1980 yılının Ekim ayında can kardeşim Ali ile Hatay’ın Yayladağı ilçesinden İzmir Bornova’daki Yakup Alkan hemşerimizin adresine gidiyoruz. Yakup abiyi hiç tanımıyoruz.
Bizim meselemiz üniversite hazırlık kursuna yazılmak. Hukuk fakültesinde okuyan Yakup abi ile tanışıyoruz. "Ben sizi tanımıyorum" diyor. "Biz de seni tanımıyoruz abi " diyoruz. Derdimizi anlatıyoruz. Yakup abinin kaldığı ev ortamının farklı olduğunu görüyoruz. Hepsi üniversitenin değişik fakültelerinde okuyan abiler, beş vakit namaz cemaatle kılınıyor. Bir de ilk defa gördüğümüz 'kırmızı kaplı kitaplar' okunuyor. Farklı huzurlu bir dünyanın içinde buluyoruz kendimizi. Kursa gidip üniversite kazanma azmimiz daha da artıyor. İzmir’deki kursları gezmeye başlıyoruz. Yakup abinin yanında misafirliğimiz bir haftayı geçiyor. Kurs hakkında tam kararımızı vermemişken, Yakup abi "Sizi İstanbul’da bir kursa göndersem gider misiniz?" diyor. Biz de tamam diyoruz.
Yakup abi İstanbul’da gideceğimiz adresi veriyor. Bu adrese gidin sizinle ilgilenecekler, diyor. Mesut Zeybek, Kıztaşı (Nurtaşı) Fatih’de bir adres. İzmir’den yola çıkıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki, Yakup abi Hasan Şen abi ile görüşerek bizi İstanbul’a (İzmirli olan, Hasan abinin yakın dostu Mesut Zeybek abinin yanına) göndermeye karar vermişler. Mesut abiyi buluyoruz. Kurs kaydımız yapılıyor. Isparta talebe yurduna yerleşiyoruz. Kursa başlıyoruz. Hayallerimiz gerçek oluyor.
Kurs sonrası ben Ege Üniversitesi, İktisat Fakültesini, Ali ise, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesini kazanıyoruz. Kazandığımı Yakup abiye haber veriyorum. Çok seviniyor. Bu sefer Bornova’ya Yakup abinin yanına üniversite okumak için gidiyorum. Yakup abi beni sevinçle karşılıyor, kucaklıyor. Birkaç gün sonra "Abidin kardeşim seni Hasan abi ile tanıştıracağım" diyor. Namazgah’taki Hasan abinin yanına gittik. Karşımda babacan iri cüsseli, ismiyle müsemma gönülleri şen eden konuşmalarıyla, tebessümüyle, kibar bir insan. Sizi huzur iklimlerine götürüyor, hemen kanım kaynamıştı Hasan abiye. Yakup abiye, "Yakup kardeşim yardımcını bulmuşsun, Bornova’da hizmette yeni sayfalar açmanızı bekliyorum" dediğini unutmuyorum.
Böylece İzmir’in "Nur Kervanının" kervanbaşı beni kervanına kabul etmişti. "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" 1981-1986 yıllarında Hasan abiyle İzmir’in Nur Kervanında beraber yol aldık. Hasan abi benim gibi nice insanın, gencin gönlüne dokunmuş kalplerine iman tohumlarının ekilmesine sebep olmuş bir dava adamıydı. İman ve Kur’an hizmetinde güzel, hayırlı işlere, İzmirli abilerle, üniversitede okuyan kardeş ve abilerle, Hasan abiyle beraber vesile olduk. O bize yol gösterdi, taktikler verdi. Her yıl İzmir Fuarına Yeni Asya yayınları olarak katılışımız, Konak meydanında kitap çadırında kitap fuarı açmamamız, Bornova’da Salih Sütçüoğlu abinin Cihat Kitapevinin açılışında bulunmamız, bu yayınevinde Yavuz Bahadıroğlu’nun kitaplarını imzalaması, Ege Üniversitesi girişinde imzaya davet broşürlerini dağıtmamız, Yeni Asya yayınlarının satıldığı bu kitapevinin açılışında Şakir kardeşim ve Serdar kardeşimle birlikte aktif görev alışımız, çevre il ve ilçelere hizmet gezilerimiz, her yaz mevsiminde Ödemiş Gölcük gölü ve yaylasında Mehmet Kutlular abiyi ziyaretimiz, Bornova’da çocuklarla top oynadıktan sonra onlara Can Kardeş dergisi dağıtmamız, memleketimdeki okullara dergi ve kitap göndermem...
1980 ihtilalinden sonra Yeni Asya kapatıldığından Yeni Nesil gazetesiyle hizmete devam ediliyordu. Yeni Nesil’in muhabirliğini yapıyordum. Metin Kavcar kardeşimle birlikte. İzmir Belediye Başkanı Burhan Özfatura ile makamında ‘Alkol, uyuşturucu ve gençlik’ üzerine röportaj, (hiç unutmuyorum bütün gazeteciler başkanla görüşmek için sıraya girmişlerdi. Önce bizi aldılar. Başkan bizi gülerek karşıladı. Gençler ikindi namazı geçiyor, önce namazı kılalım demiş, namazı kılmıştık) müstehcenlik konusunda yaptığımız röportajlar hemen hatırladıklarım.
Bu vesileyle İzmirli abilerin, Bornova’da beş yıl boyunca nur dershanesinde kalırken, Bornova’da başta Bilal Tunç, Ömer, Salih abiler olmak üzere bütün abilerin üzerimde emekleri var, hepsine teşekkür ediyorum.
İstanbul’dan Yeni Nesil gazetesinden gelen abiler İzmir’den yazılar, araştırmalar bekliyoruz, diyorlardı. Hasan abi bunun üzerine, "Haydi gençler kalemlerinizi hizmette kullanmaya, var mısınız? "diyordu. Ben de iç dünyamda varım demiştim. O ana kadar hiçbir yazı, makale yazmamıştım. Hasan abi kıvılcımı yakmıştı. İlk yayınlanan kısa makalemi hatırlıyorum "İktisatlı olmak." Yüce Rabbimin lütfuyla bunu diğerleri takip etti. 1984 yılının Ramazan ayında, Yeni Nesil’in Zemzem ekinde bir ay boyunca “Kâinat ve İktisat" başlığı altında her gün araştırmalarım yayınlandı. Bu çalışmalarım Hasan abiyi mutlu ediyordu. İzmir İstanbullu abilere cevabını vermeye başlıyordu.
Hasan abi gençlerle ders yapmayı, sohbet etmeyi çok severdi. Derslerine Roman kardeşlerimizin de geldiklerini hiç unutmuyorum. Hoş latifeler yapardı. Gençlerin dertleriyle dertlenir çözümler üretirdi. Yemek yemeyi ve yedirmeyi severdi. Nevi şahsına münhasır birisiydi. Cömertliği ve ihsanı takdire şayandı. Beraberce yaptığımız hizmetler sonunda mutlaka en güzel lokantalarda ziyafet çekerdi. Hasan abi Ebu Hureyre (ra) gönüllü bir insandı. Hayvanları, bilhassa kedileri severdi. Dostlarına ve gençlere ziyafet çektiği gibi onlara da çekerdi. Onların rızıklarını arabasının bagajında taşırdı.
— Devam edecek—