"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hak da, kuvvet de örselenmemeli

M. Latif SALİHOĞLU
14 Mayıs 2026, Perşembe
Hak daima üstündür. Eyvallah. Hak haktır; küçüğüne-büyüğüne bakılmaz. Elbette. Hele Cenab-ı Hakk’ın yolunda ise, en küçüğü dahi en büyük kadar kıymetlidir, muteberdir. Âmenna.

Bu noktalarda hiçbir pürüz, problem, sıkıntı yok. Bunlarda umumî bir ittifak var.

Problem, zaman zaman şu noktada düğümleniyor: “Kuvvetin hakkı” nedir? Buna nasıl bakmalı ve ne şekilde değerlendirmeli? Zira, hiç şüphesiz kuvvetin de bir hakkı vardır. İşte bunu nereye koymalı ve “hak-kuvvet” dengesinde bunun kıymetini nasıl ve neye göre takdir etmeli?

*

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethini tamamlayıp beyaz atının üstünde Topkapı’dan şehre girdiğinde büyük bir tezâhüratla karşılanır. 

Karşısına âniden bir derviş çıkar ve şunu söyler: 

“Padişahım, sen biz dervişlerin duasıyla muvaffak oldun, muzaffer oldun.”

Genç Fatih, kılıcını kınından çıkararak dervişe şu sözlerle mukabele eder:

“Doğru söylersin derviş. Lâkin, şu kılıcın hakkını da inkâr etme.”

*

Demek ki neymiş, kılıcın, yani kuvvetin de bir hakkı vardır.

Bu prensibi günümüzde, bilhassa dahilde şu şekilde tatbik etmek mümkün:

Evvelâ: Hak daima üstündür, yücedir ve ondan üstünü yoktur. Dolayısıyla, kuvvet de “hakta ve ihlâsta” olmalı.

Sâniyen: Birlikten kuvvet doğar. Birlikte kuvvet olduğu gibi, birlik-beraberlik içinde olmak aynı zamanda bir “hak”tır. 

Yani, senin ittifak ve ittihadın sağlam olduğu takdirde, hakka daha iyi hizmet eder ve hakkı üstün tutma imkânına sahip olursun. İhtilâfa düştükten ve tesanüt bozulduktan sonra, normal haklarına bile sahip çıkamaz, onu üstün tutamaz ve “El-hakku ya’lu velâ yu’la aleyh” hakikatini idame ettiremezsin.

*

Özetleyecek olursak: Hak daima üstündür ve ondan üstünü yoktur. Fakat, şunu asla hatırdan çıkarmamak gerekir ki, ittifak-ittihad ruh ve şuuruyla hareket etmek de temel haklardan biridir ve bunu sağlayabildiğiniz ölçüde hakkı tutup kaldırır veya haksızlığa karşı gelebilirsiniz. Aksi halde, kuvvetiniz hiçe indiği gibi, birçok haktan da mahrum kalırsınız. Madem öyle, o halde mücerred manadaki hakkı da, hakkın iktiza ettiği kuvveti de örslemekten, yahut zaafa uğratmaktan şiddetle kaçınmak lâzım geliyor.

Okunma Sayısı: 940
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer Adıbelli

    14.05.2026 22:10:17

    Cennete girdiğinizde kimle karşılaşacaksanız onlarla muhabbetinizi, bağınızı koparmayın. Bu herkes, her cemaat her millet için geçerli. Batıya beslediğiniz muhabbet fanidir. Bu dünyada kalır. Siz kardeşlerinizi terk etmeyin. Yüzünüzü batıya değil kardeşlerinize dönün.

  • Enes

    14.05.2026 18:37:41

    Yerinde bir yazı Allah razı olsun hocam. Kılıç sağlam ve güçlü olacak ki kafirlerin, zalimlerin yüreğine korku düşecek.

  • Latif Salihoğlu

    14.05.2026 18:01:38

    "Kuvvetin bir hakkı var; bir sırr-ı hilkati var." (BSN-Lemaat) + Nur Risâlelerini anlayarak okuyan herkes bilir ki, kuvvete müracaattan "fiili duâ" mânası kast ediliyor.

  • Raşit Örenel

    14.05.2026 12:27:43

    Fatihi'n misalindeki "kılıç" fiili dua manasındadır, kaba kuvveti ayrıca övmek manasında değildir. Fiili dua yeri gelir kılıç olur, yeri gelir çapa olur, yeri gelir kalem yeri gelir insaf olur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı