Yaklaşık altı sene (1939-45) devam eden II. Dünya Harbinin galip tarafı olan Nazi Almanyası, 7 Mayıs 1945’te kayıtsız şartsız bir şekilde teslim olarak mağlubiyeti kabul etti.
Bu neticenin hasıl olmasında, peşpeşe yaşanan iki hadise önemli ölçüde etkili oldu.
Birincisi: Almanya’nın müttefiki olan İtalya’nın faşist lideri Benito Mussolini, 29 Nisan 1945’te kendi halkı tarafından linç edilerek öldürüldü.
İkincisi: Savaşın asıl lokomotifi rolünde olan Almanya’nın Nazi lideri Adolf Hitler, ondan bir gün sonra (30 Eylül) hanımıyla birlikte zehir içerek intihar etti.

Evet, savaşın başından biri karşı tarafa ağır kayıplar verdirerek bu noktadaki galibiyetini koruyan Almanya, bu iki ölümcül hadisenin ardından adeta dermanı kesildi ve mecburiyet tahtında teslimiyet bayrağını çekmek durumunda kaldı.
Böylelikle, o büyük savaş Avrupa kıt’asında bitti. İnsanlık tarihinin bu amansız savaşı, Japonya’ya atom bombalarının atılmasından sonra Ağustos ayından itibaren Uzak Doğu'da da son bulmuş oldu
*
Evet, II. Dünya Savaşı, dünya ve insanlık tarihinin en kanlı ve en yıkıcı hadisesi olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 6 sene süren (1939-45) bu savaşa aktif şekilde katılan ülkeler iki blok halinde karşı karşıya geldiler: Bir tarafta Almanya, İtalya ve savaşa sonradan katılan Japonya vardı.
Diğer tarafta ise, İngiltere, Rusya (SSCB), Fransa, Polonya ve yine sonradan savaşa katılan ABD vardı.
Bu ülkelerin hemen tamamı, sömürgeciydi. Sömürgeleri de, tâ 1945’e kadar çoğunluk itibariyle Müslüman topluluklardı.
O korkunç savaşta, sömürgeci devletlerin adeta belleri kırıldı. Yani, galibin de mağlûp olanın da kaybı büyük oldu.
Bunlar, büyük savaştan önce sömürge sahasını daha da genişletme ve etkinleştirme plânları yaparken, kendilerini bir anda ateş ve barut gayyası içinde buldular. Savaşın ilk yıllarında Almanya’dan öylesine şiddetli darbeler yediler ki, neye uğradıklarını şaşırdılar.
*
Yıllar öncesinden savaş sanayiini kuran ve harbe hazırlanan Almanya, savaşın ilk yıllarında galibâne gidiyordu. Meselâ, İngiltere ve Rusya hariç, Fransa, Polonya başta olmak üzere Avrupa’nın hemen bütün hükümetlerini teslime mecbur etmiş ve Nazi ordusuyla o ülkelerin topraklarını ele geçirmiş durumdaydı. Hitler, bir taraftan da, teslim olmamakta direnen Rusya ve İngiltere’ye öldürücü darbeler indiriyordu.
Hitler’in ordusu, gerek kara harekâtı, gerek hava bombardımanı ve gerekse paraşütçü birliklerle yapmış olduğu indirme operasyonlarıyla, Rusya ve İngiltere’nin korkulu rüyâsı haline gelmişti.
Savaşın üçüncü yılında (Aralık 1941) Almanya’nın müttefiki olan Japonya’nın Pearl Harbor’daki ABD kuvvetlerini vurması ve bu iki büyük devletin de karşılıklı olarak fiilen savaşa katılmasıyla birlikte, gelişmelerin seyri değişmeye başladı.
Son olarak, ABD hava kuvvetleri tarafından Japon adalarına üç gün arayla (6-9 Ağustos 1945) atılan atom bombaları, Uzakdoğu’da da savaşa nokta konulmasına sebebiyet verdi. 250 bin insanın ölümüne yol açan bu hadiseden sonra, Almanya gibi Japonya da kayıtsız şartsız teslim olduğunu ilân etti.
O tarihte yaşanan “büyük şer”den çıkan hayırlı bir neticeyi de şöylece özetlemek mümkün: Azılı diktatörler feci şekilde can verip gittiler. Sömürgeci devlerin belleri kırıldı. Sömürge altındaki topluluklar, savaştan sonra birer birer bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar.