cullen, "İyileşeceğiz, evimize döneceğiz ve tekrar deneyeceğiz ancak Filistin halkı medyada yeterince yer almıyor." dedi.
İsrail'in gittikçe daha fazla "cesurlaşarak saldırganlaştığını" kaydeden Cullen, "İsrail hesap vermeli ve dünyadaki her insan İsrail'i adalete teslim etmek için elinden gelenin en iyisini yapmalı." diye konuştu.

Avustralyalı doktor Webb-Pullman: 'İsrail'e hoş geldiniz' diyor ve insanlara vurup onları tekmeliyorlardı
Avustralyalı doktor Webb-Pullman, Filo'ya diğer sağlık çalışanları gibi Gazze'ye insani ve medikal yardım sağlamak için katıldığını söyledi.
Filistin halkına uygulanan "kötü muamele"nin ve özellikle de sağlık hizmetlerine yönelik saldırıların farkında olduğunu belirten Webb-Pullman, "Bu yüzden bu filonun bir parçası olarak acil yardıma muhtaç insanlara tıbbi yardım ulaştırabilmek bizim için çok önemli." ifadesini kullandı.
Webb-Pullman, İsrail'in filoya müdahalesinde "çok agresif" olduğunu, tekneden sert müdahaleyle götürüldüklerini dile getirdi.
Limana götürüldüklerinde ise sürüklenerek indirildiklerini ve stres pozisyonunda tutulduklarını aktaran Webb-Pullman, burada yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
"Bir saatten fazla bekletildik ve bu sırada İsrailli askerler tarafından defalarca milli marş çalındı. (İsrailli askerler) 'İsrail'e hoş geldiniz' diyor ve insanlara vurup onları tekmeliyordu. Orada bulunduğumuz sürede bu davranışları sürdürdüler. Çok onur kırıcıydı."
Webb-Pullman, Filo'daki aktivistlerin dünyanın dört yanından insanlara yardım etmek amacıyla bir araya geldiğinin altını çizerek, "Biz suçlu değiliz." dedi.
İsrail tarafından hiçbir şekilde sağlık hizmetinin sağlanmadığını vurgulayan Webb-Pullman, teknedeki hastalara kendileri de şiddet gören sağlık çalışanlarının bakmak zorunda kaldığının altını çizdi.
Fransa vatandaşı Jouan: Direnmememize rağmen şiddet gördük
Filo'nun diğer bir katılımcısı Fransa vatandaşı Adrien Jouan, vücudundaki yara izlerini ve morlukları göstererek, İsrail tarafından fiziksel şiddet gördüklerini anlattı.
Teknedeki herkesin şiddete maruz kaldığını söyleyen Jouan, "Bir tür işkence gibiydi ancak Filistinlilere yaptıklarının yanında bu hiçbir şey sayılmaz." dedi.
İsrail'in her tekneye farklı müdahalede bulunduğuna dikkati çeken Jouan, kendi teknelerine ateş açılmadığını ancak başından beri hiç direnmemelerine rağmen askerlerden şiddet gördüklerini vurguladı.
Jouan, "(Müdahale sırasında) Onlara tepki göstermedim ya da cevap vermedim. Ancak yine de hiçbir sebep olmadığı halde şiddet gösterdiler. Bunu sistematik olarak yapıyorlar." ifadesini kullandı.
Belçikalı katılımcı Meyne: Filistinlilerin yaşadıklarıyla kıyaslanamaz
Belçikalı katılımcı Arno Meyne de İsrail'in müdahalesinin ardından hapishaneye dönüştürülen bir gemiye alındıklarını ve herkesin buraya yaralı şekilde geldiğini aktardı.

Gemide ise çok sayıda kişinin vücudunda kırık olduğunu ve kafa travması yaşadığını, cinsel saldırı vakalarının da olduğunu vurgulayan Meyne, "Çok zor şeyler yaşadık ancak Filistinlilerin yaşadıklarıyla kıyaslanamaz bile." dedi.
Kanadalı aktivist Lotayef: Aktivistler ağır şiddete maruz kaldı
Kanadalı aktivist Ehab Lotayef, elinin sargıya alındığını gösterdi.
