Dört büyük imamdan (Eimme-i Erbaa) biri olan İmam-ı Şâfiî hakkındaki detaylı bilgilere geçmeden evvel, birden hatıra gelen “4’ler tevâfuku”na dair kısa kısa bazı hatırlatmalarda bulunmaya çalışalım. Şöyle ki:
4 büyük halife: Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (ra).
4 büyük imam ve 4 hak mezhep: Şâfiî, Hambeli, Malikî, Hanefî.
4 hak kitap: Kur’ân, İncil, Tevrat, Zebur.
124 bin enbiya.
124 milyon evliya.
4 mevsim: Bahar, yaz, güz, kış.
4 büyük kıta: Asya, Avrupa, Afrika, Amerika.
«
Şâfiî mezhebinin kurucusu İmam-ı Şâfiî, 767 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde doğdu. Bu tarih, tam tamına İmam-ı A’zam Ebu Hanîfe’nin vefat ettiği senedir. Bunda da harikulâde bir tevâfuk eseri var ki, âdeta, büyük kutuplardan biri dünyaya vedâ ederken, bir başka kutup dünyayı şereflendirmiş oluyor.
Bu büyük zâtlar, aynı zamanda vazifeli şahsiyetler olduğu için tavizsiz yaşarlar. Kimseye yaranmaya çalışmazlar. İlmin izzetini hiçbir şeye âlet etmezler, fedâ etmezler. Bu sebeple, çok ağır bedeller ödemekten kurtulamazlar.
Nitekim, aynen İmam-ı A’zam Ebu Hanîfe’nin idareciler tarafından maruz kaldığı sıkıntıların bir benzerini İmam-ı Şâfiî de yaşamıştır. Meselâ, onun hakkında kudretli Abbasî Sultanı Harun Reşid’e ihbarlar gitmiş ki, “Senin hakkında bir muhalefet, bir isyan hareketini örgütlüyor” diye, ağır şekilde cezalandırılması istenmiş. Tabiî, idamla yargılanan İmam-ı Şâfiî, idam edilmekten kıl payı kurtuluyor. Lâkin, yine de serbest bırakılmayıp Bağdat’tan Mekke’ye bir nevi sürgün olarak gönderiliyor.
«
İmam Şâfiî, Mekke’de kaldığı süre içinde iki defa Bağdat’ı ziyaret etti. Her kaldığı yerde, elinden geldiğince iki hizmeti birden ifâ etmeye çalıştı: Talebe yetiştirmek ve İslâm fıkhını derinlemesine araştırmak.
İşte bu cehd ve gayretle, hem çok sayıda talebe yetiştirdi, hem de asırlara hükmeden “Şâfiî Fıkhını” tekmil eyledi.
«
Bağdat’ta Emin-Me’mun arasında bitmek bilmeyen saltanat kavgasından usanan İmam-ı Şâfiî, ömrünün son yıllarını tamamen ilmî meşguliyetlerle geçirmek maksadıyla Kahire’ye gitti. Burada da, hazine değerindeki yüksek ilmiyle hem talebe yetiştirmeye, hem Şâfiî mezhebini ikmâl etmeye var gücüyle çalıştı. Bunda da muvaffak olarak, İslâm tarihinin altın sayfalarına ismini yazdırmış oldu.
Yazdığı pekçok eserden bazıları şunlardır: El-Ümm: Fıkıh, yani İslâm hukukuna dairdir. Kitabü’s-Sünen vel-Müsned: Hadis ilmine dair. Er-Risale fil-Usûl: Usûl-i fıkha dair. El-Kitabü’l-Bağdadiyye. El-Mebsut. Ahkâmü’l-Kur'ân. İhtilâfü’l-Hadis. Müsnedü’ş-Şâfiî. El-Mevâris. Edebü’l-Kadi. Fedail-i Kureyş. El-Eşribe. İsbâtü’n-Nübüvve. Redd-i alel-Berahime.
«
Son olarak, Risale-i Nur’da da iktibâsen yer alan İmam-ı Şâfiî’nin unutulmaz sözlerinden birkaç vecize sunalım:
● Besmele, tek bir ayet olduğu halde, Kur’ân’da 114 defa nâzil olmuştur.
● Haram-ı nazar, nisyan (unutkanlık) verir.
● Hâlis talebe-i ulûmun rızkına ben kefalet ederim.