Peygamber Efendimiz (asm) “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz”1 derken, hayatımızın gidişatının nasıl öleceğimizden bir nevî haber verdiğine işaret ediyor.
Yani, nasıl yaşadığımız ve nasıl bir sonla Rabbimizin huzuruna çıkacağımız çok mühimdir. Zira, insan ömrünü hangi istikamette geçirirse, ekseriyetle o hâl üzere dünyadan ayrılıyor. Kalbi neyle meşgulse, dili neye alışmışsa, ruhu hangi hakikate yönelmişse, son nefeste de çoğu zaman o tecelli ediyor.
Bu manaya en güzel şekilde mazhar olanlar, başta Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm olmak üzere peygamberler, veliler, âlimler ve ehl-i iman salih ve salihalardır. Bediüzzaman Said Nursî ve talebelerinin hayatında bunun pek çok misali görülür.
Risale-i Nur’da anlatılan ibretli bir misalde, sarf ve nahiv ilimleriyle (Arapça gramer) meşgul bir medrese talebesi vefat ettikten sonra kabirde Münker ve Nekir’in “Men Rabbüke?” (Rabbin kim?) sualine, kendisini hâlâ medresede zannederek nahiv kaideleriyle cevap verir. “Men mübtedadır, Rabbüke onun haberidir; daha müşkül mesele sorunuz” demesi, hem latif bir tebessüme vesile olur hem de ömrünü hangi hâl üzere geçirdiyse insanın o hâl üzere haşrolacağı hakikatini gösterir. Aynı şekilde, Risale-i Nur’un şehid kahramanı Hafız Ali’nin de Denizli Hapishanesi’nde Meyve Risalesi’ni büyük bir aşk ve ihlâsla yazıp okurken vefat ettiği, kabirde sual meleklerine Risale-i Nur hakikatleriyle cevap verdiği ifade edilir.2
“Kabrinde boncuk diziyor”
Bu konuyla ilgili bir başka misal de şu hatıradır. Üstad talebeleriyle birlikte bir gün mezarlıktan geçerken, talebelerine yola devam etmelerini, kendisinin biraz orada kalacağını söylemiş. Bir kabrin başında bir müddet kalmış. Aradan yarım saat kadar bir vakit geçmiş, sonra yoluna devam etmiş. Talebelerden Molla Resûl Allah’a kasem ederek, Üstad’ın o kabrin başında niçin durduğunu sormuş. Çok ısrar edince Üstad neden durduğunu şu şekilde anlatmış. “Saliha bir kadının mezarının yanından geçiyordum. Bu kadın hayatta iken ziynete, süse ve boncuğa biraz düşkünmüş. Dünyada iken gerdanlığı kırılmış, onu ipe dizerken vefat etmiş. Kabrinde de hâlâ boncuk dizmekle meşgul. İhtimal ki kıyamete kadar da onunla meşgul olacak. Kıyamet koptuğunda ‘Ne kadar çabuk kıyamet koptu. Daha boncuğumu dizip bitiremedim’ diyecek. Ben bunun için durup Cenab-ı Hakk’ın azametini seyrediyordum.”3
Şükran Berk’e rahmetle
Mayıs ayında vefat eden Nur talebelerinden biri de Risale-i Nur’un tanınan avukatı rahmetli Bekir Berk Ağabeyin hanımı Şükran Berk Abladır. Şükran Abla, ölümden bahsederken çok neşelenir, “Bu hastalıklı bedeni bırakıp, hürriyetime kavuşacağım, ölüm düğün günüm olur” diyerek Azrail’i (as) her gün beklediğini söylerdi. Günlerini oruçlu geçirirdi ki, ecel gelirse ruhunu oruçlu teslim etmek için. Şükran Abla 28 Mayıs 2024 tarihinde vefat etmişti. 29 Mayıs günü, İstanbul’un fetih kutlamaları eşliğinde, hakikaten de düğün konvoyu şenliği gibi güzel bir bahar gününde dualarla Eyüp Sultan Mezarlığına Bekir Berk Ağabeyin kabrine defnedildi. Şükran Ablayı vefatının 2. yılında rahmet ve dua ile yâd ediyoruz.
Abdullah Eraçıkbaş’a dua ile
Vefat eden Nur talebelerini gazetemizde yâd etmeye büyük ihtimam gösteren Abdullah Eraçıkbaş Ağabey, vefat edenlerin kayıtlı olduğu listeye ekseriyetle yeni vefat eden Nur talebelerini de kaydeder veya ettirirdi. Kendisi de iki hafta önce Cuma günü dâr-ı bekâya göç ederek adını “15 Mayıs” tarihine kaydettirmiş oldu. O da ekser Nur talebeleri gibi, hizmet ederken, vazifesi üzere bir hâlde iken aniden aramızdan ayrılarak ahiret âlemine gitti. Allahu âlem, şimdi o da kabrinde Üstadın gazetesine, Nur’un neşrine hizmetle meşguldür. Kabri Kur’ân ve Nur menzili olsun. Amin.
Dipnotlar:
1- Câmii’s-Sağîr, V, 663; 2-Şualar, On Birinci Şua, s. 232.; 3-Son Şahitler, c. 1, s. 113.