Osmanlı döneminde, Keçeci Hayreddin veya Adanalı Şakir Efendi olduğu tahmin edilen orta halli bir esnaf, “Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı gereği üzere kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar imâr eder. İşte bunların doğru yolda olup başarıya ulaşacakları umulur.”1 ayetinden çok etkilenmiş. Padişahların yaptırdığı selatin camilerine imrenerek, bir cami yaptırmak istemiş. Azmetmiş, nefsinin arzularını dizginleyerek para biriktirmeye karar vermiş.

Ne zaman canı bir şey istese, “Sanki yedim!” deyip, parasını bir kenara koymuş. Bu şekilde 20 yıl boyunca biriktirdiği paralar küçük bir cami yaptıracak miktara ulaşmış ve Sanki Yedim Camii'ni yaptırmış. Sanki Yedim Camii, İstanbul’un Fatih ilçesinde, Zeyrek mahallesi, Kırbacı Sokağı’nda yer alır. 17. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.
Lezzetler çağırdıkça "Sanki yedim" demeli
Bediüzzaman Said Nursî, Sanki Yedim Camii’nden şöyle bahsetmektedir: “Lezâiz çağırdıkça, 'Sanki yedim' demeli. 'Sanki yedim'i düstur yapan 'Sanki Yedim' namındaki bir mescidi yiyebilirdi, yemedi.”2 Demek ki, birçok insan "sanki yedim" diyebilseydi, ortaya nice mescitler, camiler, hayratlar çıkardı.

Bizler kıyamet asrının insanları olduğumuz için, bizi dünyaya çağıran lezzetler çok daha fazla. Ama içinde bulunduğumuz Ramazan ayı "Sanki yedim" düsturunu hayatımıza geçirmek için güzel bir fırsattır. Bediüzzaman Hazretleri hayatı boyunca bu düsturu uygulamış, iktisat ve kanaat ile yaşamıştı.

İktisat Risalesi’nde bahsedildiği gibi, bazı zengin kişiler Üstada ısrarla zekâtlarını kabul ettirmek istemişler ama Üstad kabul etmemiş. "Gerçi param pek azdır, fakat iktisadım var, kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim” demiş. Bir zaman sonra o zengin kişiler, iktisatsızlık yüzünden başkalarına borçlu hâle gelirken; Üstad hayatı boyunca kimseye muhtaç olmadan yaşamış. İşte bunun sırrı iktisat ve iktisattan gelen berekettir.
Dipnotlar:
1- Tevbe Suresi: 18; 2-Eski Said Dönemi Eserleri, s. 503.