Oradayken İsrailli bir askerin tercüme konusunda kendisinden yardım istediğini aktaran Lotayef, diğer bir İsrailli askerin ise bu durumdan "hoşlanmadığını" söyledi.
Lotayef, "İsrailli asker, insanlara su vermemden hoşlanmadı, bu yüzden geldi ve beni elimden bıçakladı." dedi.
Yaralandığı elinde his kaybı olduğunu aktaran Lotayef, aktivistlerin ağır şiddete maruz kaldığını ve kaburgalarının kırıldığını kaydetti.
Lotayef, "Çok kötü dövüldük. Bizi nefsi müdafaa amacıyla dövmediler. Ceza amaçlı dövdüler. Bizi cezalandırıyorlardı." ifadelerini kullandı.

Kanadalı aktivist Michael France: Gözlerin Filistin'e çevrilmesi gerekiyor
Kanadalı aktivist Michael France, hapishaneye dönüştürülmüş iki tekneden birinde yaklaşık 160 kişiyle nakliye konteyneri içinde götürüldüğünü anlattı.
Bu süreçte metal zeminde uyuduklarını dile getiren France, kendilerine karşı elektroşok cihazlarının kullanıldığını belirtti.
France, yüzündeki ve başındaki yaraların, yerde şiddet görmesinden kaynaklandığını ifade ederek, İsrailli askerlerin ayrıca çıplak ayaklarına asker botlarıyla bastığını söyledi.
Ameliyat geçirdiği her iki dizinde ve vücudunun pek çok yerinde yaralar olduğuna işaret eden France, "Şunu da söylemek gerekir ki bize yapılan muamele, Filistin halkına yapılan muamelenin yanında bir hiç. İşte bu nedenle bu insanlık krizi hakkında bir şeyler yapmaya çalışmak için buradayız." dedi.
France, gözlerin Filistin'e çevrilmesi gerektiğine dikkati çekerek, İsrail'den gördükleri muameleyi sadece Filistin bağlamında değerlendirebileceklerinin altını çizdi.
Yeni Zelanda'nın yerli halkı Maori kökenli aktivist Ormsby: Asker, 'Onunla geçirdiğim her dakika canımı yakacağını' söyledi
Yeni Zelanda'nın yerli halkı Maori kökenli aktivist Hahona Ormsby, İsrail'in teknelerine saldırısı sırasında alıkonulduklarını ve hapishaneye dönüştürülen tekneye nakledildiklerini anlattı.
Ormsby, aktivistlerin tutulduğu Aşdod Limanı'na götürülene kadar şiddete maruz kaldığını belirterek, "Genital bölgemden tekmelendim. Sandalyeye bağlanarak yumruklandım. Asker, 'Onunla geçirdiğim her dakika canımı yakacağını' söyledi." diye konuştu.
Kendisi hiçbir söz söylememesine rağmen İsrailli askerden şiddet gördüğünü aktaran Ormsby, elindeki ve dudaklarındaki yaraların duvara çarpılmaktan kaynaklandığını ifade etti.
Ormsby, hala ağrıları olduğunu ama kendi acılarının Filistinlilerin yaşadıklarıyla kıyaslanamayacağını vurgulayarak, "Benim acım onlarınkinin yanında küçük." dedi.
Hükümetlerin Filistinliler için harekete geçmesi gerektiğine dikkati çeken Ormsby, ülkeleri, İsrail'in yürüttüğü soykırıma karşı durmaya çağırdı.
Cezayirli aktivist Harkati: Maruz kaldığımız darp ve işkence Filistinli kardeşlerimizin yaşadıklarıyla kıyaslanamaz
Cezayirli aktivist Muhammed Harkati, filonun 14 Mayıs'ta Marmaris'ten Gazze Şeridi'ne doğru yola çıktığını hatırlatarak, Gazze'ye yönelik ablukayı kırmak ve tamamen insani bir amaç için yola çıktıklarını vurguladı.
Harkati, "İnsani, barışçıl bir görevdi. Ancak uluslararası sularda olduğumuz sırada saldırıya uğrayarak kaçırıldık. Daha sonra da hapishanede tutulduk." dedi.
Küresel Sumud Filosu'ndaki aktivistlerin alıkonulduktan sonra İsrail'in güneyindeki Usdud (Aşdod) Limanı'na götürüldüklerini anlatan Harkati, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Usdud Limanı'ndan da hapishaneye götürüldük. Burada da darbedildik ve işkenceye uğradık. Maruz kaldığımız darp ve işkence Filistinli kardeşlerimizin yaşadıklarıyla kıyaslanamaz."
Gazze Şeridi'ne yönelik İsrail ablukasını kırmak için yola çıkan ve İsrail ordusunun saldırısına uğrayan Küresel Sumud Filosu'ndaki aktivistlerle ilgilenebilecek ülkeler ve büyükelçiliklerinin olduğuna işaret eden Harkati, şunları söyledi:
"Filistinlilerin ise böyle bir imkanları yok. Bizler yiyip içebiliyorduk, onlar ise yiyip içemiyor. Dolayısıyla onlar da bizim gibi yaşıyor diyemeyiz. Bizim ile onlar arasında büyük bir fark söz konusu."
"Soruşturma sırasında bizi sıkı şekilde bağladılar"
İsrail'de soruşturmalar sırasında maruz kaldıkları kötü muameleye dair Harkati, "Soruşturma sırasında bizi sıkı şekilde bağladılar. Soruşturmalarda bir odadan diğer bir odaya götüren asker de bizi darbetti." dedi.
Cezayirli aktivist Harkati, İsrail ordusunun kendilerini alıkoyduğu süre boyunca ellerine plastik ve çelik kelepçeler takıldığını kaydetti.
"Üzerime bir koruma köpeği saldılar"
Küresel Sumud Filosu'na katılan Moritanyalı insan hakları aktivisti Prof. Dr. Muhammed Baba da İsrail güçlerinin köpeklerle kendilerine saldırdıklarını söyledi.
Baba, "Üzerime bir koruma köpeği saldılar. Ağızlığıyla göğsüme ve yüzümü vuruyordu. Bu saldırı, hapishaneye götürülmeden hemen önce gerçekleşti." ifadesini kullandı.
İsrail hapishanesindeki güvenlik güçlerinin söz konusu saldırıyı gerçekleştirdiğini aktaran Moritanyalı aktivist, "Bizim onlardan korkmadığımızı görünce bunu yaptılar." dedi.
İsrail ordusu, 44 ülkeden 428 aktivistin yer aldığı toplamda 50 tekneden oluşan filoya, 18 Mayıs'ta Gazze'ye doğru uluslararası sularda seyir halindeyken saldırı düzenlemiş ve aktivistleri hukuka aykırı şekilde alıkoymuştu.
Aralarında 78 Türk katılımcının da yer aldığı aktivistler, dün Usdud (Aşdod) Limanı'na getirilmiş, gece saatlerinde de Negev Çölü'ndeki Ketziot Hapishanesi'ne götürülmüştü.
Yeni Zelandalı aktivist Mousa Taher: Bizi aşağıladılar, kendimizi küçük hissetmemizi istiyorlar
Taher, İsrail güçlerinin kendisini Yunanistan'da alıkoymasının ardından önce İstanbul'a, sonrasında da Marmaris'e giderek tekrar Gazze'ye doğru yola çıktığını anlatarak, "İsrail işgal güçleri, bu sefer beni gerçekten çok kötü işkenceye maruz bıraktı." dedi.
Suratındaki yaralara ve dizine işaret eden Taher, İsrail askerlerinin kendisini tanıdığını ve ismiyle hitap ettiğini aktardı.
Taher, 2. kez filoya katıldığı tekneye müdahale edildiğinde kendisine oldukça acı veren biçimde plastik kelepçe takıldığını ve buna itiraz ettiğinde İsrail askerlerinin kelepçeyi daha sıkıca çektiğini dile getirerek, "Sonrasında botuyla suratıma bastı ve sanki bir hayvan avlamış gibi fotoğraf çekti." ifadesini kullandı.
Kendisine işkence eden İsrail askerinin "Benden nefret ediyor musun?" sorusuna "Hayır. Doğru yola girmeni istiyorum. Senin için iyilik istiyorum." cevabını verdiğini aktaran Taher, ardından hapishane mahiyetindeki tekneye götürüldüğünü ve kendisine yapılan müdahaleyle bilincini kaybettiğini söyledi.
