Tarikat ve tasavvuf mesleğinde, şeyhe-mürşide bağlılık esastır. Sadık bir mürid, zamanla “fenâ fi’ş-şeyh” olur. Yani, mürid kendi nefsini, iradesini, hatta şahsî arzusunu mürşidinin iradesine terk eder. Âdeta "gassalın elindeki meyyit" gibi bir teslimiyet içine girer.
Bu noktanın izahını es geçerek başka bir noktaya geçelim.
Şöyle ki: Bazen gidilen yolun tarikat-tasavvuf ile bir alâkası olmamasına rağmen, yine de bazı kimseler, müridâne bir vaziyetle iradesini götürüp şahıslara teslim ediyor.
İşte bu meslek-meşreb olarak kabul edilemez. Zira, tarikat ve tasavvuf yolu bir meslek iken, şahıslara kul-köle gibi bağlılığın meslek ve meşreb ile bir alâkası yoktur. Bu olsa olsa şahısperestliktir ki, bilhassa şu zamanda zuhûr eden içtimaî (psiko-sosyal) bir hastalıktır. Zira, şahıs ile başlayan bir yapılanma, o şahıs ile de biter, yahut sekerata doğru yol alır.
Bu dahi bahsimizden hariçtir. Geriye kalıyor köklü bir dava, bir fikir veya prensipler manzumesi etrafında yer alan meslek-meşreb meselesi. Bunlara dair birkaç örnek: Nur Talebeleri (1920’ler), Süleymancılar (1940’lar), Millî Görüşçüler (1948). Bu tür yapılanmaların ömrü ve hayatiyeti şahısların ömrü ile kaim değildir. Aktif olan, yahut önde görünen şahıslar gelir gider; ama, fikrî hareket ve sivil statü hayatiyetini yine idame ettir.
«
Üstad Bediüzzaman’ın meslek-meşreb sahiplerine olan tesirli dersleri, veciz sözleri var. Bu sözler çarpıcı olduğu kadar, aynı zamanda her biri birer ulvî-kudsî kaynağa dayanıyor.
İşte o sözlerden adeta yön tabelası niteliğinde olan bir nümûne: “Sen, mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, ‘Mesleğim haktır veya daha güzeldir’ demeye hakkın var. Fakat ‘Yalnız hak benim mesleğimdir’ demeye hakkın yoktur.” 1
Demek ki, herkesin kendi mesleğinin muhabbetiyle yaşamaya hakkı var; fakat, bu muhabbet, başka meslekleri dışlamaya, karalamaya ve hak olan bütün güzellikleri kendi tekeline almaya kişiyi sevk etmemeli.
«
Bir başka risalede verilen mesajda ise, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmenin aynı zamanda “müsbet hareket etmek” manasında olduğu nazara veriliyor.
Konuya giriş ifadesi şöyle: “Hodgâmlık ve enaniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîrüzeber olur.”
Doğrusu ürperten ifadeler bunlar. Bu dehşetli hâlin çaresi hakkında ise şu ifadeler serd ediliyor: “Bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, dokuz emirdir.”
Biz, asıl konumuzun gereği olarak o dokuz emirden sadece bir tanesini ve birincisini iktibas ederek şimdilik nihayet verelim: “Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.2
Velhasıl: Herkes kendi mesleğinin muhabbetiyle yaşamalı; başka mesleklerin tenkis ve adavetinden ise kaçınmalı, imtina etmeli.
Dipnotlar:
1- Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.
2- Lem’alar, Yirminci Lem’a.