Sathî nazar, yüzeysel bakış hakikat yolcularını tatmin etmez. Hangi konu, hangi mesele olursa olsun, ortaya derinlemesine bilgi-belge koymak icap ediyor.
Evet, günümüz dünyasının araştırmacıları için ileri sürülen her mesele için delil ve ispat lazım. Tatmin edici bilgi ve doküman lâzım. Aksi halde, iş inandırıcı olmaktan uzak kalır.
Demek ki, her bir şeyin mahiyetini, yani iç yüzünü bilmek bu zamanda büyük ehemmiyet arz ediyor. O halde biz de bu nokta üzerinde biraz durmaya çalışalım.
*
Çoğunuzun bildiği gibi, bütün ümmet bin dört yüz senedir “âhirzaman fitnesinden” ve “âhirzamanda çıkacak dehşetli şahısların şerrinden” daima Allah’a sığınmış, iltica etmiştir. Zira, onları tanımayan, hele ki bilmeden-tanımadan onlara meyleden, muhabbetle bakan kimselerin imanı tehlike altındadır. Öyle ki, âhirzamanın dehşetli şahısları tarihteki en büyük şeddatlardan olan Firavun ve Nemrut’tan bile beterdir. Dolayısıyla, bilerek-bilmeyerek onlara iman eden veya onlara (haşa) Allah-Peygamber derecesinde muhabbet besleyenlerin imanı ciddi manada risk altındadır.
*
İşte bu pek büyük tehlikeye dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, âhirzamana dair rivâyetlerin istikametli yorumunu-tevilini yapmıştır. Bu tevilleri ihtiva eden eserinin ismi Beşinci Şua’dır.
Üstad Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası isimli eserinde, imanları kurtarmanın ehemmiyetine dair aynı eser için mahz-ı hakikat olan şu ifadeyi kullanıyor: "Beşinci Şua, umumun ve bilhassa ehl-i ilmin imanlarını tashih edip kurtarıyor."
Evet, mesele son derece ciddi. Bu ciddiyetli mesele hakkında ise, Beşinci Şua, o dehşetli şahısların mahiyetini bildirme noktasında vazifesini tam yapıyor. Kim bu eseri anlayarak ve dikkatli bir şekilde okusa, âhirzamanın dehşetli şahısları, rejimleri, cereyanları ve tahribatları hakkında yeterli bilgiye sahip olur; dolayısıyla da onların şerrinden kendini muhafazaya çalışır.
*
Yine, aynı meselenin ehemmiyetine dair Üstad Bediüzzaman On Üçüncü Şua’daki bir mektubunda sarf ettiği öyle ifadeleri vardır ki, okuyunca ürpermemek elde değil.
İşte, Hz. Üstad'ın söz konusu “mahiyetin ehemmiyeti”ne dair o ürpertici ifadeleri: "Bütün mekteblerde ve dairelerde ve halkta, o ölmüş dehşetli adamın muhabbeti telkin ediliyor. Bu hal ise, âlem–i İslâma ve istikbale pek elîm ve acı bir tesiri olacaktı. Şimdi ihtiyarımızın haricinde onun mahiyeti ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine kat’î hüccetler gösteren ve isbat eden Risale–i Nur geçmesi, kemâl–i merak ve dikkatle okunması öyle bir hâdisedir ki, bizler gibi binler adam hapse girse, hatta idam olsalar, din–i İslâm cihetiyle yine ucuzdur."
Evet, o dehşetli şahsın mahiyetini bilmenin ehemmiyetine dair bundan daha veciz ve daha tesirli bir ifadenin olduğunu tahmin, hatta tahayyül dahi edemiyoruz. Ayrıca, biçilen faturanın maliyeti hakkında da, başka bir meseleye dair böylesine yüksek bir meblağın zikredildiğini hatırlamıyoruz: “Binler adam hapse girse, hattâ idam olunsa, yine ucuz…”
Cenab-ı Hak, o dehşetli âhirzaman şahıslarının fitnesinden, fesadından, şerrinden, belâsından bütün ümmet-i Muhammedi (asm) muhafaza eylesin.