Taher, kendisine atılan yumruk ve tekmelerle uyandığını ve nerede olduğunu bilmediğini vurgulayarak, bacağındaki yara izlerini göstererek, "Bizi aşağıladılar, kendimizi küçük hissetmemizi istiyorlar. Bizi yerde sürünmeye zorluyorlar, sadece hiçbir şey olmadığımızı hissettirmek için. Bu insanların kötü olduğunu kalbimde hissettim." diye konuştu.
Babasının Filistinli olduğunu ancak gayrimüslim olan annesi tarafından yetiştirildiğini anlatan Taher, yaklaşık 20 yıl önce Müslüman olduğunu söyledi.
Taher, küçükken 2. Dünya Savaşı'nda Yahudilere yapılan soykırımın nasıl engellenmediğine anlam veremediğini belirterek, "Artık anlıyorum çünkü insanlar, kendilerini başkalarını sevdiğinden daha çok seviyor." dedi.
Aktivist Taher, "insanların kendilerini Gazze'deki işgali yaşayanların yerine koyması" çağrısında bulundu.
Tüm Yahudi ve İsraillilerin kötü olmadığına dikkati çeken Taher, bu kişilere yönelik nefret suçlarını eleştirdi. Taher, "Eğer bunu yaparsak, onlar gibi oluruz." dedi.
Taher, İsrail hükümetinin ve askerlerinin "şeytani" olduğunu vurgulayarak, "Gözlerimle gördüm, kalplerinde sevgi yok ama umut etmekten vazgeçmiyorum, belki bazıları bu yoldan döner." diye konuştu.
HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan: Siyonist katiller en fazla Sumud'dan korkuyor
Filoya katılan aktivistlerden HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan da Filistin davası için toplanan herkese teşekkür etti.
Arslan, 70 ülkeden aktivistin Sumud Filosu'na dahil olduğunu belirterek, "Sumud Filosu misyonunun ne kadar değerli, kıymetli olduğunu bir kez daha gördük. Bu katil sürüleri, bu siyonist katiller en fazla Sumud'dan korkuyor. Sumud organizasyonunu yapan bütün arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Gerçekten tarihe önemli bir not düştüler. Sumud gelecek demektir, Sumud katil sürülerinden hesap sorma demektir. Sumud gelecekte daha büyük organizasyonlara imza atmak demektir." diye konuştu.
Filistin davasında Gazzeli kardeşlerinin neler yaşadığını deneyimlemek için gittiğini vurgulayan Arslan, "Bu katil sürüleri insanlık dışı işkence, zulmü, baskıyı yaptılar ama asla geri döndüremediler, asla bu yoldan bizi vazgeçiremediler. Bize yapılanların hesabını mutlaka bu katil sürülerinden soracağız. Mutlaka bu katil sürülerinin yaptıkları yanlarına kar kalmayacak. İnsan hakları ihlali yaptılar ama biz daha güçlü döndük." ifadelerini kullandı.
Aktivist Abdullah Aydın: Aramızda arkadaşlarımızdan kulak zarı patlayanlar, kaburgası kırılanlar oldu
Aktivistlerden Abdullah Aydın, Gazze'ye ulaşamadıkları için çok üzgün olduklarını dile getirdi.
Tutuklu oldukları süre boyunca gördükleri şiddeti anlatan Aydın, şöyle konuştu:
"Bu sefer umduğumuzu bulamadık yani başaramadık diyelim. Gazze'ye ulaşmaya çalıştık, ulaşamadık bizim elimizden bu kadar geldi. İnşallah bir sonraki sefere daha güçlü olacak bir şekilde yola çıkarız ve amacımıza ulaşırız. Gazze'de yaşayan arkadaşlarımızın, yani oradaki Müslüman kardeşlerimizin yaşadıklarını göz önüne alırsak bizim yaşadıklarımız muhtemelen çok daha hafifti. Arkadaşlarımızdan kulak zarı patlayanlar, kaburgası kırılanlar oldu. Köpekler saldırdı, böyle şeyler yaşadık. Ellerinden geleni yapmaya çalıştılar ama bunlar ne bizi ne de Gazzelileri yıldıramayacak."
