"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Münâzarât’ın yolu (2)

12 Temmuz 2019, Cuma 00:16
SAİD NURSÎ’NİN DÜŞÜNCESİNDE ZAMANIN HÜKMÜ O KADAR ETKİLİ BİR GÜÇTÜR Kİ, BUNUN ETKİSİYLE YÜZYILLARCA SÜREGELEN BAZI ADETLER VE UYGULAMALARI KALDIRMAK GEREKEBİLİR. ÇÜNKÜ ZAMANIN HÜKMÜ, ŞEYLERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE MİHENK TAŞIDIR.

Münâzarât Risalesi, konulardan ziyade konulara yaklaşım biçimi ve yorum tarzı itibariyle okunduğu zaman Said Nursî’nin metnin yorumunda toplumsal bağlama ne kadar önem verdiği açıkça görülecektir. O, bizim “bağlam” diye ifadelendirdiğimiz şeyi “zaman” olarak ifade etmiştir. Ancak burada “zaman”la tam olarak neyi kastettiğine yakından bakmak gerekir. Her şeyden önce o, zamanla hem soyut ve genel anlamda zamanı, hem de somut zamanı (yani her asrın zihnî, kültürel, ekonomik, siyasî ve bütün toplumsal şartlarını) kastetmektedir. Bu bakımdan onun zaman kavramı tam da bizim “bağlam” diye ifade ettiğimiz şeye tekabül etmektedir.

Öte taraftan Said Nursî, zamanla geçmiş zaman kadar günümüzü de ifade etmektedir. Yani Kur’ân metninin yorumunda hem vahyin geldiği şartları hem de yirminci asrın şartlarını dikkate almayı kastetmektedir. Her iki durumda da zaman, tarih, toplum ve zihniyeti ihtiva eden bir kavrama dönüşmektedir. Belki sosyolojide olgu denilen şeyi karşılamaktadır. Sosyolojide, özellikle de Durkheim’in ifade ettiği şekliyle olgu, toplumda sürekli tekrar eden ve bizi kendisine dayatan durumları ifade eder (1971:31). Sözgelimi “Zaman şunu gerektiriyor” dediğimizde soyut zamanı değil, aslında kendi zamanımız içinde bizi etkileyen ve şartlandıran olguları dile getirmekteyiz. Sosyolojideki zaman, “olgusal zaman”dır. Olgusal zaman, hem zaman algılarını hem de somut ve düzenli olaylar dizisini ifade eder. 

Said Nursî’nin zaman konusundaki görüşlerini ve dolayısıyla toplumsal bağlamın rolüne ilişkin görüşlerini dört madde ya da ilke halinde özetlemek mümkündür:

1. Zamanın hükmü/ruhu: Münâzarât’ta “zamanın hükmü” kavramı birkaç kez geçer ve bu, onun gelişi güzel kullanılan bir ifade olmadığını gösterir. Bu ifade, bir önerme ve başlangıç cümlesi olarak birçok şeyin izahının bir gerekçesidir. Meşrûtiyet fikri etrafındaki bölünme ve çatışmaların sebebi, Said Nursî tarafından “zamanın hükmü”yle izah edilmiştir. 

Soru şudur: “Şu meşrûtiyet, büyüklerimizi, beylerimizi kırdı; fakat bâzıları da müstehak idi. Hem de, maddeten birşey görmeden yalnız meşrûtiyetin nâmını işitmekle, kendi kendilerine düştüler. Bunun hikmeti nedir?”

Cevap: Mânen her bir zamanın bir hükmü ve hükümrânı vardır. Sizin ıstılâhınızca, o zamanın makinesini çeviren bir ağa lâzımdır. İşte, zaman-ı istibdâdın hâkim-i mânevîsi kuvvet idi; kimin kılıncı keskin, kalbi kâsî olsa idi, yükselirdi. Fakat, zaman-ı meşrûtiyetin zenbereği, rûhu, kuvveti, hâkimi, ağası hak’tır, akıl’dır, mârifet’tir, kânun’dur, efkâr-ı âmme’dir; kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezâyüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenâkus ettiklerinden, kuvvete istinad eden kurûn-u vustâ hükûmetleri inkırâza mahkûm olup, asr-ı hâzır hükûmetleri ilme istinad ettiklerinden, Hızırvârî bir ömre mazhardırlar.

