Muhammed- i Arabî’nin (asm), Arap olmadığı halde en çok sevdiği ve en çok yanında-yakınında tutmaya çalıştığı Sahabe arkadaşlarından biri Bilâl-i Habeşî ise, bir diğeri de Selmân-ı Fârisî’dir.
Gariptir ki, ikisi de sahipli, yani alınıp satılan birer köle durumunda idiler. Hz. Peygambere (asm) biat ettikten sonra büyük bir emek ve gayretle azat edildiler ve İslâmiyetin parlak birer yıldızı oldular.
Bu mümtaz şahsiyetlerin tâ o zamandan beri Müslümanlar tarafından çokça sevilip değer görmeleri, İslâmda ırkçılığın ve etnik ayrımcılığının yeri olmadığını çarpıcı şekilde göstermiş oluyor.
Dahası, Selmân-ı Fârisî, daha evvel alınıp satılan bir köle durumunda iken, İslâmiyetle müşerref olduktan sonra itibarı yükselmiş, Hendek Harbinde hem proje sahibi, hem kahraman bir kumandan, hem de bilâhare Hz. Ömer tarafından vali olarak atanmış bir bahtiyardır
*
Selmân-ı Fârisî, isminden de anlaşılacağı üzere İranlıdır, yani Fârisîdir. Dahası, İslâmiyeti kabul eden İran asıllı ilk Sahâbîdir.
Selmân’ın ailesi Mecusî, yani Ateşperest idi. Zengin olan babası, onu bu sapkın dinin hizmetinde bulunmaya zorluyordu. Fakat, o çok okuyan, araştıran, tahkik ehli biri olduğu için, bir kiliseye gidip gizlice Hıristiyan oldu.
Bunu öğrenen babası çok kızdı ve onu cezalandırarak yola getirmeye çalıştı. Ancak, yine de başarılı olamadı. Selmân, hakikati öğrenmeye ve din-i hakkı aramaya devam etti. Nihayet, bir gün Ammûriyeli bir rahibe rastladı. Rahib, ona son peygamberin çıkmasının yakın olduğunu söyledi. Ayrıca, bulunacağı yeri de bir güzel tarif etti. Selmân, rahibin tarif ettiği şehrin Medine olduğunu, buraya köle olarak getirildiğinde anlamış oldu.
Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye doğru geldiğini, yani hicret ettiğini duyan Selmân, nihayet onun Kubâ’ya geldiğini duyunca, bir fırsatını bulup hemen oraya gitti. Kubâ’da rahipten öğrendiği nübüvvet alâmetlerinin tamamının Hz. Muhammed’de (asm) bulunduğunu görünce de hiç tereddüt geçirmeden Müslüman oldu.
Hz. Selmân, Müslüman olduktan sonra kendini “Selmân İbnü’l-İslâm”, yani “İslâmın oğlu Selmân” diye tanıtmayı tercih etmiş. Ona ayrıca “hayırlı kişi” manasına gelen “Selmânü’l-Hayr” denildiği gibi, çok temiz-sâfi kalpli biri olduğu için, yaygın bir şekilde kendisi “Selmân-ı Pâk” ismiyle de anılagelmiştir.
*
Selmân-ı Fârisî’nin doğum tarihi tam olarak bilinemiyor. Milâdî tarihle 656’te vefat ettiğinde, 80 yaşını geçtiği yönünde bazı kayıtlar var.
Hz. Selmân (ra), Hz. Ömer (ra) zamanında valilik yapmış olduğu Medâyin’de vefat etti. Kabr-i Şerifi, Medâyin yakınlarında “Selmân-ı Pak” ismi verilen mevkidedir. Türbesi ve onun adına yapılan cami, Bağdâd Fâtihi olarak da anılan Osmanlı Padişahı IV. Murâd Hân tarafından yeniden inşâ edilmiştir.
*
“Hendek Projesi”nin hem sahibi, hem de en çalışkan bir amelesi olan Selmân-ı Fârısî, Hz. Peygamber’in mübarek saçlarını tıraş etmesi sebebiyle, berberlerin de pîri sayılmıştır. Ayrıca, Âhiler tarafından mesleklerinin bir öncüsü olarak kabul edilmiştir.
Onu yakından tanıyan şahitlerin de şehadetiyle, kalbinde Allah ve Resûlullah aşkından başka bir şey bulunmayan Selmân-ı Fârisî (ra), bilâhare kazanmış olduğu dünya malını da elinde tutmayıp hep Allah rızası için dağıtırdı.
Kendisi Peygamber Efendimize en yakın olanlardan biri idi. Bu hususa dair, Hazret-i Âişe (ra) şunu söylüyor: Selmân-ı Fârisî, geceleri de uzun zaman Resûlullah ile beraber kalır ve sohbetinde bulunurdu. Neredeyse bizden fazla Resûlullah’ın yanında kalırdı.
İşte size, Arap asıllı olmadığı hâlde, Muhammed- i Arabî’nin (asm) yanında en çok kalan ve bütün ümmet tarafından en çok sevilen bahtiyar bir şahsiyetin kısacık bir hikâyesi.