Aktivist Ömer Aslan: Sadece ben 27 İsrail askeri tarafından dövüldüm, sorun değil
"Yerli John Wick" olarak bilinen sosyal medya fenomeni Ömer Aslan da İsrail askerlerince kendilerine ateş açıldığı anları ve maruz kaldığı şiddeti şöyle anlattı:
"Üzülüyorum, Gazze'de bizi bekleyen masum bebekler ve masum insanlar vardı. Bu insani yardımı oraya ulaştıramadık. Bekleyenleri belki hayal kırıklığına uğrattık. Dünya ve Türk insanı olarak vicdanımızla elimizden geleni yaptık. Dünyada birçok ülkeyi gezdim, insanlarla karşılaştım ama İsrail'de bize işkence eden İsrail güçleri insan dışı varlıklar, merhametten yoksun, vicdandan yoksun lanet olsun diyorum."
Aslan, ellerinden geleni yaptıklarını ama ablukayı geçemediklerini vurgulayarak, "Bebekleri, masum insanları mutlu edemedik. Pes etmeyeceğiz, güçlüyüz, cesuruz. Buradan bizleri yalnız bırakmayan devlet büyüklerimize, milletimize ve basın mensuplarına çok teşekkür ederiz. Bizi feci şekilde dövdüler, sadece ben 27 İsrail askeri tarafından dövüldüm, sorun değil. Bu işkenceye 1,5-2 gün zor dayandım. Ayakkabı dahi vermediler, üzerimdeki her şeyi yırttılar. Bunu yıllarca Gazze'deki masum insanlar yaşıyor. Onun için ben acımı unuttum." ifadelerini kullandı.
Teknelerine ateş açıldığı anları anlatan Aslan, "Yaklaşık 36 mermi sıktılar. Mermiler arkadaşımızın sırtından, benim kafamın yanından geçti. Mermi direkten sekti ve ben yere yatmak zorunda kaldım. Bir tane arkadaşımızın burnuna mermi geldi, burnu parçalandı kanadı. Orada teslim olmak zorunda kaldık. Amacımız şiddetsiz bir eylemdi ama karşımızda bundan anlayacak bir vicdan ve insan evladı görmedik." diye konuştu.
Aktivistlerden Dr. Abdulhamid Yağmurcu: Gerçekten kardeşlerimizin halini birazcık anlama fırsatımız oldu
İsrail güçlerinin kendilerine sert müdahalede bulunduğunu belirten Yağmurcu, şunları kaydetti:
"Allah'ın zulümleri nedeniyle lanetlediği kavmin nasıl bir canavara dönüştüğünü gördük. Bu arada gerçekten kardeşlerimizin halini birazcık anlama fırsatımız oldu. Katılımcıların ciddi bir kısmının kemiklerini kırdılar. Benim de kaburgalarımı kırdılar ama hiç sıkıntı değildi. Şu anda hiçbir acı hissetmiyorum. Birkaç ayda geçecek şeyler. Bizim umudumuz vardı. Ülkemiz arkamızdaydı. Hükümetimiz arkamızdaydı. Bütün Türkiye'deki dostlarımız, kardeşlerimiz, vatandaşlarımız arkamızdaydı."
Yağmurcu, Gazze'deki insanların yaşadığı zorlukları daha iyi anladıklarını ifade ederek "Yani geçici bir sıkıntı olduğundan emindik. Geçici olduğu için de bizi çok rahatlatıyordu. Gazze'deki, Filistin'deki kardeşlerimizin bir tek Allah'ı var bir de İslam ümmeti var. Dolayısıyla onlara desteğimizi asla esirgemememiz lazım. Medyadan desteklerimizi yapmamız lazım. Aynı zamanda boykota sonuna kadar devam etmek lazım." diye konuştu.
Yağmurcu, gözaltı sürecinde aktivistlerin profesyonel şekilde darp edildiğini dile getirerek, şunları söyledi:
"Hazırlanmışlar profesyonel bir şekilde. Birçoğunun kaburgaları kırıldı, iç organları zedelendi. Dışarıdan bir şey gözükmüyor ama iç kanamalar kesinlikle çıkacak sağlık kontrollerinden sonra. Her fırsatta, her yerde sürekli boynumuzu eğdiler sanki suçluymuşuz gibi. Çok ağır şeyler ama kardeşlerimizin çektikleri yanında bunların hiç olduğunun farkındayız. Hayatımda yaşadığım en zor anları yaşadım. Şahsiyetsiz, seviyesiz, şerefsiz siyonist zalimlerin zulümlerine maruz kaldık."
