İbrahim Aleyhisselâm, yıldıza, aya ve onlardan daha büyük olan güneşe bakar.
Bunların batıp gittikleri görünce bunların bir yaratıcı olamayacağını ve onların peşinden gidilemeyeceğini söyler. “Ben batıp gidenleri sevmem” der. Aslına bu bakış bizim içindir. Batıp gidenlerin mahiyetini bilmek ve bildirmek içindir. Güzel değildir batıp giden bir sevgili. Çünkü kaybolmaya ve yok olmaya mahkûm olan hakiki güzel olamaz. Ebedî olanı arayan kalp, bu batıp gidenlerle ikna olmaz, onları sevmez ve sevmemelidir.
Batıp gidenler, kalbin alakasına fikrin merakına değmez. Emellerimizi karşılayamaz. Onun için arkasından ağlamaya, gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değillerdir. Nerede kaldı ki kalp ona tapacak derece bir sevgi ile bağlansın. Fakat günümüz insanı her şeyini (sevgisini, muhabbetini, şevkini, heyecanını) batıp gidenlerin arkasına takmış. Onlar gidince insanın bütün emel ve ümitlerini de beraberinde götürüyorlar. Bütün ilgiler, alâkalar ve nazarlar batıp gidenlere çevrilmiş. Onlar batıp gitmesinler diye bütün varlığı ile sımsıkı sarılmış. Fakat ne faydaki batıp gidenler elde tutulamıyor ve ona daimî bir şekilde sahip olunamıyor.
Bizden ayrılıp gitmez, bizden kopmaz ve bizden vazgeçmez denilen her şey sırt çeviriyor, yüzünü dönüyor, yönünü değiştiriyor. En çok sevenler bile ancak kabir kapısına kadar gelebiliyor. Onun için batıp gidenlerin arkasından bizde batıp gitmeden İbrahimvari (İbrahim Aleyhisselâm gibi) bir uyanışa ihtiyaç vardır. Hangi fânîye sahip olursak olalım ruh bâkîyi arıyor. Çünkü artık batıp gidenleri görmek istemiyor. Mecazî sevgililere bedel, ezelî ve ebedî bir sevgiliye ulaşmak istiyor.