İşte ey Kürtler! Sizin bey ve ağa, hattâ şeyhleriniz dahi, eğer kuvvete istinad ile kılınçları keskin ise, bizzarûre düşeceklerdir; hem de müstehaktırlar. Eğer akla istinad ile, cebr yerine muhabbeti istimâl ve hissiyâtı, efkâra tâbî ise, o düşmeyecek, belki yükselecektir.” (2009:217).

Yukarıdaki ifadelerde “zamanın hükmü”yle aslında iki tür siyaset anlayışı ve dönem dile getirilmektedir: “Zaman-ı istibdâd” ve “zaman-ı meşrûtiyet”. Zaman-ı istibdat; kuvvet, kılıç, katı kalplilik gibi değerlere dayanırken, zaman-ı meşrûiyet; hak, akıl, marifet, kanun ve efkâr-ı amme’ye dayanmaktadır. Egemen siyaset biçimi ve değerleri zamanın hükmü anlamına gelmektedir, çünkü toplum ve zihniyet bu siyaset biçimine göre şekillenmektedir. Demek ki Said Nursî “zamanın hükmü” derken, bizi çekip-çeviren ve etkileyen bir olgusallığa işaret etmektedir.

Said Nursî’nin düşüncesinde zamanın hükmü o kadar etkili bir güçtür ki, bunun etkisiyle yüzyıllarca süregelen bazı adetler ve uygulamaları kaldırmak gerekebilir. Çünkü zamanın hükmü, şeylerin değerlendirilmesinde mihenk taşıdır. Münâzarât’taki şu soru ve cevap bu açıdan anlamlıdır: “Neden çok âdât-ı müstemirremizi tezyif ediyorsun?” Cevap: Her bir zamanın bir hükmü vardır. Şu zaman, bazı ihtiyarlanmış âdâtın mevtine ve neshine hükmediyor. Mazarratlarının menfaatlerine olan tereccuhu, idamına fetvâ veriyor.” (2009:273).

2. Zamanın doğrultusu: Tarih felsefesinde zamanın nereye doğru akıp gittiği; başka bir deyişle toplumların yönü ve doğrultusu önemli bir tartışma konusudur. Bu konuda iki genel yaklaşımdan bahsedebiliriz: Tarihi ve toplumu doğrusal bir ilerleme içinde gören ilerlemeci görüş ve toplumun sürekli olarak bozulduğunu ve soysuzlaştığını söyleyen deformasyoncu görüş. Münâzarât’ta bazı sorular, Said Nursî’nin zamanın yönü konusundaki görüşlerine ışık tutmaktadır. Said Nursî, “Zaman âhirzamandır, gittikçe daha fenalaşacak” şeklindeki bir soruya; “Neden dünya herkese terakki dünyası olsun da, yalnız bizim için tedennî dünyası olsun?” (2009:260) diye tersinden bir soru sorarak cevap vermekte ve zamanın hep kötüye doğru gittiği şeklindeki olumsuz tarih görüşünü eleştirmektedir.

Mehdilik, dehri suçlamak, eskilerin daha iyi, şimdiki insanların ise kötü ve bozulmuş olduğu şeklindeki görüşlere de çeşitli vesilelerle açıklık getirmiş ve bu tür konuların temelinde yatan olumsuz zaman anlayışını eleştirmiştir. Ancak bütün bu ifadelerden Said Nursî’nin ilerlemeci bir tarih ve zaman anlayışına sahip olduğunu çıkarsamak zordur. Buna rağmen zamanının çocuğu olarak onun 19. yüzyılda egemen olan ilerlemeci tarih görüşünden etkilendiğini söylemek pek abartılı bir görüş sayılmamalıdır. Biz kendimizi sadece Münâzarât Risalesi’yle sınırladığımız için diğer Risalelerde konuyla ilgili daha ayrıntılı bir çalışmanın yapılması yerinde olacaktır.

3. Zamanın dinamizmi: Olgusal anlamda zaman daha çok değişkenliği ve fanîliği ifade etmektedir. Münâzarât’ta hayatın bu yönü güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Müslüman dünyanın içine düştüğü atalet, risalelerin sürekli tekrareden bir temasıdır. Said Nursî, bu ataletin sebeplerini ve çözümlerini birçok şekillerde dile getirmiştir.