Gözaltında temel ihtiyaçlara erişimde de ciddi sıkıntılar yaşadıklarını aktaran Yağmurcu, şöyle devam etti:
"Tuvalete bile çıkmadık. Kesinlikle sabuna ulaşamadım. Tuvalete gitmek için yalvarmak gerekiyordu. Onlara yalvarmamak için ölmeyecek kadar su içmeye çalıştık. Yemeklerini yemedik, boykot ettik. Dolayısıyla onlara muhtaç olmamak için elimizden geleni yaptık. Geceleri uyandırıp, tek tek alıp bir yerlere götürüp, dövdüler. Dövdükleri zaman müdahale etmemizi istemiyorlar. Tekrar altını çizeyim, Gazze ve Filistin'deki mazlum kardeşlerimizin halini birazcık da olsa anladık."
Aktivistlerden Fatma Zengin: Başımdan başörtümü çıkardılar
Tekneden alınana kadar İsrail askerlerinin kameralar eşliğinde kendilerine kibar davrandığını, ancak tekneden indirildikten sonra kadın askerler tarafından darbedildiğini anlatan Zengin, şöyle konuştu:
"Kameranın kayıtta olmadığı yerde iki kadın asker beni dövdü. Bacaklarıma ve boynuma vurdular. Sürekli darp ederek ters kelepçe taktılar. Şu an parmaklarımı hissetmiyorum. Yüzüstü yatırarak tekmelediler. Orada ağladım ama ağlamamın sebebi Filistinlilerin bu acıyı yıllardır çekmesiydi. Biz yıllarca Filistin için hiçbir şey yapamamışız, çok geç kalmışız. Sonra bana başörtülü olduğum için 'Sen Hamas'ın üyesisin.' dediler. Başımdan başörtümü çıkardılar. Tekrar dövdüler. 'Buraya neden geldin?' dediler. Ben de 'Burası Filistin, İsrail değil. Siz çocuk ve kadın katilisiniz.' dedim. 'Kameraya bak ve İsrail'e gülümse.' dediler. Ben de kameralarına tükürdüm. Bize çok fazla işkence ettiler. Şiddet ve taciz uyguladılar."
İsrail askerlerinin plastik mermili saldırısında bacağından yaralanan ve tedavi olmayı reddeden aktivistlerden Abdülmecid Bağçivan ise "İsrail askerinin yaklaşık yarım metreden sıktığı bir plastik mermiyle yaralandım. Bacağımda şu an bir delik var. Çok şükür hiçbir sorun yok, iyiyim. Tedavi etmelerini reddettim. Sadece bandaj yaptılar. Tedavinin devamını da talep ettiler ama ben istemedim." şeklinde konuştu.
Aktivistler, karşılamanın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında sağlık muayenesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na götürülürken, İsrail askerlerince işkenceye maruz kalan 51 aktivist ise ambulanslarla çevredeki hastanelere sevk edildi.
Yaralı Küresel Sumud Filosu aktivistleri İstanbul'da tedavi altına alındı
Türk Hava Yollarına (THY) ait 3 uçakla İstanbul Havalimanı'na getirilen aktivistlerden bazılarının yaralı olduğu belirlendi.
Uygulanan şiddet nedeniyle kaburgalarında kırık ve çatlak oluşan, elektroşok işkencesi sebebiyle vücutlarında yaralar meydana gelen aktivistler, tedavi edilmek üzere ambulanslarla Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'ne götürüldü.
Diğer aktivistler ise sağlık muayenesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
Yaralanan aktivistlere ilişkin detaylı raporun Adli Tıp Kurumu'nda yapılacak incelemenin ardından hazırlanacağı öğrenildi.
Öte yandan, İsrail askerlerinin plastik mermisiyle bacağından yaralanan ve İsrail'deki hastanelerde tedavi edilmeyi reddeden aktivistlerden Mecid Bağçivan da aynı hastaneye kaldırıldı.
AA