"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarafgirâne tarihçilik olmaz

M. Latif SALİHOĞLU
01 Haziran 2026, Pazartesi
Yıllardır yazıyoruz, her vesileyle söyleyip duruyoruz “Yakın tarih yeniden yazılmalı” diye.

Sebebi gayet basit ve açık: Bilhassa okullarda ders verilen “resmî tarih” doğru yazılmamış. Kronolojik ve ansiklopedik bilgiler dışında, Nisan 1909’dan bu yana olan metinlerde neredeyse doğru bilgiye rastlayamıyorsunuz.

O tarihte, bir ismi “Selanik Ordusu” olan 3. Ordu darbe yaptı. Yönetime el koydu. Sıkıyönetim ilân etti. Sultan Abdülhamid’i tahttan indirdi. Kendilerine muhalif gördüklerini de en ağır şekilde cezalandırarak tarihin seyrini değiştirdi. Her türlü inisiyatifi ele geçirdi. Diyebiliriz ki, 115 seneyi aşkın süredir “resmî tarih”e dair inisiyatif hâlâ ellerinden çıkmış değil. Bu geniş zaman zarfında, o kadar çok ve çeşitli hükûmetler geldi geçti; ama, yine de doğru tarihin yazılmasına muvaffak olunamadı. 

Demek ki, tarafgirlik çok şiddetli. Oysa, tarafgirlikle doğru tarihçilik bir arada olmaz, olamaz.

«

Resmî görüşün jakoben tarafgirleri, yeni Türkiye tarihini 19 Mayıs 1919’dan başlatıyorlar. Ondan öncesi âdeta yok hükmünde; ondan sonrası da yalan ve düzmece bilgilerle yakın tarih yeni nesillere yutturmaya çalışıyorlar.

Bakın, o tarihte İstanbul işgal altında. Başta İngiliz kuvvetleri olmak üzere, işgal komiserliğinin onayı-vizesi olamadan boğazlardan hiçbir gemi giriş-çıkış yapamıyor.

Peki, o meşhûr Bandırma vapuru ve içindekiler İstanbul Boğazından nasıl çıkış yapabildi? İngiliz vizesi olmadan mümkün mü? Kat’iyyen. Kezâ, aynı vapur yine İngilizlerin işgali altındaki Samsun limanına nasıl girip demirledi? Orada günlerce nasıl durabildi? 15. Kolordunun başındaki Karabekir Paşa, Mustafa Kemal ve beraberindeki heyeti bir aydır Trabzon’da beklerden, onlar neden başka bir rotaya yöneldiler?

Dahası, İstanbul’da bulunan padişah, sadrâzam ve ordu komutanlığının izni olmadan, herhangi bir Osmanlı subayı veya subay grubu kendi başına buyruk bir şekilde kalkıp Anadolu’ya gidebilir mi? Mümkün değil.

Ama, gelin görün ki, bütün bu sorular cevapsız kalıyor. Zira, 19 Mayıs’dan öncesi önemsenmiyor. Hatta, neler olup bittiği bilinsin istenmiyor. Onun için, çoğu yerde mevzular ya es geçiliyor, ya da kasten ve bilerek konu çarpıtılarak anlatılıyor.

Peki, bundan maksat-murat ne? Yakın tarihin bir kısmı atlanarak, geri kalanı da çarpıtılırak nereye varılmak isteniyor? Bundan nasıl bir menfaat umuluyor?

Ve, can alıcı asıl soru: Mazisini doğru şekilde, yani olduğu gibi bilmeyen bir nesil, geleceğini nasıl inşa edecek?

İşte, tam bu noktada Üstad Bediüzzaman’ın şu sözünü hatırlatmak bir hakşinaslık olsa gerek. Muhakemât’ta diyor ki Üstad “Hakikî vukuatı kaydeden tarih, hakikate en doğru şahittir.”

«

Temennimiz şudur: Bilhassa günümüzde etkileri, yansımaları devam eden tarih silsilesi doğru şekilde yazılsın ve yalansız, tarafsız, objektif bir şekilde nesillere aktarmaya çalışılsın. Bunun faydaları sayılamayacak kadar çok olduğu gibi, aksi yöndeki gidişatın da sayılamayacak kadar çok zararı vardır.

Okunma Sayısı: 189
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı