Mehmet Kutlular Ağabeyle ilgili olarak bu bölümde anlatacaklarımız, sanırım pek çok kimse tarafından az-çok biliniyordur. Çünkü, bunların bir kısmını geniş katılımlı bazı içtimalarda da anlattığını gayet iyi hatırlıyorum.
Dolayısıyla, birebir şahit olmayanlar da bunları birilerinden duymuş olabilir. Duymayan, bilmeyenler de buradan okuyup öğrenebilirler.
*
Kutlular Ağabeyin dost-düşman hemen herkes tarafından bilinen bazı meziyetleri vardı: Her şeyden önce mert ve dürüst bir insandı. Doğruluktan sapma göstermezdi. İkiyüzlü davranmazdı. Birisi hakkında söyleyeceklerini, doğrudan o kimsenin yüzüne karşı da söylerdi. Ne var ki, vaktiyle kendisine güvenerek gelip de ona özel derdini açan, sırrını-mahremiyetini söyleyen, çare için konuşan, danışan kimselerin sırrını başkasına asla söylemezdi. Sonradan bozuşmalarına rağmen, o kimsenin zaaflarını yüzüne dahi vurmazdı. Böyle merdâne bir tutumu vardı.
Bu hususa dair bazen şunu söylerdi:
“Gerek büyüklerimden, gerekse küçüklerimden pekçok kimse gelip bana en mahrem derdini söylemiştir. En gizli sırlarını gelip bana açmıştır. Bir çıkış yolu bulmak için benden fikir sormuş, yahut maddî-mânevî yardım istemiştir.
“Talihsizlik, yahut kaderin garip bir tecellisi olarak sonradan o kimse ile birbirimize ters düşmüşüzdür. Kimisiyle kanlı-bıçaklı hale gelmişizdir. Hatta, onlardan bazıları beni sırtımdan vurmuştur.
“Ama, buna rağmen ben onların sırrını deşmedim. Onları mağlup etmek için böyle bir yola başvurmadım. Onlara karşı o silâhı kullanmayı kişiliğime yediremedim, haysiyetime yakıştıramadım.”
Bu haliyle çevresine güven telkin eden Kutlular Ağabey, dönüp bize de aynı dürüstlükle hareket etmemizi tavsiye ederdi. “Yarın-öbür gün kavgalı hale gelseniz bile, insanlara karşı itibarınızı kaybetmeyin” derdi.
*
Kutlular Ağabeyin insanî yönüne dair bizzat yaşadığım, yakînen şahit olduğum bir hadiseyi de naklederek bitireyim.
Bir ara paraya ziyadesiyle sıkıştım. Memleketten yanıma gelen annemin âcilen katarakt ameliyatı olması gerekiyordu. Ama, elimde hiç para yoktu. Bu sebeple, SGK hakkımızdan istifade ile hastanelere gittik. Tam tamına iki ay boyunca şu hastanelere başvuruda bulunduk: Eyüp, Okmeydanı, Samatya ve Cerrahpaşa. Mükerrer defalar tetkik, tahlil, film, şu-bu…
Ama, hiçbiri katarakt ameliyatı için randevu vermiyor. Resmen ipe un seriyorlar. Habire bizi oyalıyorlar, yordukça da yoruyorlar.
Altmış günün sonunda, artık ne bende hâl kaldı, ne de annemde mecâl. Annem “Oğlum, eğer ameliyat yapmıyorlarsa, kalsın öyle, beni memlekete gönder gideyim” deyince, içim cızz etti.
Gidip durumu Kutlular Ağabeye anlattım. “Anneni ameliyat ettirmeden gönderme, özel bir hastaneye götür” dedi. “Araştırdık, çok pahalıya mal oluyor, paramız yok” dedim. Ücretini sordu, söyledim. Çıkardı, ameliyat ücretinin yarısını verdi. Teşekkür ederken, aynı anda gayr-ı ihtiyarî tebessüm ettim. Sebebini sordu, söyledim: “Abi, bu parayla ancak bir gözünü açtırabiliriz” dedim. Cevap verdi: “Sen şimdi al bunu, bir gözünü hemen tedavi ettir. Zaten iki gözü birden ameliyat etmezler. Sonrası Allah kerim.”
Bazıları inanmayabilir, ama hakikaten bir gün içinde, üstelik hiç tahlilsiz-tetkiksiz bir şekilde, yani lokal anestezi ile bir saat zarfında ameliyat işi tamamladı ve o özel hastaneden evimize yürüyerek döndük.
Oysa, resmî hastanelerde bir gözün kataraktı için, tam iki ay boyunca akla karayı seçtik; ama, yine de netice alamadıydık.