Amerika ve İsrail, birlikte saldırdıkları İran’ın üst kademe idarecilerini ve komutanlarını büyük ölçüde devre dışı bıraktığı halde; arzu ettiği hedeflere ulaşamamış gibi görünüyor. Şartların “saldıranlar” aleyhinde geliştiği dahi söylenebilir.
Nitekim Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a başlattığı ortak saldırıya ilişkin yayınlanan Reuters/Ipsos anketine göre ankete katılan dört kişiden sadece biri saldırıyı onaylamış. Anket katılımcıların yüzde 43’ü savaşı onaylamadıklarını söylerken diğer yüzde 29’u da emin olmadıklarını belirtmiş. Cumhuriyetçilerin yaklaşık yüzde 42’si, operasyonun “Orta Doğu’daki ABD askerlerinin ölmesine veya yaralanmasına” yol açması halinde operasyonu destekleme ihtimallerinin daha düşük olacağını söylemiş. Demokratların ise yaklaşık yüzde 74’ü saldırıyı onaylamamış. (gazeteoksijen.com, 3 Mart 2026)
Dünyanın en büyük işçi sendikaları federasyonu olan “Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu” (ITUC) da yaptığı açıklamada, Orta Doğu’da derhal ateşkes ilân edilmesi, tüm askerî operasyonların durdurulması ve müzakere masasına geri dönülmesi çağrısında bulunmuş. ITUC Genel Sekreteri Luc Triangle şu değerlendirmeyi yapmış: “Adil ve kalıcı bir barış ancak Birleşmiş Milletler’in güçlü ve koordineli rol üstlendiği etkin bir diplomasiyle sağlanabilir. ITUC, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik hukuka aykırı bombardımanlarını açık biçimde kınamakta ve bu operasyonların derhal durdurulmasını talep etmektedir. Bu saldırılar uluslararası hukuku ihlâl etmekte, diplomatik çözüm yollarını zayıflatmakta ve bölgeyi daha geniş ve yıkıcı bir savaşın eşiğine sürüklemektedir. Savaşların bedelini her zaman önce işçiler ve aileleri öder. İran’da yaptırımlar, demokratik hakların yokluğu ve yönetim zafiyetleri ekonomiyi ağır biçimde tahrip etmiştir. Rejim değişikliği zorla dayatılamaz. İran halkı kendi geleceğine kendisi karar vermelidir.” (birgun.net, 3 Mart 2026)
Bombalarla, savaşlarla bir ülkeye demokrasinin gelmesi mümkün değil. Bunun en büyük delili, Afganistan ve Irak örneğidir. Hatırlanacağı üzere Amerika, geçmiş yıllarda hem Afganistan, hem de Irak’a bu bahane ile müdahale etti. Gerçi o gün de bu müdahalelerin esas amacının “demokrasi getirmek” olmadığı biliniyordu, ama iddia buydu. Aradan yıllar geçti ve ne Afganistan’a, ne de Irak’a demokrasi gelmedi. Sadece enerji kaynaklarına çöküldü.
İran hadisesine “mezhep” penceresinden bakıp değerlendirme yapmak isabetli olmaz. İnançlar ne olursa olsun insanların katledildiği savaşlara karşı çıkmak insaniyetin gereğidir vesselam.