Münâzarât’ta ataletle ilgili soruya verilen cevabın ilk cümlesi şudur: “Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir.” (2009:298). Hayattaki dinamizm, Said Nursî’nin düşüncesinde birçok şeyin açıklamasıdır. Müslümanlar bu dinamizmi kaybettikleri için geri kalmıştır. Ama bu, asla değiştirilmesi mümkün olmayan bir kader değildir. Hem zihnî ve psikolojik dinamizm, hem de toplumsal ve kültürel dinamizm Müslümanları yeniden değişen ve gelişen şartlara uyum sağlar hale getirecektir. Münâzarât; istibdat, cehalet; reis, ulema ve şeyhlere itaat gibi atalete sebep olan etkenlerin yoğun olarak irdelendiği ve tartışıldığı bir metindir.

Özetle; Batı dünyası hayatın dinamizmine katıldığı ve bunu motive ettiği için ilerlemiş; Müslümanlar ise tarihî süreçte durağanlaştıkları için geride kalmışlardır. Bu bakımdan zaman, birileri için ilerleme, diğerleri için tedenni olmuştur. Yoksa, bizzat zaman bizi ileriye ya da geriye götürmez. Dışımızdaki zamanın böyle icbar edici bir özelliği yoktur. Zamana (dehre) bazı şeyleri hamletmek ya da küfretmek sakat bir inançtır.

4. Zamanın müfessirliği: Bu husus Said Nursî’nin zaman konusundaki bir diğer önermesidir. Bu önermeye göre zaman, aynı zamanda Kitab’ı tefsir eden otoritedir. Bu husus Ehl-i Kitap’la dostluk konusunda sorulan bir soruya binaen açıklanmış ve örneklendirilmiştir. 

“Sual: Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur’ân’da nehiy vardır. (“Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin.” Mâide Sûresi, 5:51.) Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?

Cevap: Evvelâ: Delil kat’iyyü’l-metin olduğu gibi, kat’iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Halbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira,nehy-i Kur’ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan aynaları hasebiyledir. Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san’atı içindir. Öyleyse herbir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san’atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin! (2009:247).

Said Nursî, zamanın insana kayıt koyan özelliğini vurgulamakta ve bunu yorumda önemsemektedir. Yukarıdaki yorumda hangi şartların böyle bir özelliğe sahip olduğu açıklanmamışsa da yorumda metnin açıklığı kadar işaret edilen mananın da açıklığının da önemine değinerek bir yorum tarzı geliştirmiştir. Buna göre Yahudi ve Hıristiyanlara dinî kimlikleri itibariyle muhabbet söz konusu olamaz. Ancak onlarda bulunan güzel bir sıfat ya da sanat için muhabbet pekâlâ mümkündür. Yine onlardan biriyle evlenildiğinde insanî ilişkilerde muhabbet kaçınılmazdır. Bu durumda âyetlerin her türlü ilişki ve dostluğu kesecek şekilde yorumlanması uygun değildir. Bu düşünce ve yorumların ne kadar güncel ve modern olduğu araştırılması gereken bir noktadır. Eğer bu yorumlar yeni yorumlarsa –ki öyle gözükmektedir– bunların serdedilmesi Kur’ân’ın yeni bir ışık altında okunduğunu göstermektedir. Bu bakımdan modern zamanlarda değişen zihniyetlerin de olgusal bir zaman şartı olarak değerlendirilmesi –gerekir. Bu husus, Said Nursî’nin ilk önermesiyle de paralellik arz etmektedir.

Kaynaklar:

6- Arkun, M. (1995) Kur’ân Okumaları, İnsan Yayınları, İstanbul.

7- Güven, Ş. (2005) Kur’ân’ın Anlaşılması ve Yorumlanmasında Çok anlamlılık Sorunu, Denge Yayınları, İstanbul.

8- Kösemihal, N. Ş. (1971) Durkheim Sosyolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul.

9- Nursî, S. (2009) “Münâzarât”, s. 201-312, Eski Said Dönemi Eserleri,

Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.

10- Suruş, A. (1997), Modern Durum ve Dini Bilginin Evrimi, Pendik Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul.

Okunma Sayısı: 1435
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı