Cenab-ı Hak acaba hangi hikmete binaen iki ayrı dünyanın bir araya gelip yeni ve tek bir dünya oluşturmalarını murad etmiş?
Acaba ne için bir karı ve koca olacak şekilde yaratıldık? Neslin devamı için eşe ihtiyaç duymayan canlı türleri var. Neslimiz de pek tabiî böyle devam edebilirdi. Cenab-ı Hak ne için benim dünyamdan apayrı bir dünya ile bir araya gelmemi ve bir olmamı murad etti? Kesret içerisinde ehadiyet tecellîsi. İki iken bir olabilmek. Eneyi bırakıp nahnü diyebilmek kolay iş değil…
Uzun zamandır zihnimde dolanıp duran bir soru. Tam cevabını bulmuş da değilim. Fakat düşünüyorum. Hemen akla gelen cevaplar; Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecellî edebilmesi, dünyanın bir imtihan dünyası olması olabilir.
Yine de bu gayeler merak duygumu kesmedi. Demek bazen böyle olur. Bir hikmet buluruz, bizi bir zaman tatmin eder. Sonra yeni şeyler öğreniriz ve eski gaye yetmez olur, yeni pencereler açılır…
Evliliğin hikmet ve gayelerine dair araştırma yaparken ilk önce Rûm Suresi 21. ayet güneşler gibi parladı: “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza meveddet (sevgi) ve rahmet (şefkat) duyguları yerleştirmesi de O’nun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.”
Ayette geçen “ezvâc” kelimesi, zevcin çoğulu. “Bir çift teşkil eden iki şeyden her biri, eş.”1 manasında. Tek başıyla manası olmayan yahut eksik olan. Birlikte bir bütünü tamamlayan parçaların her biri.
Ayetin tefsirini okurken şu ifadeler çok hoşuma gitti: “Eşlerin kendilerine has fizikî ve ruhî hususiyetleri olmakla birlikte, aynı zamanda çiftler arasında mükemmel bir âhenk mevcuttur. Birinin fizikî ve ruhî ihtiyaçları, tam mânasıyla diğerinin fizikî ve ruhî ihtiyaçlarına denk gelir. Böylece bir bütünü kâmil mânada tamamlamış olurlar.”2
Kadın fıtratı ayrı, erkek fıtratı ayrı. Hatta zihnimde canlanan sahnesiyle; birbirine karışmayan tatlı ve tuzlu denizler gibi. İki ayrı âlem… Bu kadar farklı iki şey niçin bir arada olmalı, diye düşünürken fark ettim. Sorduğum soru yanlışmış. Zahirî ayrılıkların ardında “mükemmel bir âhenk mevcut” imiş. “Birinin fizikî ve ruhî ihtiyaçları, tam mânasıyla diğerinin fizikî ve ruhî ihtiyaçlarına denk” yaratılmış.
Tefsiri okumaya devam ediyorum: “Birbirine yabancı iki farklı insanın Allah’ın emriyle tanışıp bir araya gelerek, belki anadan babadan ve kardeşten daha sıcak bir muhabbet ve şefkatle kaynaşmaları ne müthiş bir hâdisedir. Bunun gerçekleşmesi için Cenab-ı Hak, eşler arasına şu üç mühim fizikî ve ruhî kanunu koyduğunu beyân eder:
- Eşler hem bedenen, hem rûhen sükûna ve huzûra ermek için birbirine muhtaçtırlar.
- Allah eşler arasına birbirlerini sevip kaynaşmalarını ve sağlam bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak kuvvetli bir muhabbet koymuştur.
- Eşlerin birbirini koruyup gözetmeleri ve ihtiyaçlarını gönüllü olarak karşılamaları için aralarına güçlü bir merhamet ve şefkat hissi yerleştirmiştir.”3
Bir kere neymiş, o kadar da farklı değilmişiz. Nedense farklılıkların ve ayrılıkların büyütüldüğü bir asırdayız… Aksine insan, insan olmayı; birlikte yaşayarak paylaşmayı ve sorum- luluğu evlenmekle daha iyi anlar.
Şüphesiz imtihan dünyasındayız. Karşılaşılacak imtihanları karı-kocanın birlikteliğiyle aşmak çok daha kolay olsa gerek.
Başta demiştik; bazen bir hikmet buluruz, bizi bir zaman tatmin eder. Sonra o eski gaye yetmez olur, yeni pencereler açılır. Şimdilik bu pencereler açıldı.
Bakalım ileride daha neler göreceğiz…
Dipnotlar:
1- Kubbealtı Lugatı, Zevc
2- Ömer Çelik Tefsiri, Rûm suresi, 21. ayet
3- Age.
(Genç Yorum, Ocak 2026)