"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şapka dayatmasının İnebolu'ya maliyeti

M. Latif SALİHOĞLU
08 Kasım 2012, Perşembe
Cumhuriyetin ilk yılları

Kastamonu ve çevresinde 1925 yazında başlatılan Şapka İnkılâbının fikrî ve mânevî yönü gibi, ayrıca maddî ve ticarî yönü üzerinde de durulması lâzım.
Birinci maddenin özeti şudur: Frenklere benzemek, İslâmî görünümden uzaklaşmak ve secdeyi zorlaştırmak.
İkinci maddenin tatbikat cihetine bakıldığında ise şunu görmekteyiz: Vakko gibi firmalar büyük gelir elde ederek alabildiğine zenginleşmişler. Buna mukabil, başta Kastamonu ve Çorum vilayetleri olmak üzere, bilhassa Doğu Karadeniz Bölgesindeki vatandaşlar büyük mağduriyetler yaşamışlar.
Bu konudaki bilgi kaynağımız, öncelikle o dönemi bizzat yaşamış olup Çelebiler, Fakazlılar, Mırmırlar olarak da bilinen "İnebolu Nur Talebeleri"dir.
Ayrıca, "Kastamonu Vilayet Salnâmesi" ile İnebolu Belediyesi tarafından yayınlanan "İnebolu Tarihi" isimli çalışmalardan da istifade ettiğimizi belirtmiş olalım.
Efendim, mesele şudur:
Sultan II. Abdülhamid'in de teşvikleriyle 1882 yılı sonlarında inşa edilmeye başlanan büyük İnebolu Limanı, bölgenin iktisadî çehresinin sür'atle gelişip güzelleşmesini netice verdi.
Meselâ, daha evvel haftada ancak üç–dört vapurun uğradığı İnebolu'ya, limanın tekemmül etmesiyle birlikte bu sayı günde yedi–sekize kadar çıktı.
1900'lü yılların başına gelindiğinde ise, sadece yerli olanlar değil, ayrıca Rusya ve Gürcistan bandıralı büyük sınaî ve ticarî gemiler de İnebolu Limanına gelip gitmeye başladı.
Yerli ve özel sektöre ait en büyük ticaret gemileriyle, Mısır'ın İskenderiye Limanına tonlarca miktarda yumurta ve elma götürülüp ihraç ediliyordu.
Bu büyük ihracat faaliyetinden istifade eden vilayetlerin başında Kastamonu gelmekle birlikte, ayrıca Çorum, Çankırı ve Bolu yörelerinden de bol miktarda getirtilen elma, yumurta, kereste, keten, kendir ve canlı hayvan ihracatı yapılarak bölgenin iktisadî hayatına canlılık kazandırılıyordu.
Bu büyük ticarî faaliyet, savaşlar sebebiyle ara ara kesintiye uğramakla beraber, yine de 1925 yılı sonlarına kadar devam edebildi.
29 Ekim 1925 tarihinde ise, Ankara'da yapılan ilk resmî cumhuriyet balosunda yaşanan büyük bir "diplomatik skandal" sebebiyle, Mısır'la olan bütün ticarî ilişkiler donduruldu; dolayısıyla, İnebolu Limanından gerçekleştirilen ihracat faaliyetleri de sekteye uğramış oldu.
O gün, Ankara'da şu garabet yaşandı: Şimdilerde "29 Ekim Çankaya Resepsiyonu" denilen organizasyon, 1925'te "Balo" ismiyle tertiplendi.
Resmî oarak ilk kez düzenlenen Baloya başbakan, bakanlar, büyükelçiler, ordu komutanları ile basın mensupları eşleriyle birlikte dâvet edilmişlerdi.
Ne var ki, bir ay evvel çıkartılan Şapka Kànunu sebebiyle, Baloya iştirak edenlerin hemen tamamı şapkalıydı.
Sadece bir tanesi istisna: Mısır Büyükelçisi...
Başında "Osmanlı fesi" ile gelen Mısır büyükelçisi, kapıda durduruldu ve Balo'ya alınmayarak geri çevrildi.
Bu rencide edici hadise, Mısır'a tez elden ulaştı. Mısır hükümeti de, sert bir notayla mukabele ettiği Türkiye ile olan bütün ticarî faaliyetlerin durdurulması kararını aldı.
İşte, tam da bu esnada Mısır limanlarına gidip demirleyen yumurta ve elma yüklü ticaret gemilerimizdeki malların tamamı elde kaldı.
Tüccarlarımız, orada günlerce uğraşıp durmalarına rağmen, kimseye birşey satamayıp çaresizce geri döndüler.
Ne var ki, elde kalan mallar çürümeye başladığı için, bunları denize döke döke ve son kalan kısmını da Sarayburnu açıklarındaki akıntıya boşaltarak eli boş döndüler.
Netice itibariyle, ihracat işi yapan tüccarlarımızın hemen tamamı iflâs etti. Onların iflâs etmesi demek, aracı firmalar ile çiftçi ve üretici durumdaki vatandaşlarımızın da maddî çöküntüye uğraması demekti.
Nitekim, öyle oldu ve bu fecaat yıllarca devam edip gitti.
Öyle ki, yedi yıl sonra aynı "Fes Vak'ası" bir kez daha tekerrür etti.
Ekim 1932'de Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abdülmelik Hamza Beyin Ankara sokaklarında fesiyle dolaştığı görüldü.
Hamza Bey, ayrıca 29 Ekim günü yapılan resmigeçit merasimine, yine aynı gün Ankara Palas’ta M. Kemal'in verdiği akşam yemeğine ve hemen ardından CHP’nin ev sahipliğinde yapılan Cumhuriyet Balosu’na da başında fes olduğu halde gelip katıldı.
Daha önceki gibi, bu durum da Türkiye ile Mısır arasında diplomatik krize yol açtı.
Bu krizin hikâyesini, bir de aynı mekânda bulunan İngiliz (Sir George Clerk) ve Fransız (Kont de Chambrun) büyükelçilerinin hemen hemen aynı ifadeleri ihtiva eden raporundan okuyalım: “İki yüz kişilik davetliler arasında Mısır elçisinin fesi gösterişle sırıtıyordu. Cumhurbaşkanı, arada bir, sezdirmeden fese alaycı bir göz atıyordu. Zavallı meslektaşım bunun farkına varmadı. Ama Gazi, sürükleyici müziğin temposuna ayak uydurarak masadan kalkınca, doğruca Mısırlının yanından geçti ve geçerken bir kedi mırıltısını andıran usulca bir sesle kendisine bir şeyler söyledi; onun omzunu okşadı. Kendisini kucaklıyor sanmıştık ki, bir de ne görelim, bir garson fesi gümüş bir tepside hızlı adımlarla götürüyordu. Tepsinin ardından öylece bakakaldık.”
Detaylar değişse de, hadisenin iki ülke arasında ticarî ve diplomatik krizlere yol açacak boyutlara vardığını çeşitli kaynaklardan öğrenmek mümkün.

Mazhar Müfit'in anlattıkları

Birkaç sancak ile vilayette idarecilik yapan Mazhar Müfit Kansu (1874–1948) Denizli doğumlu olduğu halde, Denizli'nin yanı sıra ayrıca Hakkâri ve Artvin milletvekili olarak Meclis'te görev yaptı.
Kayseri, Yozgat, Kırşehir, Niğde İstiklal Mahkemesi üyeliklerinde ve hatta başkanlığında da bulunan Kansu'nun en bâriz özelliği, M. Kemal'e sadâkatle bağlılığıdır.
Gazetelerde tefrika edildikten sonra toplanan yazıları "Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber" ismiyle kitaplaştırıldı.
İşte, Kansu'nun bu kitapta  Erzurum Kongresi'nin (Temmuz 1919) bittiği geceye dair anlattıklarından bir bölüm:
Mustafa Kemal "Mazhar, not defterin yanında mı?" diye sordu. "Hayır, Paşam" dedim.
"Zahmet olacak, ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel!" dedi. Hemen aşağıya indim. Not defterimi alıp geldim. "Defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar mahrem kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir de sen bileceksin. Şartım bu" dedi.
Süreyya da, ben de, "Buna emin olabilirsiniz Paşam" dedik. Paşa bundan sonra, "Öyle ise önce tarih koy!" dedi. Koydum: 7–8 Temmuz 1919. Sabaha karşı.
Tarihi sayfanın üzerine yazdığımı görünce, "Pekâlâ, yaz!" diyerek devam etti: "Zaferden sonra şekl–i hükümet cumhuriyet olacaktır. Bunu size daha önce bir sualiniz münasebetiyle söylemiştim. Bu bir. İki: Padişah ve hanedan hakkında zaman gelince icap eden muamele yapılacaktır. Üç: Tesettür kalkacaktır. Dört: Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir. Beş: Latin hurufu kabul edilecek."

Ve, yıl 1925 Kastamonu dönüşü

Mazhar Müfit, bu notların yıllar sonrasındaki yansımaları hakkında şunları anlatıyor: Şapka İnkılâbını ilân etmiş olarak (1925) Kastamonu'dan dönüyordu. Ankara'ya avdet ettiği anda, otomobille eski Meclis binası önünden geçiyor, ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım. Kendisinin ve yanında oturan Diyanet İşleri Reisi'nin başında birer şapka vardı. Kendisi neyse ne? Fakat kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet İşleri Reisine (R. Börekçi) de şapkayı giydirmişti. Ben hayretle bu manzarayı seyrederken, otomobili durdurttu, beni yanına çağırdı ve birden, "Azizim Mazhar Müfit Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?" deyiverdi.

Okunma Sayısı: 1656
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • emin örnek

    11.11.2012 00:00:00

    vay be ülkemizde cumhuriyet ve demokrasi adı altında dinimize ne darbeler vurulmuş, DİB ’nına bile şapka giydirlmiş. Allah üstaddan razı olsun o olmasıydı halimiz nice olurdu acep.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı

En Çok Okunanlar