Bugün 13 Nisan 1909’da İstanbul’da patlak veren “31 Mart Vakası”nın yıldönümü. Aradaki 14 günlük fark, Rumî-Miladî takvimler arasındaki gün farkını gösteriyor.
Darbelerin vukuunu bir tek sebebe dayandırarak izah etmek zor. Hatta, imkânsız gibi. Her ne kadar ana sebep sadece bir taneymiş gibi olarak görülse, yahut gösterilse de, meseleye geniş perspektiften bakıldığında, aslında muhtelif sebeplerin bir araya gelmesiyle vakanın nihaî bir şekil aldığını görmek mümkün.
Aynı yaklaşım tarzı “31 Mart Vakası” için de geçerli. Yani, o dehşetli hadiseyi bir tek sebebe dayandırarak izah edemeyiz. Hadiseyi bir tek sebebe indirgemek hem kolaycılık olur, hem de tarafgirlik marazını azdırır.
«
Resmî tarih, 31 Mart Vakası’nı hakkını vererek açıklayamıyor. Hele işin için Mustafa Kemal olunca, resmî cenahtan doğru analiz beklemek ham hayal olur.
Bugüne kadar yaptığımız araştırmalar, o hadiseyi en doğru, en objektif şekilde analiz eden şahsiyetin Said Nursî olduğunu gördük. Kendisi hem o hadiseleri yakından müşahade etmiş, hem de türlü yalan ve iftiralarla isyana karışmış gibi gösterilerek idam talebiyle sıkıyönetim mahkemesine sevk edilmiş. Yani, çoğu kimse için hala alacakaranlıkta olan o hadisenin en acımasız sancılarını iliklerine kadar yaşamış bir şahsiyet. Zira, idam edilmekten bile kıl payı kurtulabilmiştir.
Dolayısıyla, onun yapmış olduğu analizi en doğru bilgi olarak addetmek mümkün. O halde, onun maddeler halinde sıralamış olduğu analizine bakmak ve maddeler üzerinde tek tek düşünmek icap etmez mi?
Gelin, şimdi hep birlikte Said Nursî’nin o meşhur 31 Mart Vakası hakkındaki maddeler halinde yapmış olduğu ilmî tahlile bakalım. Divan-ı Harb-i Örfî müdafaasında ve aynı isimli eserinde şunları söylüyor Üstad Bediüzzaman:
“Mart'ın 31'inci günündeki dehşetli hareketi, iki-üç dakika uzaktan temaşa ettim. Müteaddit metalibi [istekleri] işittim. Anladım ki, iş fena, itaat muhtel [bozulmuş], nasihat te'sirsizdir. Yoksa her vakit gibi yine o ateşin itfasına [söndürülmesine] teşebbüs edecektim.”
“31 Mart Hâdisesi denilen o sâika ve müthiş fırtına, âdi sebepler tahtında öyle bir istidad-ı tabiîyi müheyya etmişti ki, neticesi hercümerc olduğu halde, min indillâh ehl-i kıyamın lisanına daima mu’cizesini gösteren ism-i şeriat geldi. O fırtınayı gayet hafif geçirdiğinden Nisan’ın nısfından sonraki gazeteleri indallah mahkûm ediyor. Zira, o hadiseye sebebiyet veren yedi mesele ve onunla beraber yedi hal nazar-ı mütâlâaya alınsa, hakikat tezahür eder. Onlar da bunlardır:
1. Yüzde doksanı İttihad-Terakkinin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve istibdadı aleyhinde bir hareket idi.
2. Fırkaların meydan-ı münakaşâtı olan vükelâyı tebdil idi.
3. Sultan-ı mazlûmu sukut-u musammemden kurtarmaktı.
4. Hissiyat-ı askeriyenin ve âdâb-ı dindaranelerinin muhalif telkinatın önüne set olmaktı.
5. Pek çok büyütülen Hasan Fehmi Beyin kàtilini meydana çıkarmaktı.
6. Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti.
7. Hürriyeti, sefahete şumulünü men’ ve âdâb-ı şeriatla tahdit ve avâmın siyaset-i şer’î bildikleri yalnız kısas ve kat-ı yed haddini icra idi. Fakat zemin bataklık ve dam ve plân serilmişti. Mukaddes olan itaat-i askeriye feda edildi.
Üssü’l-esas esbâb: Fırkaların taraftârâne ve garazkârane münakaşatı ve gazetelerin belâgat yerine mübalâgat ve yalan ve ifratperverâne keşmekeşleri idi.”