"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yalan ve iftira ile nereye kadar?

M. Latif SALİHOĞLU
11 Mayıs 2026, Pazartesi
Meşhûr Köroğlu’nun dillere destan olmuş şöyle bir sözü var: “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” diye. Teşbihte hata olmaz, bu söze binaen günümüz için şunu söylemek mümkün: “İnternet icat oldu, mertlik bozuldu.”

Tabiî, bu sözler tüfeğin de, internetin de faydasını, lüzumunu, vazgeçilmezini ortadan kaldırmaz.

Asıl söylemek istediğimiz şudur: Bazı namert kimseler, internet üzerinden tutup her türlü yalanı, iftirayı, düzmeceyi üstelik kasten ve bilerek savurup duruyor. 

İşte, ilmin haysiyetinden, fikrin namusundan nasipsiz o kimselere (isimleri lâzım değil) ve bilhassa onların söyledikleri doğruymuş gibi bunu etrafa yayarak bazı safdilleri menfî yönde etkilemeye çalışan “gafil kafalara tokmak” misali cevaplar verme ihtiyacı hasıl oluyor. Bu yazıyı da aynı kategoride değerlendirebilirsiniz.

*

TRT’de yayınlanan bir programın videosu internet üzerinden paylaşılmış. Bir tarihçi profesör, Hareket Ordusu tarafından İstanbul’da nasıl kumpaslı bir darbe yapıldığını, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan nasıl indirildiğini, “Hall fetvâsı”nın nasıl hazırlandığını, bu işi için Âyân ve Mebûsân Meclislerinin nasıl iknâ edildiğini kendi üslûbunca anlatmaya çalışıyor.

Tarihçinin anlattıklarının çoğu doğrudur ve zaten az-çok bilinen genel doğruları anlatıyor.

Lâkin, söz konusu videonun altına yapılan öyle yorumlar var ki, insanı sadece hayretler içinde bırakmıyor, yer yer insanı âdeta çileden çıkarıyor.

Bunları okuyunca kendi kendine diyorsun ki, yahu bir insan bu kadar mı yalancı, müfteri, sahtekâr olur? Bir insan ilmin haysiyetinden, fikrin namusundan bu kadar mı uzak düşer?

İşte, yüzde yüz yalan yere yazılan ve bir noktada bize de iliştiren o yorumlardan birinde aynen şunlar söyleniyor: 

“Said Nursî Efendi, hatıralarında diyor ki: Sultan Abdülhamid ülkeyi çok kötü yönetiyordu. Selanik’e gittim. Bir hafta boyunca köy köy dolaşarak Abdülhamid'in tahttan indirilmesi gerektiğini anlattım. Hareket Ordusuyla birlikte İstanbul’a geldik. Padişahı indirip yerine kardeşi Sultan Reşad’ı tahta oturttuk.”

Aynı yalancı müfteri, bu saçmalıkları sıraladıktan sonra, yorumunu şu sözlerle bağlıyor: “Bu tür yazılar, Yeni Asya’da zaman zaman yayınlanıyor.”

*

Hani, deveye sormuşlar ya “Neden boynun eğri?” diye, deve de şöyle karşılık vermiş “Nerem doğru ki…”

Yukarıdaki yalanlar ve saçmalıklar dizisine benzer yazı ve konuşmalara birçok platformda rastlamak mümkün. İnsan söylemeden edemiyor: Yahu, içinizde nasıl bir kin ve garez ateşi var ki, size bir tane olsun doğru söz söylettirmiyor? Yoksa, Allah sizi bir tane olsun doğru söz söylemekten büsbütün mahrûm mu etmiş? Said Nursî, hangi eserinde böyle şeyler anlatıyor? Yeni Asya’nın hangi sayısında sizin bu yalanlarına yer verilmiş? Niye kaynak vermiyorsunuz?

Bu müfterilere değil, ama işin doğrusunu merak edenlere bininci kez ifade edelim ki: Sultan Abdülhamid'in tahttan indirip Selanik'e gönderen aynı Hareket Ordusu, hasmane davrandığı Said Nursî’yi de 31 Mart Vakası’nda kışkırtıcı rol oynadığı gerekçesiyle idamla yargıladı; ama, hiçbir delil bulamayarak beraatine karar verdi. 

Son söz: Said Nursî’yi, bizi, Yeni Asya’yı herkes eleştirme hakkına sahiptir. Ama, yalanlarla, iftiralarla, düzmece bilgilerle değil; insanca, mertçe, dürüstçe ve insan haysiyetine yakışan bir yaklaşımla…

Okunma Sayısı: 204
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı